14 Temmuz 2011 Perşembe

Bu Yasağı Alkışlıyoruz...












"Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız." Atatürk




"Kantinde artık kola ve hamburger yok
Sağlık ve Milli Eğitim bakanlıkları kantinlerde hamburger, kola gibi ürünlerin satılmasını yasakladı. Ayran ve meyve zorunlu oldu.

Okullarda obeziteyi engellemek ve öğrencileri bilinçli beslenmeye teşvik etmek için, iki bakanlığın yapacağı ortak uygulama kapsamında, okul kantinlerindeki hamburger tipi fast food gıda, kolalı içecek, hazır meyve suları, enerji içecekleri, kızartma ve cips tipi ürünler öğrencilere satılmayacak. Bunun yerine ayran, ayran, yoğurt, meyve satışı zorunlu hale gelecek. Zararlı gıda satan kantinin sözleşmesi feshedilecek."


Vatan'ın haberinden edindiğimiz bilgi böyle...

Valla ne diyelim... Yasak kavramı ancak bu kadar yerinde ve anlamlı olabilirdi...:)


Bir eğitimici olarak bu haberi olumlu ve çok yerinde buldum. Harika bir tespit... Bakanlığımızın almış olduğu bu karardan dolayı kendilerini kutlamak istiyoruz...

Çocuklarımızın bilinçli hareket ederek sağlıklı beslenmesi şüphesiz ki çok önemli... Bu münasebetle çocuklarımız, beslenme alışkanlığını kendi kültürü içerisinde sürdürmeyi de sağlamış olacaklardır. En önemlisi ise bu tür alışkanlıklar, öncelikle "eğlence" gibi görünse de arkasında tehdit ve tehlike içeren pekçok önemli unsurları barındırdığının farkına varılmasıdır.

Bu anlamda ayrıca çocuklarımızın geciktirilmeden tek tek bilnçlendirilmesi de biz eğitimcilerin üzerine düşen en önemli sorumluluklarımızdan birisi olduğunun altını kalınca çizmek isterim...


Bu güzel ve önemli başlangıç için Milli Eğitim Bakanlığımıza ve katkıda bulunan Sağlık Bakanlığı yetkililerine buradan TEŞEKKÜR EDERİZ... :)

Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

12 Temmuz 2011 Salı

Müslüman Toplumun Kaybettiği Kur'an Ahlâkı













"Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele." Tevbe Sûresi, 34. Ayet



"VAN’ın ileri gelen ailelerinden Öner ailesinin kızları Leyla ile Irtak ailesinin oğulları Yavuz’un düğününde geline 14 kilogram altın, gelin ve damada ise 445 bin TL para takıldı. Gelin ve damada asılan para ve ziynet eşyalarının toplam değeri yaklaşık 1,5 milyon lirayı buldu." 5 Temmuz 2011, Hürriyet


Öte yandan;

"İşim gücüm yok. Çocuğuma bakamıyorum" yazılı not iliştirilerek 20 günlük bir bebeğin valiz içinde bir aracın tekerleğinin önüne bırakılarak ezilmesi...

Ve yine kredi kartı borcu nedeniyle işlenen cinayetler, yıkılan aileler...

Bu olaylar son bir hafta içerisinde yaşandı...


Şimdi dikkatle bakar mısınız?

Toplumun parmakla sayılacak kadar az kesimi çıldırmışcasına gösteriş içerisinde ... Büyük çoğunluğu ise yokluk ve yoksulluk içerisinde cinnet geçiriyor... İyi mi!

Çılgın derecede, uç sayılacak olaylar nerede yaşanıyor?

Şüphesiz ki Müslüman toplum olarak övünen ve Kur'an ahlakına sahip "olduğumuz"u söylediğimiz güzel ve zengin ülkemizde!!!

Peki niçin Müslüman toplum üzerinden vurgu yapmak ihtiyacı hisediyorum?

Çünkü, toplum olarak dini değerlerimizi kişisel çıkarlarımıza alet ederek, üzerinden kavga etmeyi yaşam tarzı edindik de ondan...


O vakit birbirimizle didişmeyi bir kenara bırakıp bir an evvel inancımızın temeli olan asıl sosyal sorumluluklarımıza bakalım...

Ve "Müslümanım" diyenlerin olduğu yerde bu kadar gösteriş içerisinde yaşamayı, utanmadan sergilemeyi "nasıl açıklamak gerekir?" diye de sormak istiyorum!

