Turgut ÖZAKMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turgut ÖZAKMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ekim 2018 Çarşamba

30 Ekim 1918...


Bundan tam 100 yıl önce , Osmanlı Devletinin fiilen sona erdiğini gösteren ve Osmanlı hükumetinin kayıtsız şartsız kendini düşmana teslim ettiği Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918) ile ülkemizin işgal haritası şöyleydi:

"İngiliz işgalleri:

1- Musul: 3 kasım 1918.

2- Çanakkale boğazı: 6-12 kasım 1918.

3- İskenderun: 9 kasım 1918.

4- Antakya: 7 aralık 1918.

5- Batum: 24 aralık 1918.

6- Kilis: 27 aralık 1918.

7- Ankara istasyonu: aralık 1918.

8- Antep: 1 ocak 1918.

9- Cerablus: 3 ocak 1919.

10- Haydarpaşa istasyonu: 15 ocak 1919.

11- Konya istasyonu: 22 ocak 1919.

12- Turgutlu-aydın demiryolu: 1 şubat 1919.

13- Maraş: 22 şubat 1919.

14- Birecik: 27 şubat 1919.

15- Samsun: 9 mart 1919.

16- Urfa: 24 mart 1919.

17- Merzifon: 30 mart 1919.

18- Kars: 13 nisan 1919.

19- Marmara kıyıları, karamürsel, haziran 1920.

20- Mudanya: 6 temmuz 1920.

21- İstanbul: 13 kasım 1918-16 mart 1920.

Fransız işgalleri:

1- Doğu Trakya demiryolları: 9 kasım 1918.

2- Çanakkale Boğazı: 6-12 kasım 1918.

3- Dörtyol: 11 aralık 1918.

4- Mersin: 17 aralık 1918.

5- Toros tünelleri: 27 aralık 1918.

6- Adana ve Pozantı: 27 aralık 1918.

7- Doğu demiryolları: 15 ocak 1919.

8- Turgutlu-aydın demiryolu: 1 şubat 1919.

9- Çiftehan ve akköprü: 3 şubat 1919

10- Afyon istasyonu: 16 nisan 1919

11- Urfa: 30-31 ekim 1919.

12- Antep: 27 ekim 1919.

13- Maraş: ekim 1919.

14- İstanbul: 13 kasım 1918.

İtalyan işgalleri:

1- Antalya: 28 mart 1919.

2- Konya istasyonu: 26 nisan1919.

3- Kuşadası: 4 mayıs 1919.

4- Fethiye, bodrum: 11 mayıs 1919.

5- Marmaris: 11 mayıs 1919.

6- Akşehir (kısmen): 14 mayıs 1919.

7- Afyon: 21 mayıs 1919.

8- Malkara: 27 mayıs 1919.

9- Burdur: 28 haziran 1919.

10- İstanbul: 13 kasım 1918.

Yunan işgalleri:

1- Uzunköprü-Hadımköy demiryolu: 9 ocak 1919.

2- İzmir: 15 mayıs 1919.

3- Urla: 16 mayıs 1919.

4- Çeşme: 17 mayıs 1919.

5- Torbalı: 20 mayıs 1919.

6- Menemen: 22 mayıs 1919.

7- Manisa: 25 mayıs 1919.

8- Bayındır: 25 mayıs 1919.

9- Selçuk: 25 mayıs 1919.

10- Aydın: 27 mayıs 1919.

11- Tire: 28 mayıs 1919.

12- Turgutlu: 29 mayıs 1919.

13- Ayvalık: 29 mayıs 1919.

14- Nazilli: 4 haziran 1919.

15- Akhisar: 5 haziran 1919.

16- Bergama: 12 haziran 1919.

17- Kırkağaç: 23 haziran 1920.

18- Soma: 23 haziran 1920.

19- Salihli: 23 haziran 1920.

20- Alaşehir: 25 haziran 1920.

21- Nazilli: 3 temmuz 1920.

22- Balıkesir: 30 haziran 1920.

23- Mustafa Kemal Paşa (Kirmasti): 2 temmuz 1920.

24- Karacabey: 2 temmuz 1920.

25- Bursa: 8 temmuz 1920.

26- Borlu: 12 temmuz 1920.

27- Demirci: 21 temmuz 1920.

28- Çorlu: 20 temmuz 1920.

29- Edirne: 25 temmuz 1920.

30- Bütün trakya: 27 temmuz 1920.

31- Afyon, eskişehir, kütahya: temmuz 1921.

Ermeni işgalleri 1919-1920:

1- Kars

2- Sarıkamış,

3- Iğdır

4- Oltu,

5- Kulp,

6- Çukurova."

Dolayısıyla...

ATATÜRK'ümüzün önderliğinde TÜRK halkının (Kuvayı Milliye, Ankara Hükümeti)  düşmanı  topraklarımıza sokmayıp işgal girişimlerine geçit vermediği  Kurtuluş mücadelesinde,

Şu devlet, millet ve topluluklarla savaşmıştır:

 Kah perde önünde, kah  perde gerisinde İngilizler.

"Çukurova ve çevresinde Fransızlar.

