17 Şubat 2016 Çarşamba

1.700.000...


"Son ağaç yıkılıp, son nehir kirletilip, son balık da tutulduktan sonra  paranın yenmediğini göreceksiniz."  Kızılderili Atasözü

"Denizlerde balık azalınca fiyatlar arttı

Mal olmayınca ve balığa talep olunca fiyatların arttığını aktaran Sinan Sarıyaprak, “Trol balıkçılığının bu ülkeden kaldırılması lazım. Trol denizin anasını ağlatıyor. Denizi tarayıp, balık yuvalarını dağıtıyorlar. Önlem alınıyor ama yeterli değil” diye konuştu." 16 Şubat 2016, Sözcü



"Artvin'de, Kafkasör Yaylası Cerattepe bölgesinde maden çıkarılması için, yetkililerinin, asker ve polis eşliğinde zırhlı araçlarla bölgeye gelişi Artvin halkını sokağa döktü." 16 Şubat 2016, Hürriyet


***

"Dünyanın 100 doğal ormanından biri olan, bir doğa harikası Cerattepe altın tehdidi altında

Dünyanın 100 doğal ormanından biri olan, endemik bitki örtüsü ile bir doğa harikası olan Artvin’de, Artvin ormanlarının beyni Cerattepe yeniden altın tehdidi altında. 

(...) toplam 4.361 hektarlık ormanlık alanda altın arayacak ve yaklaşık 1 milyon 700 bin ağaç kesilecek" 19 Şubat 2012, Vatan

Şaka gibi ya... 

Bu ne?!..

Tam 1 milyon 7 yüz bin (1700000) ağaç kesmek ne ya...

Allah'ım bu yapılanlar tam bir  KATLİAM!!!

Peki ne için?..

Biz insanlara bu ağaçların bir  faydası yok mu?

Ekmeğimizi, suyumuzu, havamızı sağlayan, toprağımızı koruyan  ağaçlar, ormanlar  değil midir?



Hani...

Ormanlar hayvanların yaşam alanı değil midir?

Dolayısıyla, sudan çıkmış balığa dönen yaban hayvanlarının açlıktan çaresizlikten şehirlere dalmasıyla  bu haberler manşet manşet gazetelere taşınırken, insanlar korkudan oraya buraya kaçışırken,



Asıl bu vahşetlere sebep olan bizler doymak bilmez bir açgözlülükle dağ, taş demeden her yeri talan edip cehenneme çevirdik...

Altın, maden için hayatımızı, bu cennet vatanımızı kendi ellerimizle yok ediyoruz be!..

Sahi...

Diyanet'e "Mutfağı basan karıncaları ilaçla öldürmek caiz midir?" gibi akıllara ziyan sorularla neyin "günah", neyin "sevap" olduğunu sözde anlamaya çalışanlar...

"Mutfağı basan karıncalar"ı bırak da, şehirleri basan yaban hayvanlarını ölüme terk ettiğimize bak!!! 

Dolayısıyla... 

Doymak nedir bilmeyen açgözlülerin elinde  bir tek denizin anası ağlamıyor, 

Dünyanın anası ağlıyor!




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

14 Şubat 2016 Pazar

Ne Çektik Be...



Diyarbakır Sur'da şehit verdiğimiz Hakkarili Teğmen Abdulselam ÖZATAK...

"Hakkari'de bir korucunun çocuğu olarak doğan ve on bir kardeşi olan Şehit Teğmen Abdulselam çalışıp azmedip ve başarıp Kara Harp Okuluna girmiş ve teğmen olmuş.

Ailesinin gurur kaynağı Abdulselam'ın bakmış Hakkari'de bu çocuklara rahat vermeyecekler, almış dokuz kardeşini Ankara'ya getirmiş. En küçüğü 5 yaşında, diğerleri 6, 7, 12,16,18,19,20 ve 23 diye gidiyor.

En büyük olanlar 20 ve 23 yaşlarında. Bu kardeşler Abdulselam'ın Ankara'da kiraladıkları evde kalıyorlar ve biri hariç diğerleri okuyor, 23 yaşındaki abla evde annelik yapıyor, 20 yaşındaki erkek olan YGS’ye hazırlanıyor; aynı zamanda diğer kardeşlerine de bakıyorlar.