Hâl böyle olunca da diğer taraftan "aç"ların mezarı çoğaldıkça çoğalıyor!!!
Peki bu durum karşısında, yaşadıklarımızı nasıl değerlendirmemiz gerekiyor? Aynı memleketde yaşarken, bir tarafta azınlığın hakim olduğu zenginlik gırla gidiyor... Diğer tarafta sefalet vicdanları kanatıyor...

Bu sefil duruma nasıl açıklık getireceğimizi doğrusu merak ediyorum...

Diyeceğim...

Pırıltılı, renkli sözde hayatlar, vicdanları ve gözleri köreltti...

Asıl önemlisi de beşer kalmayı tercih ettik...

Yani;

"İnsanın beşeriyet yanı, Kur'an'ın ifadeleriyle unutkanlığının, nankörlüğünün, aceleciliğinin, haklı-haksız tartışmayı pek sevmesinin, bilgisizliğinin, zalimliğinin ve zayıflığının sembolüdür. Bu olumsuz nitelikleri bastıracak olan da, insanın Ademiyyet yanıdır, batınî duyularıdır, kalbidir. İnsan beşer olarak kalmamalı beşeriyetini ademiyetinin emrine vererek, ilk yetkin halini kazanmaya çalışmalıdır. Kur'an'da, yetkin hale ahsen-i takvîm -en güzel kıvam, en güzel yaratılış denirken, insanın bu yetkinlikten bütünüyle uzaklaşmış ve hayvanlaşmış beşeriyete yuvarlanmış haline de 'esfel-i sâfilin- alçakların alçağı' denilmektedir."

"Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik." Tîn Sûresi, 4,5. Ayet

Öte yandan bir notumuz da etnik kimlik üzerinden bölücülük yapanlara olacak....

Şeyhler, ağalar, nüfusu 20 binlere ulaşan aşiretler...

"Arabasının tekerleğinden fırlayan taşları öperek, şeyhlerine kutsallık atfeden köylüler...

Ne üzerinde çalıştıkları arazi, suladıkları pamuk, ne de kullandıkları traktör onların. Attıkları pusu, tuttukları nöbet, verdikleri oy da onların değil.

Onların köylerinde hayat, aşiret ilişkileri içinde şekilleniyor.

Yaşamın yönünü aşiret ilişkileri belirliyor. İş umutlarından yolculuğa, evlilikten boşanmaya, dövüşten ateşkese, gelenekten inançlara, ekonomiden politik tercihlere dek her şey aşiret kuralları içerisinde anlam kazanıyor." Tevfik TAŞ Atlas, Aylık Coğrafya ve Keşif Dergisi /sayı: 123


Demokrasi diye diye tedhiş estirenler, "feodal yapı"nın temeli olan toprak ağalığına neden ses çıkarmıyorlar?!..

Habere konu olan düğünün maddi kaynağı nereden geliyor, kimlerin hakkı gasp ediliyor? Asıl mücadeleyi burada veremeyen ve ağasına baş kaldıramayalar, bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne baş kaldırmayı "demokrasi", "özgürlük" diye yutturmaya çalışıyorlar... İyi mi!!!

Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

8 Temmuz 2011 Cuma

Amca!











"Milletin kaynağı, toplumsal hayatın temeli olan kadın ancak faziletli olursa görevini yerine getirebilir." Atatürk



"Amca rahatsız mı oldun?"

Demet AKALIN kaymakama böyle seslendi, ortam bir anda gerildi, kaymakam ve protokol üyeleri konser alanını terk etti. AA


Üsluba bakar mısınız?!..


Devletimizin bir ağırlığı ve bir o kadar da saygınlığı var!


Sanatçılarımızın da bu ağırlığı ve saygıyı örnek bir şekilde topluma yansıtması asli görevleri arasındadır!


Terbiye ve saygı sınırlarını delip geçen bir toplumla karşı karşıyayız ne yazık ki...


Bu durumdan hemen hergün neredeyse şikayet etmeyenimiz yoktur herhalde; hatta konu üzerinde büyüklü küçüklü herkesin konuşacağı bir sözü de vardır...


Biz de geçmişle kıyaslama yaparak yazımıza girelim istiyoruz. Zira geçmişten bahsetmek herkesin yüreğinin bir köşesini aniden güzelleştiriverir...

Eski mimarinin eserleri olan eski evler, eski sokaklar, eski moda giysiler, eski komşuluklar, eski arkadaşlıklar, eski saygı... derken eskiye özlemin altında yatan eski hatıralar... İşte hepimiz biliriz ki büyüklerimiz, söze başlarken "eskiden..." diye başlar.