 Batıda Yunanlılar.

 Doğu’da ve Çukurova’da Ermeni birlikleri ve çeteleri.

 Kuzeyde Yunanistan destekli Pontus çeteleri.

 Kocaeli, Ege ve Marmara bölgesinde Rum ve Ermeni çeteleri, ayrıca yerel 
halktan oluşan bazı işbirlikçi çeteler ve İyonya devleti için hazırlanan 20 000 kişilik kuvvet.

21 iç isyana katılan, 15.000 civarında isyancı.

Anzavur’un birliği ve Kuvayı İnzibatiye.

 Çerkez Ethem’in Kuvayı seyyaresi."
Turgut ÖZAKMAN




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

26 Ağustos 2018 Pazar

Olmazsan Olmazdık Yüce ATA'm!



Hayatını cepheden cepheye koşturarak geçiren, milleti için canı pahasına çalışan ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ümüzün ve silah arkadaşlarının, sonsuz minnet ve şükran duygularımızla  ruhları şad, mekanları cennet olsun...


28 Eylül 1922-11 Kasım 1922 

BÜTÜN Türkiye günlerdir durup durup coşuyor, bayram ediyordu. 

Bir İstanbullu anı defterine şöyle yazdı: 

"Hastalık, parasızlık, acı, düşmanlık, gelecek kaygısı, her şey, her şey unutuldu. Her yer çılgınca sevinen mutlu insanlarla dolu. Sevinçten kucaklaşıp kucaklaşıp ağlaşıyoruz. Her yanda bayraklar. Milli Mücadele karşıtı beş hocayı üniversiteden kovdurmayı başaran öğrencilerin sevinci artarak sürüyor"

Asya, Ortadoğu ve Afrika'daki bütün Müslüman topluluklar da, bu mucize zaferi coşkuyla kutlamaktaydı. Hiçbiri bağımsız değildi. Hepsi sömürgeydi, işgal ya da denetim altındaydı, esirdi, geriydi. Dünya bu talihsiz insancıkların sevinç ve gurur dolu çığlık-larıyla inliyordu: 

"Yaşasın Türkiyeeee!" 

Türkler emperyalizmi yenmişti. Bir ilkti bu. Tarihin çok önemli bir dönemeci yaşanıyordu- Türk ordusu Anadolu'yu temizlemiş, Çanakkale'yi sarmış, İstanbul kapılarına dayanmıştı. 

Kanlı oyunun son aşaması başlamıştı. 

Türkiye 1918'de yenilip teslim olduğu zaman hepsi yıkılmıştı. Türkler bile başa çıkamadığına göre 'bu beyaz efendileri' kimse yenemez diye düşünmüşlerdi. Ümitsizliğin dibine çöktükleri anda 'Türklerin İngilizlere ve ortaklarına isyan ettikleri' gibi inanılması zor haberler gelmeye başlamıştı. 

"Neee?"

İşgale, parçalanmaya, paylaştırılmaya, sömürülmeye karşı çıkmıştı Türkler... 

"Acaba doğru mu?" 

Son haçlı saldırısına direniyorlardı... 

"Direniyorlar ha!" 

İngilizlerin ortaklarını, paralı askerlerini, kiralık katillerini art arda yeniyorlardı... 

"Yarabbi bu bir rüya ise ne olur uyandırma!" 

Bu olağanüstü mücadeleyi dört yıl boyunca, Türklerin kazanmasıiçin dua ede ede, içleri titreyerek izlemişlerdi. Ezilen, sömürülen, hor görülen İslam dünyası için bu bir onur sorunuydu. Sonunda büyük haber gelmişti: Müslüman Türkler bütün beyaz efendileri, adamları, yamakları, uşakları, beslemeleri, soytarıları, alkışçıları ve çığırtkanlarıyla birlikte yenmişti! 

Milyonlarca yanık, kavruk ses göğe yükseldi: 

"Elhamdülillaaaaah!" 

Malezya'dan Nijerya'ya kadar Asya ve Afrika'daki bütün Müslüman topluluklar sevinçle dalgalandı. Birçok şehir M. Kemal Paşa'nın resimleriyle donatıldı, Gazze'de ve Nablus'ta pencerelere Türk bayraklarıasıldı. 

İngilizler Nehru ile öteki Hint liderlerini hapsetmişlerdi. Liderler kaldıkları koğuşları Türk zaferi şerefine çiçekli dallarla süs-lediler. 

Bu olay Müslüman olmayan sömürgelerde de bağımsızlık ve özgürlük ümidini yeş erte çekti. 

Tarihin akışı değişiyordu. 

Tunus'un Kairouan şehrinde yaşayan Bouhdiba Efendi haberi alır almaz şükür secdesine kapandıktan sonra duaya durdu: 

"Bize de Mustafa Kemal Paşa gibi bir serdar, Türk ordusu gibi bir ordu nasip et ey yüce Allahım."