Zira Baba Salih ve Anne Zübeyde Hakkari'de. Baba Gönüllü Köy korucusu. Çocuklarının geleceği kararmasın diye hasretliğe rıza göstermişler, bağırlarına taş basmışlar ve çocuklarını uzaklara göndermişler. Teğmenin abisi Kazakistan’da öğretmen, kardeşi de Hakkari’de devlet memuru.

Abdülselam Teğmen normalde Diyarbakır Cezaevinde görevli idi. Ama iki teğmen arkadaşının Sur’da şehit olmasından sonra çok içerlemiş ve dilekçe vererek JÖH’de görev almıştı. "Onlar şehit olurken burada ne işim var?" demişti."  06 Şubat 2016



Memleketimin her köşesine tabutlar üçer beşer gelirken...

Aziz şehitlerimizin geride bıraktığı sevgilileri adına tüm ulusumuza 9 KARDEŞİNİ OKUTMAYA ÇALIŞAN Şehit Teğmen Abdulselam'ın yüreğimizi sızlatan hayat hikayesi "armağan" olsun...



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

10 Şubat 2016 Çarşamba

Aman Televizyonlardan Uzak Durun!!!







"Acı haberler ardı ardına geldi... 9 ŞEHİT!" 10 Şubat 2016

İlgili bir ortamda konuşuyoruz... Bir arkadaşın, geçtiğimiz yıllarda bizden mezun olan bir öğrencimizin -İzmir'de- bonzaiden öldüğünü ve bu tür çocukların sorunlarını dile getirmesi üzerine, söze girerek,

"Burada öncelikli olarak bu konulara değinmek hepimizin en önemli sorumluluğu olmalıdır..." demeye kalmadan bir başka arkadaşın,

"Bana ne! Ben narkotik polisi değilim. Aileleri ilgilensin!"
sözlerini hayretler içerisinde, ibretle duydum...

Nasıl yani? 

Dolayısıyla...

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin  imkanlarıyla yetişip, bu milletin birikimiyle, varlığıyla vücut bulduğum vatanım için can vermiş, 1-2-3-4-5-6-7-8-9  vatan evlatlarının ŞEHİT edildiği haberini okuyunca...



Hassasiyetlerini yitirmiş vurdumduymaz bir toplum olmanın endişesi ile...

Şehit haberleri geldikçe televizyonlardaki eğlence, güldürmece programları daha bir azgınca önümüze sürüldüğünü ne yazık ki ibretle gözlemliyoruz.

Hâl böyle olunca duyarsızlaşma hat safhaya çıktı...

Bir yandan evlere düşen ateş yürekleri dağlıyor. 



Öte yandan,



"Gelin adayı Nevruz’un kriterlerine uygun damat adayı bulundu
Lüks semtlerden damat adayı bekleyen Nevruz Hanım'ın isteği gerçek oldu." 10 Şubat 2016 Sözcü

Ülkemin dört bir tarafına ateş düşmüş yanarken, televizyonlar bu rezilliklerle dolup taşıyor...

Dolayısıyla...

"Bana ne!"...




:((

NOT:

Kahraman ŞEHİT mehmetçiklerimize ve polisimize  Yüce Allah'tan rahmet, Büyük Türk ulusuna sabır, güç kuvvet diliyorum...

Vatan sağ olsun!!!



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

8 Şubat 2016 Pazartesi

Kaleyi İçten Fethetmek














Yıl 2005,

Avrupa Parlamento Milletvekili :"Atatürk'ün resimleri indirilsin"

Türkiye-AB Ortak Parlamento Komitesi Başkan Yardımcısı ve Avrupa Parlamentosu Milletvekili Andrew Duff, 

"Devlet dairelerinden Atatürk’ün resimleri indirilsin. Türkiye Avrupa’nın ortağı olabilmek için milliyetçi Kemalizm’le mücadele etmelidir. Bu eski liderin fotoğrafları kamu binalarından indirilmelidir."

Yıl 2016...

CHP'de... "Yeni şeyler söylemek lazım" diyerek, TBMM'deki odasının duvarından indirilen Atatürk resmi..  

Dolayısıyla, "kaleyi içten fethetmek" plânı taa tarihten gelen bir eylemdir.

Hani tarihte kurulmuş güçlü Türk devletleriyle baş edemeyen Haçlı zihniyetin uygulamaya koyduğu tek yöntem, içten çökertme...

Velhasıl konun özeti bundan ibarettir...  

Yani yok aslında birbirlerinden farkı...