"Eski" ile başlayan cümlelerin asıl özelliği kalplerdeki huzuru gün ışığına çıkarmak olsa gerek...

Dün gazetelere yansıyan bir haberi okuduğum zaman benim de aklıma gelen geçmişin güzellikleri arasında yer alan "saygı" kavramı oldu... Haberin dikkat çeken yönü "Amca rahatsız mı oldun?" ifadesi... Burada Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin mülki amiri sayılan; ve bir festivale konuk olan kaymakamın sahnede şarkı söyleyen bir sanatçıdan yediği "fırça" söz konusu...


Hitap şekli, "amca!"

İfade ise aşağılayıcı bir üslup içerisinde...

En önemlisi ise bu cümlenin kalabalık içerisinde sarfediliyor olması.

Bunu yapan kişi ise ne yazık ki, toplumumuza örnek model olarak sunulmaya seçilmiş, "sanatçı"...

Ha, konunun detayı; kimin haklı, kimin haksız olduğunu tartışmak değil niyetimiz...

Amacımız;

Günümüz basının bize dayattığı sözde "sanatçı" kılıklı kişilerin başkentimizi bile bilemeyecek kadar "cahil" olmalarıdır! Bu kişileri ben, kapitalizme hizmet amacıyla ortaya sunulmuş, zavallı olmaktan öteye geçemeyecek kadar da acınacak kimseler olarak görüyorum...


Hâl böyle olunca da, diyecek bir şey bulamıyorum...

Ne yapsalar yeridir...

Açın bakın günlük gazetelere ve televizyonlara...

Haber diye bize sunulanlar; vıcık vıcık ucuz, kaliteden yoksun, bayağı kişilerin davranışlarının uluorta dedikoduları işte!..


E o zaman da gelinen nokta...

"AMCA"!!!

Cümleten hayırlı olsun...


Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Bir An Evvel...












"Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler,Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler." Âl-i İmrân Sûresi, 169,170. Ayet


Milletimizin değerlerini, mukaddeslerini ve namusunu korumak üzere görev yapan iki -fidanımız- askerimiz sokak ortasında şehit edildi...

Hem de nerede bu fidanlarımız kalleşçe ve alçakça şehit edildi?

Kendi vatan topraklarımızda...

Ne yapıyorlardı masum fidanlarımız?

Milletimizin ortak mukaddeslerini, değerlerini ve namusunu korumak üzere göreve giderken...




"Türk milleti, güzel her şeyi, her medeni şeyi, her yüksek şeyi sever, takdir eder. Fakat muhakkak ki, her şeyin üstünde tapındığı bir şey varsa, o da kahramanlıktır." Atatürk




Türk milletinin başı sağolsun....

Bu alçaklara söyleyeceğim şudur:

Emperyalizme büyük bir iştahla hizmet etmek üzere çıktığınız bu yol, biline ki iyi bir yol değil!

Biz, hep birlikte bu memleketi vatan edindik... ki üzerinde varlığımızı ebedi sürdürüp yaşayalım diye... Bunu kıskanan ve nefretlerini her fırsatta üzerimize kusan Batılı Haçlı emperyalist güçler, bizi bize kırdırmayı görev edinmişler... Ancak acı olan şu ki bu alçaklığı, yine bizim üzerimizden ne yazık ki kendini bilmez gafillerle iş birliği içinde yapıyor olmalarıdır...

Tarih sayfaları bu acı gerçeklerle dolu...

Elin İngiliz'i, elin Amerikalısı, elin Yunan'ı, Elin Fransız'ı, elin Alman'ı, elin Rus'u, elin İtalyanı... ne zamandan beri bizim iyiliğimizi istemiş ki, şimdi de istesin!

Siz bilmez misiniz ki, bu kâfirler sürekli Bizans oyunlarıyla bizi içten yıkmayı görev bellemişler...

Haçlı seferleri ne için kuruldu? Ve kime saldırdılar?!

Bunlar ne çabuk unutuldu!!!

Eti tırnaktan nasıl ayırmayı düşünüyorsunuz?

Bu işlemin, büyük acılara ve kanamalara sebep olacağını bilmez misiniz?

Yok bilmiyor iseniz, buyurun hemencecik kendi üzerinizde bir deneyin bakalım... Tırnağı etten ayırmayı başarabilecek misiniz? Şayet yapabilirseniz, o vakit bu milleti de birbirinden ayırmayı başaracaksınız (!) demektir!!!