Turgut ÖZAKMAN, CUMHURİYET Türk Mucizesi, sf:15-16


Bugün 26 Ağustos 2018

Büyük Önderimiz ve ebedi Başkomutanımız ATATÜRK'ümüzün komutasındaki TÜRK ordusu, 26 Ağustos 1922 tarihinde Türk Kurtuluş Savaşı esnasında taarruza geçerek Yunan kuvvetlerine karşı genel bir saldırı başlattı. Dolayısıyla, Türk ordusu, 26 Ağustos gecesi Ahır Dağları üzerinde yer alan Yunanların geceleri savunmadığı Ballıkaya mevkiisine ilerledi ve buradan sızarak Yunan hatlarının gerisine vardı

Ve...

Sabaha kadar süren intikalin ardından Kocatepe'de yerini alan Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk'ümüzün komutasındaki Türk ordusunun,  işgalci Yunan birliklerine karşı başlattığı Büyük Taarruz'un 96. yıl dönümü Yüce Türk ulusuna kutlu ve mutlu olsun!


Ne mutlu Türk'üm diyene!



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)


7 Ekim 2016 Cuma

Yüzbaşı Faruklar Bitmedi!





İstanbul'un işgali, Osmanlı İmparatorluğu ve İtilaf Devletleri arasında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile 1. Dünya Savaşı'nın bu ülkeler arasında sona erdiğinin ilan edilmesinin ardından, 13 Kasım 1918'de Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul işgal olundu. 13 Kasım 1918'de başlayan işgal, 6 Ekim 1923'te İstanbul'un Kurtuluşu ile sona erdi.



"İSTANBUL HÜKÜMETİNİN Harbiye Nazırı Ziya paşa her zamanki yumuşaklığı ile, "Beyler.." dedi, ".. İngilizlere kafa tutamayız. Adamların hiç şakası yok. Daha geçen gün, bir bahane icat ederek İzmit’i tekrar işgal ediverdiler.”

Sarı atlas döşeli büyük oda, nezaretin ileri gelen subayları ile doluydu. Hürriyet ve itilaf partisi yanlısı olan birkaç gerici subay dışında hepsi, Anadolu’ya geçmeye çoktan hazır, Ankara’nın İstanbul’da kalmalarını gerekli gördüğü namuslu askerlerdi.Kapı açıldı, kapının boşluğu içinde yaver göründü :

"Emrettiğiniz yüzbaşı geldi efendim."

"İçeri al."

Nazır subaylara bilgi verdi :

"Az önce sözünü ettiğim talihsiz olayın faili."

Yüzbaşı bekletmeden içeri girdi, kaygılı bakışlarla kendisini izleyen subayların arasında hızla ilerleyerek nazırın masası önünde durdu, selam verdi :

"Yüzbaşı Faruk, İstanbul. Beni emretmişsiniz."

Uzun boylu, kumral, yakışıklı, biraz bıçkın havalı bir subaydı. Nazır önündeki bir yazıya bakarak, yumuşak bir sesle, "Oğlum.." dedi, "..dün akşam Beyoğlu’nda, İngiliz inzibat subayı Teğmen Miller’i, emre rağmen selamlamamışsın. Doğru mu?”

"Evet efendim, doğru."

Nazır, dürüst subaya babacanca yol gösterdi :

"Herhalde görmediğin için selamlamadın, değil mi çocuğum?"

"Hayır efendim, gördüm."

Nazırın canı sıkıldı :

"Niye selamlamadın öyleyse? Selamlamanız için emir verilmişti."

"Rütbesi benden küçük olduğu için selamlamadım paşam. Askerlik töresince, önce onun beni selamlaması gerekmez miydi?"

Ziya paşa derin bir kederle ellerini açtı :

"Askerlik töresi mi kaldı a yavrum? Adamlar galibiyet haklarını kullanıyorlar. İngiliz komutanlığı bu sabah olayı protesto etti. Mesele çıkarılacak zaman değil.Hemen şu müzevir teğmeni bul da özür dile. Olayı kapatalım."

Başıyla çıkması için izin verdi.Ama yüzbaşı yerinden kıpırdamadı :

"Paşam, bir de beni dinlemenizi rica ediyorum."

Nazır bıkkınlıkla, "Söyle bakalım" dedi.

"Balkan savaşı’nda teğmendim, Çanakkale’de üsteğmen , Suriye cephesinde yüzbaşı oldum. Ben bu rütbeleri tek başıma savaşarak almadım. Her rütbemde binlerce şehidin ve gazinin hakkı var. Onların hakkını korumak namus borcumdur. Beni affedin, özür dileyemem."
Harbiye nazırı bozuldu :

"Anlamadın galiba. Harbiye nazırı olarak emrediyorum."

Yüzbaşı sükunetle, "Anladım efendim" dedi, apoletlerini (Rütbelerini) bir hamlede söküp nazırın masasına bıraktı :

"Artık emrinizi dinlemek zorunda değilim!"

Selam vermeden dönüp kapıya yürüdü. Oturan subayların, İstanbul’u tutan birkaçı dışında, hepsi saygıyla ayağa fırladı. Hepsinin rütbesi yüzbaşıdan daha büyüktü.
Gözleri dolarak, Faruk yüzbaşıya selam durdular…" Turgut ÖZAKMAN / Şu Çılgın Türkler, sf: 57-58

Ve...

