7 Mayıs 2009 Perşembe

"Töre" nin de Vicdanı Var!!!










Ülkemiz üzerinde yaşanan vahim ve dehşet verici olayın utancını ve şokunu ulus olarak yaşamaktayız! Bu zalimliği şaşkınlıkla takip ediyoruz.

"Diyarbakır'da Çelebi İlköğretim Okulu 5'inci sınıf öğrencisi olan Sultan Arı, güçlükle konuşarak katliamı şöyle anlattı:
Birden silah sesleri geldi. Odada bulunan büyüklerimiz hemen bizi başka odaya götürüp odanın ışığını kapatıp, televizyon ve elektrikli ısıtıcının fişini çekti. Odada yatak ve battaniyelerin konulduğu bir yer vardı. Biz oraya saklandık. Bir süre sonra silah sesleri kesildi. Ama tekrar adamlar eve gelerek 'her yeri arayın hiç kimse sağ kalmasın, herkesi öldürün' diye bağırdılar. Bazı adamlar ayaklarıyla yerde yatanların ölüp ölmediğini kontrol ediyordu. Ölmeyen üzerine ateş açıp öldürdükten sonra gittiler. Benim yanımda ablam ile köyden bazı çocuklar vardı. Biz hiç sesimizi çıkarmadan orada saklandık. Sonra eniştem odaya gelince biz çıktık. Bize, "Allah'a şükür siz ölmemişsiziniz. Ama herkes ölmüş' dedi." VATAN

*
*****
*
Şimdi bir bakalım, bu denli vicdansızca dehşet veren bir olayı, efendim "kız aldın kız verdin" meselesi yüzünden bir çok kişinin katılımıyla çoluk çocuk demeden, kadın kız demeden, kökünü kurutmak hırsıyla yola çıkıp ve tam 44 kişiyi katletmenin insani bir tarafı olamaz! Bu ne törenin, ne feodalizmin, ne bir kültürün ne de İslam ahlâkının bir parçası hiç olamaz! Bu insanlık dışı duyguyu diyelim ki bir kişi taşıyor! Haydi bir kişi daha olsun! Peki ya diğerleri?.. Nasıl oluyor da aynı duyguyla bu vahşetin arkasından gidilebilinir? Bu imkansız denecek boyutta. Zira bu türden yaklaşımı ilk etapta ne kadar da feodal sistemin bir parçası ve uzantısı da saysak, bu denli insani duygudan uzak, toplu bir ruh hali taşımak, olsa olsa ancak organize olmuş, bir çıkar amacının işi olabilir! Ne töre, ne feodal yapı, ne de namus olayı altında bir zihniyet ve anlayış insanları ibadet yaparken öldüremez! Hamile kadınlara kıyamaz! Küçücük çocukları alnından vuramaz! Savunmasız kadınların ölümünü kendi elleriyle yapamaz! Bunu hangi akla ve izana sığdırmak gerekir acaba? O halde bunun altında yatan asıl gerçekleri iyi anlamak ve okumak gerekir diye düşünüyorum.
*
*****
*
Bu vahim olayı anlamak ve anlatmak öncelikle bir insan olarak bana çok ağır geliyor. İşin neresine bakmak gerekir diye defalarca kendime sordum, kafamı meşgul ettim.İşte o zaman öncelikle vicdanım devreye girerek ve ardından olayı makul ve anlaşılır bir akılla izah etmem gerekir diye düşünüyorum.
Bakınız; "Yoksul ve cahil çocukları en ağır kalp sızısı olarak gören ve bu yüzden de en saf, en vurgulu, en tesirli ifadeleri, çocuklar için yazdığı eserlerinde kullanan Tolstoy kaleme aldığı öykülerinde onun asıl hedefi büyüklerdir. Zira baştan sona insanlık ve hayat dersi dolu olan hikayelere öncelikle onların ihtiyacı olduğunu düşünüyor."
O halde dünkü yaşadığımız bu katliamı, vicdani boyutuyla ele aldığımız da belki de bizleri çok yakından ilgilendirecek bir öyküyü, izniniz olursa buradan paylaşmak isterim:
*
*****
*
Bir zamanlar Londra'da, beslediği vahşi hayvanlara yem yapmak üzere başıboş kedi ve köpekleri toplayan bir hayvanat bahçesi vardı. Bir gün bir adam hayvanat bahçesini ziyarete gidiyordu. Yolda bir köpek yavrusu gördü, onu aldı ve beraberinde götürdü. Onu hayvanat bahçesinin kapısındaki görevliye teslim etti. Görevli talihsiz köpekciği tuttuğu gibi arslanın kafesinden içeri fırlattı.
Zavallı küçük köpek...
*
Ne yapacağını şaşırmıştı. Arslan kendisine yaklaştıkça, kuyruğunu bacaklarının arasına alıp kendisini kafesin bir köşesine sıkıştırdı. Arslan iyice yaklaşmıştı. Sonra aniden durdu ve kurbanını koklamaya başladı. Ama o da ne?.. Arslanın gür yeleleri minik köpekciği gıdıklamış, küçük yavru yerde öteye beriye yuvarlanıp kuyruğunu neşeyle sallamaya başlamıştı. Arslan onu pençesiyle şöylece bir dürtükledi ve kafesin tabanında iteleyip çekti. Tam o sırada arslanı şaşırtan bir şey oldu. Küçük yavru bir hareketle yukarı doğru zıpladı ve arka ayakları üzerinde, sanki yalvarırmış gibi durdu.İlginç bir gösteri vardı ortada. Arslan uzun uzun yavru köpeği seyretti, bu küçücük hayvanın ne yapmak istediğini tam da anlayamadan kocaman başını ağır ağır bir o yana bir bu yana salladı. Fakat ona hiç dokunmadı.
*
Yemek zamanı gelmişti. Görevli kafese kocaman bir et parçası attı. Arslan onun bir parçasını yavru köpek için kopardı ve ona verdi. Gün batımında arslan uyumak için yattığında, küçük yavrucuk da onun hemen yanına uzandı ve minicik başını arslanın güçlü pençelerinin üzerine bırakıverdi. O günden sonra arslan ve köpek yavrusu aynı kafeste birlikte yaşamaya başladılar. Arslan yemeğini yavrucukla paylaşıyor, bu küçük arkadaşına hiç zarar vermiyor, birlikte uyuyorlar ve hep onunla oynuyordu.