Ancak bilinen bir gerçek var ise, o da bunun sonu, kan ve gözyaşıdır...

Demem o ki... 21. Yüzyılın Haçlı Seferi iş başında...

Bu defa "küresel çete" kılığıyla tarih sayfalarında yerini almak üzere yola çıktı...

Sonuç; millet olarak bir an evvel aklımızı başımıza devşirmezsek...


Hepimizi -Yugoslavya, Filistin, Irak, Afganistan... örnekleri gibi- büyük acılar bekliyor...

Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Niyet Ettim Allah Rızası İçin...






Zeynep SULTAN;
"Bir namaz kalmıştı popüler kültürünüze alet etmediğiniz helal olsun sonunda onu da yaptınız! Başkası yapsa kıyametleri kopartırsınız, dini de her şeye alet ediyorlar diye."



"Yaşlı başlı, sarhoş da olmayan, birbirlerini çoktandır tanıyan, dost olan iki köylü birlikte çay içmişler ve gece aynı odada kalıp yatmak istemişler. Biri ötekinde şimdiye değin görmediği son iki gündür sarı boncuk kordonlu gümüş saate göz koymuş. Bu adam hırsız değilmiş, hatta namuslu ve bir köylüye göre pek de yoksul sayılmayacak bir durumdaymış. Ama bu saat öyle hoşuna gitmiş ve öyle şaşırtmış ki, sonunda dayanamamış, bıçağını çekmiş, arkadaşı duvara dönünce yavaşça arkasına yaklaşmış, nişan almış, gözlerini göğe kaldırıp haç çıkarmış ve acı acı "Tanrım İsa aşkına beni bağışla!" diyerek arkadaşını koyun keser gibi bir bıçakta öldürmüş, saatini de almış.

(...)

Tahta kaldırımda üstü başı yırtık, sarhoş bir asker yalpalayarak geliyordu. Bana yaklaştı:

"Al bayım, bu gümüş haçı iki onluğa vereyim, gümüştür!" dedi. Baktım elinde bir haç. Belki koynundan yeni çıkarmış. Mavi renkli, oldukça eski, bir kurdeleye bağlı. İlk bakışta kalay olduğu hemen anlaşılabilen, büyükçe sekiz köşeli, tam Bizans örneği bir haç... Yirmi kopek çıkarıp verdim, haçı da hemen taktım boynuma. Yüzünde aptal bir beyi kandırdığı için sevinç parıltıları dolaşıyordu." Dostoyevski/Budala sf: 268-269


"Tesettüre uygun kıyafetler üreten Tekbir Giyim’in 2012 Sonbahar-Kış Koleksiyonu önceki akşam İstanbul Yeşilköy WOW Otel’deki defileyle tanıtıldı.

EKRANDA TAKKE-TESPİH

Defilenin ilk bölümlerinde mankenler tempolu müzik eşliğinde yürüdü. Son bölümde ilahiler çalmaya başladı. Podyuma çıkan 3 erkek manken ayakta kılınan cenaze namazının hareketlerini yaptı.

Bu sırada arka plana projeksiyonla takke, tespih gibi dini unsurların görüntüleri yansıtıldı. Böylece Türkiye’de bir defilede ilk kez namaz kullanılmış oldu.

Tesettür defilesinin baş kadın mankeni çektirdiği çıplak pozlar ve yaşadığı ilişkilerle gündemden düşmeyen Ece Gürsel’di. 02 Temmuz 2011, EMİR SÖYLEMEZ/POSTA"


Mâ'ûn Sûresi’nin 4-5. ve 6.Ayetleri, "Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, Onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar namazlarıyla gösteriş yaparlar" diyerek din sömürüsüne kuşkusuz dikkat çekmektedir.

Ve yine gösteriş için yapılanların yarar sağlamadığı uyarısında bulunan Ku'an-ı Kerim, Necm Sûresi’nin 39. Ayeti'nde, "İnsan için ancak çalıştığı vardır" diyor.



Demem o ki... Birileri Allah'a öyle inanıyor, öyle inanıyor ki... "dua ederek adam kesiyorlar!!!"

Öte yanda ise, "din tüccarlığı" ile... "Din sömürüsü" gırla gidiyor...


"Dini duygular, sıradan yargıların, suç, cinayet, inkarcılık olaylarının ölçüleriyle değerlendirilemez. Bu konuda bunlar dışında olan ve her zaman da bunlar dışında kalacak bir nokta vardır." Dostoyevski


Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

27 Haziran 2011 Pazartesi

Bir Yılın Muhasebesi...
















"Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar, çalışmaktan da zevk almazlar."



Bir ders yılını daha geride bıraktık... Galiba benim için bu yıl her bakımdan yoğun ve heyecanlı geçti. Zira bu yılın ortalarında sınıfıma "Sevgi evleri"nden gelen ve bir hayli sıkıntılı davranışlara sahip hırçın bir öğrenciyle tanıştık...

Fatih, zor bir çocuk...

Onunla her alanda büyük mücadeleye girdim... Onu anlamak, onun hislerini yaşamak en büyük isteğim oldu. Bunu başardığım andan itibaren gerisi kendiliğinden geldi...


Bu süreç zarfında sınıfımdaki bütün öğrencilerimin sahip oldukları olgunlukla, Fatih'in tüm olumsuz davranışlarını anlayışla karşıladılar. Hiçbir sorun çıkarmadan bana yardımcı oldular. Onlar, küçük bedenlerinde belki de yetişkin insanların dahi başaramadığı anlayışı ortaya koydular. O minicik kalplerindeki kocaman sevgileriyle inanılmaz olgunlıklarını, adeta birbirleriyle yarışırcasına sergilemeyi kendilerine görev edindiler.


Bu bilincin onların aslında toplum içerisindeki sorumluluklarının ilk adımı olduğunun farkında bile değillerdi... Zira onlar, Fatih'le birlikte hayatı tanıdılar ve hayatın gerçeklerini birebir yaşayarak öğrenmiş oldular...


Bütün bu gayretlerinin ne anlama geldiğini bile idrak edemeyecek kadar masum olan çocuklarım, kim bilir, benim Fatih'e gösterdiğim yakın ilgiyi zaman zaman çocuksu duygularının gerektirdiği ölçüde kıskanmış da olabilirler. Çünkü henüz daha çocuk sayılacak yaştalar... Kendilerine olan sevgimin Fatih'e kaydığını düşünerek, içten içe üzüldüklerini zaman zaman bana hissettirdiklerini biliyorum... Ve onlardan bugünden benim bu davranışımı anlamalarını fazlaca beklemiyorum, ama biliyorum ki yarın büyüdükleri zaman beni çok daha iyi anlayıp, kendileriyle gurur duyacaklar... Ben de onlarla ne kadar GURUR duysam azdır...

Bu şekerleri ben, çok seviyorum... :)


Bugüne kadar rapor dahi almadan sürdürdüğüm görevim esnasında, Fatih'le birlikte başlayan mücadele sürecimde 3 günlük rapor alma ihtiyacı hissttiğimi de belirtmeden geçemeyeceğim. Bu zaman içerisinde karşılaştığım sorunların çözümünde bakanlığımızın ilgisini bizzat yakından gördüm. Yine aynı yakınlığı devletimizin diğer kademelerinde de yaşadım. İşte bütün bunların da verdiği bir cesaretle Fatih'le olan ilişkimi öğretmenlik yaklaşımından biraz daha ileri götürerek, belki "anne" düzeyinde bir temasla yılmadan büyük kararlılıkla sürdürmeyi vicdani bir görev saydım.

Netice ise şimdilik harika...

Fatih artık diğer arkadaşları gibi davranışlar gösteriyor. O "sevgi"yle tanıştı... "Sevgi"nin aşamayacağı hiçbir engel yok... Bunu ben de bizzat yaşayarak öğrendim... "Sevgi"yi bugün maddi anlama indirgeyerek "tek taş"la fiyatlandıranların aksine "sevgi"nin sözle yaşanamayacak kadar etkileyici ve yüce bir duygu olduğunun altını çizmek isterim.




Öte yandan bu yıl, tüm bu koşuşturma arasında daha önce bu sayfamda belirttiğim üzere "SINIFÇA" adlı bir de dergi çıkardım. Sınfça büyük bir emek ile tasarladığımız ve hazırladığımız "SINIFÇA" dergimizin telaşesi de bambaşka bir heyacan oldu... Bununla da çok mutulu olduğumu bir kez daha belirtmek isterim...

Demem o ki... Düşündüm... Emek sarfettim... Koşuşturdum, biraz da yoruldum galiba... Ve bir dakikalık zamanımı bile mümkün olduğunca boşa geçirmeksizin dolu dolu bir yıl geçirdim. Tüm bunlar, bana insan olduğumu bir kez daha hatırlattı...