İstanbul 1930 yılına kadar "Konstantinopolis" ve "Konstantiniyye" diye adlandırılıyordu. Ancak 28 Mart 1930 yılında Atatürk'ün talimatıyla  Konstantinopolis  adı tamamen yürürlükten kaldırılarak,  "Türk Posta Hizmet Kanunu ile kentin adı resmen değiştirilip İSTANBUL adını almıştır."

Dolayısıyla, Cumhuriyet dönemiyle birlikte İstanbul kentin resmi ve uluslararası adı ilan edildikten sonra "Konstantinopolis" adının mektuplarda veya diğer yazışmalarda ve uluslararası alanlarda kullanılması yasaklandı. Örneğin yurtdışından İstanbul'a gönderilen mektuplarda adres olarak "Konstantinopolis" (yanında İstanbul yazsa bile) yazıldıysa bu mektuplar geri gönderilmeye başlandı



Evet, 6 Ekim 1923'te, 5 yıl süren düşman işgalinden kurtulan İstanbul'a, Türk Ordusu sevinç çığlıkları, mutluluk gözyaşları ve çiçek yağmuru altında girdi.

Dün, İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümüydü...

 Dolayısıyla...

Bugün yeniden İstanbul'u "Konstantinopolis" yapmak  isteyenlere,

Yüzbaşı Farukları hatırlatmak vatan borcudur!


Ne mutlu Türk'üm diyene! 


Sevgi ve saygılarımla!






"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)


17 Eylül 2014 Çarşamba

Vallahi Tek "Sorun"umuz, Etek




"İstanbul Yönetiminin pekçok sorunu vardı. Maliyesi iflas halinde, ekonomisi ölü, halkı hayat pahalılığı altında ezikti. Yoksulluk ahlakı ve sağlığı kemirip durmaktaydı. Göçmenler cami avlularında, yangın kalıntılarında, yarı aç yaşıyorlardı. Yoksulluk yüzünden bilinen Müslüman fahişe sayısı 774'e çıkmıştı. Hükümet işgalcilerin şamar oğlanı gibiydi. 

Saray, hükümet, memurlar, aydınlar, bilim adamları çalışsalar, tartışsalar, araştırsalar, belki bu sorunların bir bölümüne çare bulunabilirdi.

Ama anlaşılan şu idi ki Osmanlı erkekleri için Müslüman kadınların nasıl giyinmesi gerektiği konusu her konudan daha önemliydi. Sırf bu konuyla ilgilenmek üzere bir cemiyet kuruldu. Amacı Müslüman kadınlar için hem din kurallarına, hem de zamanın zevkine uygun bir giyim modeli belirlemekti.

Padişah emriyle Şerriye ve Maarif Nezaretleri de konuyla ilgilendirildi. Yetkililer, görevliler, ilgililer, uzmanlar, danışmanlar, devletin tarihten silineceği güne kadar sık sık toplanacak, bu konuyu tartışacak, görüşmeler gazetelere yansıyacaktı.

Y. Kadri, F. Rıfkı ve Yahya Kemal akşam yemeği için buluşmuşlardı. Sohbet ederlerken hükümetin kadın giyimi konusundaki bu rüküş girişiminden söz açıldı, İslâm gibi evrensel bir dini, giyim-kuşama indirgeyen bu çapsız yaklaşımı üçü de yadırgamıştı. Y. Kadri, "Bizanslılar da son günlerini buna benzer konuları tartışarak geçirmişlerdi" dedi. 

Yahya Kemal iç geçirdi:

"Bir imparatorluğun batması trajik bir olaydır. Ama bu tartışmalar, Osmanlının batışını Mınakyan Efendi'nin melodaramlarına çeviriyor." Turgut ÖZAKMAN, Şu Çılgın Türkler  sf: 565-566



"Lisede etek referandumu

Yaklaşık 16 milyon 400 bin öğrenci 15 Eylül’de dersbaşı yapmaya hazırlanırken, İTÜ Geliştirme Vakfı Özel Ekrem Elginkan Lisesi yönetimi, son yıllarda sıkça gündeme gelen kız öğrencilerin kıyafeti konusunda tartışmalı bir karara imza attı." Hürriyet

Bilimsel düşünme, insani değerlerin kazanılması , zihinsel  gelişim, üretken ve sorgulayan beyinler...

Bu önemli unsurları bıraktık,

Etek "giyilsin mi?", "giyilmesin mi?" peşine düştük...

Demek ki...  eğitimde matematik şampiyonu olan Finlandiya, teknolojide dünya rehberi sayılan Japonya, Amerika, Fransa, İsviçre.. ve  bilimsel eğitimin önderleri sayılan ülkelerin  öğrencileri, bu anlamda "olumsuz" etkileniyorlar'mış, öyle mi?

Onun için olsa gerek ki.. onlar düşünüyor, üretiyor.. Biz de  onların icat ettiklerini kullanıyor, onların buluşlarından yararlanıyor ve  istifade ediyoruz...