Ancak...
Unutulan bir konu var. Zira Türk ulusunun Atatürk sevgisi öyle başka ülkelerin liderlerine duyulan sevgi gibi filan değil..

Bu sevgi bamb'aşk'a bir sevgi...

Hani küçücük bir işletmeden tutun da, taa sokak aralarındaki bir kahvehaneye, lokantaya ya da ne bileyim bir serbest işletmeciye filan gidersiniz de karşınıza duvara asılı size bakan o sımsıcak bakışla karşılaştığınız ATATÜRK resmi var ya...


Hani evlerimizin baş köşesinde ya da balkonlarında, pencerelerinde asılı Atatürk resimleri.. Ya da ne bileyim arabaların bir  köşesine yapıştırılan M. Kemal imzası...



Hani o minicik kalplerden kocaman kocaman yüreklere sığmayacak kadar büyük ATATÜRK sevgisinden bahsediyorum...
Dolayısıyla...

Bu zevatlar iyi bilmelidirler ki, biz, o emirleri veren Haçlı zihniyetin uşakları filan değiliz!!!

Biz, Sevr'i yırtarak çöpe atan ve de Haçlı zihniyete başkaldırarak yedi düvele meydan okuyan Mustafa Kemal'in çocuklarıyız!!! 

Hani kendini gizleyerek duvardan Atatürk resmini indirip, çöpe atanlara duyurulur!!!


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

4 Şubat 2016 Perşembe

O Çığlık Türkiye


Her gün üçer beşer canlarımız toprağa verilirken...

Her gün analar, babalar, evlatlar, sevgililer.. feryat figan tabutlara sarılırken...

Her gün... koç gibi evlatlarımızın al bayrağa sarılı tabutları sıraya dizilirken...

Her gün şehit cenazelerimizin dualar eşliğinde namazları kılınırken...



Türkiye adeta bir cenaze evi gibi, birer onar şehitlerini uğurlarken...

Her gün...

Uluslararası sermayenin ve psikolojik harp plânlayıcılarının hazırlattığı ve bu ülkenin olanaklarıyla beslenip, bu milletin paralarıyla palazlanan zengin şımarıklarını kullanarak, saatlerce halkın beynini uyuşturup aptallaştırdığı "O ses Türkiye"yi... bırak,


"Ali Ağaoğlu’nun oğlu Alican Ağaoğlu padişah kavuğuyla eğlendi" 03 Şubat 2016, Hürriyet




Her gün çığlık çığlığa...












O çığlık Türkiye'ye bak!


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

2 Şubat 2016 Salı

SAVAŞ ve BARIŞ



"Her zaman kalbimizden gelen ve doğru bulduğumuz sese uymalıyız, çünkü o ses hiçbir zaman yalan söylemez." TOLSTOY

"Savaş ve Barış" Lev TOLSTOY'un o ünlü romanından...

4 ciltten oluşan, 2168 sayfalık dev romanda, bir insanın hayatı boyunca hissedebileceği bütün duyguların tadılabildiğini bu eserde gördüm. En saf sevgiden, en derin acılara, en kuvvetli dostluktan, en acımasız düşmanlığa, ölüm korkusundan yaşama sevincine kadar, hayata dair  en ince ayrıntıların dahi gözden kaçırılmadığını, yaşamı en küçük ayrıntısına kadar her açıdan sorgulayarak cevap bulan bu kitabı zevkle okudum. Ve yine bir halkın işgalcilere karşı yaptığı yurt savunmasını, tarihi gerçekleri ve tarihçileri müthiş bir sorgulama gücüyle anlatıldığını hayranlıkla bu kitaptan okudum.

Dolayısıyla, hani birçok yazar, "Savaş ve Barış"ı "dünyanın en büyük romanı" olarak nitelendirerek böyle bir romanın tekrar yazılamayacağını öne sürüyorlar ya... Vallahi doğru...