Önümüzdeki yıl, şeker şeylerle buluşmak üzere... :)

Son bir not; Fatih'i iki gün önce ziyarete gittiğimde iki sözünün arasında "Okul ne zaman açılacak? Bir daha ne zaman geleceksin?"...

Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.

25 Haziran 2011 Cumartesi

Biz de İnandık!!!















BBC'nin haberlerinden edindiğim bilgiye dayanarak Birleşmiş Milletler Genel Meclisi, dünyada eşlerini kaybeden yaklaşık "245 milyon kadının şerefine 23 Haziran'ı Uluslararası Dul Kadınlar Günü" ilan etmiş... İyi mi?


Birleşmiş Milletler'in bu vakte kadar almış olduğu kararların siyasi bir hesaba dayandığını artık bilmeyenimiz yoktur herhalde... Onun için bu haberi dinlediğimde ruhumun isyan etmemesi mümkün değil... Zira adeta dalga geçer gibi bizim zihnimizle aleni alay ediyorlar...

Şimdi haberi izin verirseniz kısaca bir irdeleyelim:

Türlü haksızlıklara maruz kaldıklarını iddia eden Birleşmiş Milletler, amaçlarının miras haklarından ve topraklarından, hatta çocuklarından bile mahrum bırakılan dul kadınların sorunlarını masaya yatırarak dünyaya duyurup, sivil toplum kuruluşlarınca gerekli hassasiyetlerin oluşmasına katkı sağlamaya yardımcı olmakmış...



Ve bu kapsamda İngiltere eski başbakanlarından Tony Blair(ki bu kişi özellikle Irak'a saldırıyı büyük bir iştahla gerçekleştiren baş oyuncudur.)'in eşi Cherie Blair ve ünlü İngiliz şarkıcı Jhon Lennon'un eşi Yoko Ono bu kapsamda görüş bildirerek "Artık bu haksızlıklara meydan okumanın zamanı geldi" diyorlar... Dahası ortada kalan dul kadınların yoksulluğun pençesinde mücadele ederken bedenlerini satabildiklerini ve hatta çocuklarının dahi "fuhuşa" sürüklenebildiklerini; yine dul kadınların, çok zayıf ve sömürüye açık hale geldiklerini söylüyorlar...


Öte yandan dul kadınlar, bir çok ülkede özellikle de savaş bölgelerinde ya bir köşede bırakılıyor, ya da gözardı edildiklerinin Birleşmiş Milletler'ce altı kalın kalın çizilerek bizlere duyuruluyor...

Aman da aman... Bu hassasiyet ve inanılmaz şefkat duyguları karşısında valla gözlerim yaşardı...

Şimdi çok merak ediyorum, bu korkunç ortamı sağlayanlar kimler acaba?

Ey Birleşmiş Milletler, siz, kimi kandırıyorsunuz? Dünyada kargaşa ile birlikte beraberinde çıkan savaşların ardından tüm olumsuzluklara yol açan; ve kendi ifadelerinizle kötü koşulların oluşmasında el altından katkı sağlayanlar kimlerdi acaba?

Tony BLAIR değil midir Irak'da savaşı başlatan?

Orada yüz binlerce Müslüman kadının namusunu kirletip ardından "fuhuş bataklığı"na çekilen; ve milyonlarca kadının dul kalmasına neden olan kimler?

Bütün bu kirli koşulları sağlayan emperyalist güçlere hizmet için var olan Birleşmiş Milletler, şimdi hangi yüzle"dul kadın" haklarını aramaya kalkıyorlar? O vakit bu yaptığınız bir yandan dövmek, öte yandan açılan yaraları pansuman için "melek" rolüne girmek anlamı taşımıyor mu?

Özellikle, BBC'nin haberdeki kullanılan (Nevyork sergisindeki) resimlerine dikkatle bakıldığında görüldiği gibi, Müslüman kadınlar üzerinden konu işleniyor... İyi de oralarda bu yaraları açanlar niye gündeme taşınmaz? Suçlular ortada cirit atıyor... Ve dahası aynı suçlar işlenmeye devam ettiği gibi edilmeye de daha hızlı zeminler hazırlanıyor...


Korkum şu ki... BM'in bu "iyilik", "insanlık" içeren sözde mesajlarıyla geçmişte yapılanlar gibi, bundan sonra yapılacakların zemininin hazırlanmasına yönelik, yeni çalışmalar olmasından endişe duyuyorum!

Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)