Hâl böyleyken..  Arap Yarımadasında ve İslam toplumlarında  ahlâk, bilim yerlerde sürünüyor, ölüm gözyaşı kol geziyor...

Dolayısıyla..

Etek giyen ülkeler uzaya...

Kadınları kapatan"Müslüman" ülkeler de,  bilim ve teknolojiden uzak,  IŞİD'e ve El Kaide'ye haşhaşi "cihad"çı  yetiştirmeye...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

13 Eylül 2014 Cumartesi

Sayın Büyüklerimiz'den Gereğinin Yapılmasını Talep Ediyoruz...



"ANKARA'da trafikte tartıştığı Kuveyt Büyükelçiliği diplomat ve elçilik görevlileri tarafından dövülen NATO'da görevli olan F-16 pilotu Kurmay Yarbay Hakan KARAKUŞ'un Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk'ün damadı olduğu ortaya çıktı."

Görgü tanığı bir vatandaşımız olayı şöyle anlatıyor:

 "Arkadaş bir kişi. Eşi ve çocukları yanında. Kuveytli olanlar kasıtlı olarak bu kişiyi yere yatırıyor. Diğer 3 kişi suratını tekmeliyor. Direk olarak öldürmeye çalıştılar arkadaşı. Onların amacı dövmek değil, defalarca ayırdık. Kasıtlı olarak ayakta vurmuyorlar. Her tarafı açıkta olmasına rağmen, arkadaşın sadece yüzüne vurdular. İçeride de hakaret ediyorlar. ’Bizim dokunulmazlığımız var’ diyorlar. Sonra dedik ki ’Siz bizim ülkemizde şahitlik yapamazsınız, hepimiz şahitlik yapacağız. Ondan sonra bankadan polisi arıyorlar. ’Biz diplomatız, dokunulmazlığımız var saldırıya uğradık, bizi linç edecekler gelin kurtarın’ diyorlar. Burada hiç kimse saygısızlık yapmadı. Gördüğünüz gibi devletin memuruna da saygılıyız. Sadece yüzlerine tükürmek istiyoruz. Şahitlikte yapacağız." 11 Eylül 2014


Ülke topraklarımız üzerinde hatta başkentimizin göbeğinde bu küstahlığı gösterme fütursuzluğuna cüret eden Arap diplomatına halkımızın tepkisi anında karşılık bulmuştur... 

Dolayısıyla... bu milletin bağımsızlığını ve gözbebeği değerlerini sakın kaşımaya kimse kalkmasın... 

El cevap, Türk Milletinin 1919'daki  Milli Mücadelesini hiç kimse aklından  çıkarmasın... Dolayısıyla yeri gelmişken bu kepazelikle birlikte aklıma merhum Turgut ÖZAKMAN'ın kitabından okuduğum, işgal yıllarında yaşanılan  benzeri tarihi bir olayı izninizle  paylaşmak istiyorum:


"HORCH marka siyah, büyük bir otomobil, köprüyü geçerek Karaköy'e saptı. Ali Kemal'in güvendiği meşru devletin Sadrazamı Tevfik Paşa, Londra'dan dönmüş, konferans hakkında Padişah'a bilgi sunmak için saraya gidiyordu. Birdenbire bir İngiliz trafik askeri, düdük çalarak önlerine atıldı. Şoför arabayı durdurdu. Sarsılan Tevfik Paşa sızlandı:

"Ne oluyor?" 

Şoförün yanında oturan parlak kordonlu yaver, "Şimdi anlarım efendim" dedi, arabadan fırladı.

İngiliz askeri öfke içindeydi.

Yaver sert bir şekilde, hemen yolu açmasını istedi. İngiliz, bir Türk subayının kendisiyle böyle yukardan konuşmasına şaşmıştı, o yüzden duraksadı. Askerin kabalığından pişman olduğunu sanan yaver, arabada Sadrazam'ın bulunduğunu açıkladı, yolu açmasını istedi. İngiliz kendini toparlamıştı, bir şey söylemeden düdüğüne asıldı.

İhtiyar Tevfik Paşa "Ne istiyor bu adam..." diye yakındı arabada, "..geç kalıyoruz."

Düdük sesine koşan bir devriye kolu arabayı sarıyordu. Yaver altüst olmuş bir suratla arabaya döndü. "Çabuk gidelim" emrini veren Sadrazam'a, "İmkansız efendim.." dedi, "..bizi tutukladı."

Tevfik Paşa'nın yüzü soldu:

"Kim olduğumu söylemediniz mi?

"Söyledim efendim ama bir faydası olmadı. Karakola götürüyor."

"Neden?"

"Arabanın plakası olmadığı için." ...

Çevre meraklılarla dolmuştu. Gözleri hayretten büyümüş bir Türk yanındakilere, "Şu hale bakın yahu.." diye fısıldadı,  ..bir İngiliz askeri, koca Osmanlı Sadrazamını tutukladı, götürüyor...

Yere tükürdü.

(...)

YILDIZ SARAYI'nın Küçük Mabeyn  dairesindeki genişçe odada, Vahidettin gözlerini kapatmış, Tevfik Paşa'yı dinliyordu. Tevfik Paşa saraya ancak hava karardıktan sonra gelebilmişti. 