Uzunca bir sürede nihayet okuyup bitirmeyi başardığım "Savaş ve Barış" beni çok etkiledi. Hayatı yaşarken gelişen her eylemin ve özelde "halkların yaşam öyküleri ve halkları harekete geçiren etmenlerin neler oldukları" üzerinde ahlâki, vicdani, hukuki, tarihi, felsefi boyutlarıyla olayların ele alınış biçiminden etkilenmemek mümkün değil... O sebeple  bu muhteşem eserin yazarı TOLSTOY'un o derin anlatımından bir alıntıyı bugün SAVAŞ çığlıkları arasında sözde  BARIŞ görüşmeleri yapanlara  ithafen izninizle paylaşmak isterim:



"Bilebildiğimiz ve bilemediğimiz nedenlerle Fransızlar birbirlerini asıp kesmeye koyulurlar.  Hemen ardından da, olaya kılıf uydurmak amacıyla Fransa'nın gönenci için, eşitlik ve özgürlük için bunun gerekli olduğuna halkın inandığı ileri sürülerek olay haklı gösterilmeye çalışılır. Fransızlar birbirlerini boğazlamayı bırakırar, bu seferde bunun gerekçesi olarak merkezi bir iktidar kurulması zorunluğu, Avrupa'ya kafa tutma zorunluğu v.b. gösterir. İnsanlar hemcinslerini kese biçe batıdan doğuya akarlar ve bu olayın hemen ardından ortaya çıkan bir takım ağzı kalabalık kişiler Fransa'nın yüceliğinden, İngiltere'nin alçaklığından dem vurmaya başlarlar. O olayları haklı göstermek için girişilen bütün bu çabaları sağduyudan yoksun ve kendi içinde çelişkili olduğunu tarih bize gösteriyor; çünkü insanın insan hakları adına katledilmesini savunmaktan, İngiltere'yi küçük düşürme uğruna Rusya bozkırlarında milyonlarca insanın kanına girilmesini savunmaktan başka bir anlam gelmez bu tür savunmalar. Ne var ki, bu savunmalar kendi dönemleri içinde çok büyük bir önem taşımaktaydılar. 

Bu savunmalar , o olaylara yol açan kişileri ahlâki sorumluluktan kurtarıyordu. O savunmaların kendi dönemleri içinde yaptıkları iş, demiryolu üzerinde biriken karları küremek üzere lokomotifin önüne bağlanan tarağın gördüğü işin aynısıydı: olayı yaratanların önünden ahlakî sorumluluk engelini kaldırıyordu. Hangi tarihsel olayı incelersek inceleyelim, böyle bir savunma olmaksızın şu en basit soruya asla cevap bulunamaz çünkü: Milyonlarca insan nasıl oluyor da kesip biçmek, yakıp yıkmak, toplu kırımlara girişmek amacıyla bir araya toplanabiliyor?

Avrupa'nın şimdiki karmaşık siyasal ve sosyal yapısı içinde hükümdarlar, bakanlar parlamentolar ya da gazeteler tarafından emredilmedikçe, karara bağlanmadıkça, onaylanmadıkça herhangi bir olayın meydana gelebileceğini akıl alır mı? Siyasal birlik gerekçesine, yurtseverlik gerekçesine, güçler dengesi gerekçesine veya uygarlık gerekçesine dayandırılarak haklılığı savunulmadan girişilmiş bir tek toplu eylem gösterebilir mi? İşte bundan dolayıdır ki, vuku bulan her olay önceden ifade edilmiş bulunan dilek ya da beklentilerden herhangi biriyle mutlaka denk düşer; onu haklı çıkaracak gerekçe de bulunduktan sonra, bir veya birkaç kişinin iradesi ürünüymüş gibi görünür göze o olay." 4. cilt, sf: 501/502. Savaş ve Barış, Engin Yayıncılık Türkçesi: Mete ERGİN


Demem o ki...

Bugün Müslüman coğrafyasındaki boğazlaşmalar tıpkı dünün, "İnsanların eşitliği doktrininden doğan Fransız Devrimi boyunca işlenen gaddarca suçlar, sürüyle insanın boğazlanması veya Sevgi kavramını baş tacı eden Hristiyanlık adına girişilen kıyımlar, idamlar türünden olaylar, kültürel etkinlik kavramına öncelik tanıyanların bu hipotezini çürütür." 4. cilt, sf:478

Dolayısıyla bugün Tolstoy'un tahliliyle coğrafyamızdaki yaşanılan olaylara baktığımızda, inancımızın "baş tacı" olan hoşgörü üzerinden Müslümanlık adına, İslam adına girişilen kıyımlar, yapılan katliamlar, zulümler, sözde barış ve sözde özgürlük için "ayrışın" diyenlerin ve bölgeyi cehenneme çevirenlerin ayıplı "hipotez"i yerlerde sürünüyor...

 Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)