"..Karakoldaki İngiliz subayı, üstleriyle konuşmadan bizi serbest bırakmadı. Bu yüzden geciktim efendimiz, affınızı dilerim."

Vahidettin bir süre sessiz kaldı, neden sonra gözlerini araladı, durgun bir sesle, "Bu tatsız olayı, diplomatik bir kaza olarak değerlendirelim" dedi.. " Turgut ÖZAKMAN / Şu Çılgın Türkler, sf:59-62


Demek ki... dokunulmazlık zırhı altında bu küstahlar, eline bomba alıp orayı burayı da bombalayabilirler'miş.. hatta yetmedi taramalıyla vatandaşlarımızı da öldürsünler valla..  
Nasılsa dokunulmazlıkları var'mış ya...


Allah aşkına böylesi bir kepazeliği ,  hangi ülke, hangi devlet, hangi millet kabul eder veya kendilerine reva görür? 

Bileniniz varsa beri gele... 

Dolayısıyla...

Yetkili Sayın Büyüklerimizden, 

Millet olarak, onur kırıcı bu küstah davranışın gereğinin yapılmasını ivedilikle talep ediyor ve bekliyoruz... 

Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

29 Eylül 2013 Pazar

Çılgın Türkler Seni Çok Sevdi...




















Acı haberi duyduğumda yüreğim "cızz" etti...  O sevimli, vatansever insanı kaybettik...

Bize tarihi sevdiren, tarihimizle gurur duymamızın önünü açan bir cumhuriyet değeriydi... Türk milletinin kendine olan özgüvenini "Çılgın Türkler" tanımlamasıyla hatırlatan harika insan... Kitaplarında Cumhuriyet'i, Çanakkale'yi ve Osmanlı'nın son dönemlerini belgeleriyle en ince detaylarına kadar yazarak, yeni nesile okuttu ve öğretti... Tarihi Onunla sevdik... 

Atatürk Cumhuriyetinin ve devrimlerinin yılmaz bekçisi bilge insan 

Seni asla unutmayacağız... 

Turgut ÖZAKMAN'a Yüce Allah'tan rahmet diliyorum...

Mekânın Cennet Olsun!




Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

24 Nisan 2013 Çarşamba

Dün'den Bugün'e...















"23 Nisan (1931) Millî Egemenlik Bayramı yine güzel törenlerle kutlandı. Cumhuriyetin ve bütün millî bayramların temeli bu gündü.

Çocuk haftası da başladı. Birçok yerde çocuk baloları verildi. Yeni bir moda başlamıştı. Gürbüz çocuk yarışmaları yapılıyordu. Cumhuriyet çocuklara sahip çıkmıştı. Çocuk şarkıları besteleniyordu. Süt Damlası süt dağıtmayı sürdürüyordu. İlkokul ders kitaplarının çocukların zevklerini yükseltmek için çok özenli basılmasına dikkat ediliyordu. Dilenci çocuk, sokak çocuğu,, köprü altı çocuğu kalmamış ya da çok azalmıştı. Eğitim Bakanlığı, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Çocuk Esirgeme Kurumu, Kızılay, Belediyeler el birliği ile her yerde kimsesiz çocuklara sahip çıkıyorlardı. Kimsesiz çocuklar için yatılı okullar kurulmuştu. Yaşı uygun olanlar için meslek kursları veriliyor, gelecekleri güven altına alınıyordu. Bir-iki yerde çocuk parkı açılmıştı. Çocuk eğitimi konusunda radyolarda yararlı konuşmalar yapılıyor, bebek bakımı hakkında da bilgiler veriliyordu.

Pek çok yurttaşı memnun eden bir gerçek vardı. Ağır dünya krizine rağmen Türkiye gerilemiyor, yerinde saymıyor, küçücük bütçesiyle zorlukla da olsa ilerliyor, gelişiyor, çağa ve dünyaya açılıyordu." Turgur ÖZAKMAN, "CUMHURİYET Türk Mucizesi" sf:418



Ve...


"Samsun’un Tekkeköy İlçesi’nde 60 yaşındaki Ahmet ve 58 yaşındaki Nurten İşçi çifti, torunları 9 yaşındaki Özgür Bakırcı ile birlikte 4 yıldır naylon brandalarla yaptıkları barakada yaşam mücadelesi veriyor. Kağıt toplayarak yaşamaya çalıştıklarını söyleyen Nurten İşçi, torununun kirli kıyafetlerle okula gittiği için arkadaşlarının kendisiyle alay ettiğini bu yüzden de 1.5 aydır okula gitmediğini söyledi." 20 Nisan 2013http://haber.gazetevatan.com/serbest-degil-zorunlu-kiyafet/531668/7/yasam


Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

24 Aralık 2012 Pazartesi

Bu Haber Doğru Olamaz!!!





"Şırnak Ilıca'da önceki gün arazi taramasına çıkan Meteler Jandarma Özel Harekat timleri çıkan çatışmada iki teröristi ölü ele geçirdi. Teröristlerin üzerinden ise ABD ordusunun kullandığı FGM-148 roketatarı ve mermisi çıktı... ASKERHABER" 23 Aralık 2012, turkiyehaberajansı (Türkiye Haber Ajansı)



Aynı haber kaynağının devamında ise;

Olay sonrasında ABD'li subayların Mehmetçiği saatlerce "sorguya çektiği", akabinde Türk üsteğmen ile ABD'li görevli arasında "sert tartışma yaşandı"ğı ve sonrasında da "üsteğmenin ABD'li askerin üzerine yürümesi"yle hakkında "komutanı tarafından soruşturma başlatıldı"ğı  "iddia" ediliyor...

Yüreğim ince ince sızlıyor...

Zihnim ise, Turgut ÖZAKMAN'ın kitabından okuduğum tarihi not'u canlandırıyor...



"İSTANBUL HÜKÜMETİNİN Harbiye Nazırı Ziya paşa her zamanki yumuşaklığı ile, "Beyler.." dedi, ".. İngilizlere kafa tutamayız. Adamların hiç şakası yok. Daha geçen gün, bir bahane icat ederek İzmit’i tekrar işgal ediverdiler.”

Sarı atlas döşeli büyük oda, nezaretin ileri gelen subayları ile doluydu. Hürriyet ve itilaf partisi yanlısı olan birkaç gerici subay dışında hepsi, Anadolu’ya geçmeye çoktan hazır, Ankara’nın İstanbul’da kalmalarını gerekli gördüğü namuslu askerlerdi.Kapı açıldı, kapının boşluğu içinde yaver göründü :

"Emrettiğiniz yüzbaşı geldi efendim."

"İçeri al."

Nazır subaylara bilgi verdi :

"Az önce sözünü ettiğim talihsiz olayın faili."

Yüzbaşı bekletmeden içeri girdi, kaygılı bakışlarla kendisini izleyen subayların arasında hızla ilerleyerek nazırın masası önünde durdu, selam verdi :

"Yüzbaşı Faruk, İstanbul. Beni emretmişsiniz."

Uzun boylu, kumral, yakışıklı, biraz bıçkın havalı bir subaydı. Nazır önündeki bir yazıya bakarak, yumuşak bir sesle, "Oğlum.." dedi, "..dün akşam Beyoğlu’nda, İngiliz inzibat subayı Teğmen Miller’i, emre rağmen selamlamamışsın. Doğru mu?”

"Evet efendim, doğru."

Nazır, dürüst subaya babacanca yol gösterdi :

"Herhalde görmediğin için selamlamadın, değil mi çocuğum?"

"Hayır efendim, gördüm."

Nazırın canı sıkıldı :

"Niye selamlamadın öyleyse? Selamlamanız için emir verilmişti."

"Rütbesi benden küçük olduğu için selamlamadım paşam. Askerlik töresince, önce onun beni selamlaması gerekmez miydi?"

Ziya paşa derin bir kederle ellerini açtı :

"Askerlik töresi mi kaldı a yavrum? Adamlar galibiyet haklarını kullanıyorlar. İngiliz komutanlığı bu sabah olayı protesto etti. Mesele çıkarılacak zaman değil.Hemen şu müzevir teğmeni bul da özür dile. Olayı kapatalım."

Başıyla çıkması için izin verdi.Ama yüzbaşı yerinden kıpırdamadı :

"Paşam, bir de beni dinlemenizi rica ediyorum."

Nazır bıkkınlıkla, "Söyle bakalım" dedi.

"Balkan savaşı’nda teğmendim, Çanakkale’de üsteğmen , Suriye cephesinde yüzbaşı oldum. Ben bu rütbeleri tek başıma savaşarak almadım. Her rütbemde binlerce şehidin ve gazinin hakkı var. Onların hakkını korumak namus borcumdur. Beni affedin, özür dileyemem."
Harbiye nazırı bozuldu :

"Anlamadın galiba. Harbiye nazırı olarak emrediyorum."

Yüzbaşı sükunetle, "Anladım efendim" dedi, apoletlerini (Rütbelerini) bir hamlede söküp nazırın masasına bıraktı :

"Artık emrinizi dinlemek zorunda değilim!"

Selam vermeden dönüp kapıya yürüdü. Oturan subayların, İstanbul’u tutan birkaçı dışında, hepsi saygıyla ayağa fırladı. Hepsinin rütbesi yüzbaşıdan daha büyüktü.
Gözleri dolarak, Faruk yüzbaşıya selam durdular…" Turgut ÖZAKMAN / Şu Çılgın Türkler, sf: 57-58

Diyeceğim...

"Ekilir ekin geliriz. Ezilir un geliriz. Bir gider bin geliriz."


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

28 Ağustos 2012 Salı

İngiliz Casus Sait Molla; "Yoksul Türk Bunu Nasıl Başardı?"



















"Benim ninelerim, dedelerim Kırım’dan gelmişler. Benim doğumum 4 Nisan 1922, Bandırma... Yunan gelmiş, yakmış Bandırma’yı... İskelede, Haydar Çavuş Camii’ne toplamış erkekleri ve bombalayıp öldürmüş hepsini. Babam köye kaçarak kurtulmuş.

Averof Zırhlısı bombardıman ederken Bandırma’yı ben 6 aylıkmışım... Anacığım beni çamaşır kazanının altına koymuş, öyle kurtarmış. “Yunan zalimi, Yunan yangını” diye diye büyüdüm ben... Ama bugün için örnek alacağımız bir şey var o günlerden...

Yunan komutanı ezanı yasaklamıştı. Osman Amcam 9 yaşında, Hafız-ı Kuran, sesi de çok güzel. Ahali, “Çocuğu çıkaralım, ezanı o okusun, ona dokunmazlar” demiş. Amcam ezanı okumuş. Yunan, amcamı minareden indirmiş, döve döve öldürmüş, caminin önüne bırakıp gitmiş.Bizimkiler gelmiş, çocuğun ölüsünü götürelim diye, bakmışlar nefes alıyor...

Amcamın hayatı böyle kurtuldu. Ama ölünceye kadar da sakat kaldı.

Şimdi bugünkülere soruyorum...

Atatürk var ya Atatürk, tanıyor musun sen onu?

Ona karşı gelenler var ya, onu hakir görenler... Kimmiş efendim Atatürk, Çanakkale’de zafer mi kazanmış, öyle bir şey yokmuş! Kurtuluş Savaşı mı yapmış? Yok canım, çetelerle savaşmış!

Bunları diyenler var ya... İşte o olmasaydı bugün onlar şans eseri belki hayattaydı haberin olsun. Şans eseri!" 90 Yaşını Tamamlayan Hayrettin KARACA 20 Ağustos 2012, Vatan/Mine Şenocaklı



Başkomutanlık Meydan Muharebesi ya da Dumlupınar Meydan Muharebesi, Kütahya'ya bağlı Dumlupınar yakınında 30 Ağustos 1922'de Türk ve Yunan orduları arasındaki savaştır.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından bizzat yönetildiği için Başkomutanlık Meydan Muharebesi denilir.


"26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Tarruz sonucu Türkler tarafından kesin zafer elde edilmesi üzerine Kuvay-ı Milliye’ye başından beri muhalefet etmiş olan Sait Molla, telaşa düşen diğer bazı muhalifler gibi İngiliz elçiliğine sığındı. Kendisine İngiliz General Harrington tarafından özel bir pasaport verildi. Bu pasaportla Mudanya Mütarekesi öncesinde ülkeyi terk etti." Vikipedi


"ANADOLU'nun dış dünya ile her türlü bağlantıyı kesmesi çeşitli yorumlara yol açtı.

İngilizler ve onların haberalma başarılarına güvenenler, Ankara'da M. Kemal Paşa'ya bir darbe yapıldığını düşünüyorlardı.

Sait Molla öğrendiği bu haberi hemen Ali Kemal Bey'e telefonla bildirdi. Ali Kemal Bey yeni kalkmıştı, uyku sersemiydi, bir avuç baldırı çıplak yüzünden üniversiteden kovulduğu için sinirliydi ama bu haber yüzünü güldürdü.

O da telefonu olan dostlarına yaydı bu güzel haberi." Turgut ÖZAKMAN/Şu Çılgın Türkler, sf:616



"SAİT MOLLA bu gece evinde kalmaktan korktu, Rıza Tevfik'e geldi. Üniversite öğrencilerinin, Bakırköy'de Cenap Şahabettin'in Beyoğlu'nda Ali Kemal'in evinin önünde toplanıp eğlendiklerini duymuş, sinirleri bozulmuştu. Konyak içiyor ve dertleşiyorlardı. Çökmüş haldeydiler. Dışardan sokaklara dökülmüş Türklerin neşeli bağırtıları, gülüşleri geliyordu.

Sait Molla, "Birkaç gün daha bekleyip İngilizlere sığınmaktan başka çare yok" dedi.

Sait Mola inledi:

"Yoksul Türk bunu nasıl başardı?"

Turgut ÖZAKAMAN/Şu Çılgın Türkler, sf: 664




"EMPERYALİSTLERİN donattığı, emperyalizmin yönlendirdiği Yunan ordusu ezilmişti. Türkiye için yepyeni bir dönem başlıyordu. Falih Rıfkı Atay 30 Ağustos zaferi için şöyle yazacaktı:

"Nemiz varsa, eğer bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaşlar olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batının pençesinden, vicdanımızı ve düşüncemizi Doğunun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcaklığını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak, hepsini, her şeyi, 30 Ağustos zaferine borçluyuz." Turgut ÖZAKMAN/Şu çılgın Türkler, sf:644



Kurtuluş Savaşı'nın sonucunu belirleyen Büyük Tarruz'un son günü yapılan Başkomutanlık Meydan Savaşı'nı, ulusal bayram olarak kutluyoruz...


Büyük önder Mustafa Kemal ATATÜRK'e sonsuz minnet ve şükran duygularımızla,


Bu yıl 90. yılını kutlayacağımız büyük bayramımız,


30 Ağustos Zafer Bayramı,

Yüce Türk Milletine Kutlu ve Mutlu Olsun...


Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)