Derken bir gün iyi giyimli, zengin bir adam hayvanat bahçesini ziyarete geldi. Arslanın kafesine baktığında, çok uzun süredir kayıp olan küçük köpeğini hemen tanıdı. Görevliye haber verdi. Ancak arslanın şiddetli öfkesi ve kükremeleriyle karşılaşınca görevli köpeğe yaklaşamadı. Sonunda minik köpeğin sahibi genç adam eli boş olarak eve dönmek zorunda kaldı.



Arslan ve yavru köpek böylece birlikte yaşadılar. Bu bütün bir yıl devam etti, ta ki bir gün küçük köpek hastalanıncaya kadar. Çok geçmeden de minik yavrucuk öldü.Peki arslan o zaman ne yaptı? Zavallı... Sürekli arkadaşının tüylerini yaladı, kokladı, pençeleriyle onu dürtükledi. Sonunda onun gerçekten öldüğünü anladı. Öfkeyle yerinden fırladı. Yeleleri hiddetle titriyordu. Kafesin içinde azametle bir o yana bir bu yana yürüdü, kuyruğunu salladı durdu. Kendisini kafesin demir parmaklıklarına doğru çarpıyor, pençeleriyle ahşap yer döşemelerini tırmalıyordu.



Bütün gün boyunca acıyla kükredi, inledi ve sonunda cansız arkadaşının yanına uzanıverdi. Artık sesi soluğu kesilmişti.Görevli gelip de yavru köpekciğin cesedini oradan çıkarmak istediğinde arslan onu tehdit edercesine hırladı ve kafese yaklaşmasına izin vermedi. Bir süre sonra görevlinin aklına bir çözüm geldi. Arslanın acısını unutturmak için yeni bir köpek yavrusu bulup kafese bırakmayı düşündü. Minik bir yavru daha buldu ve demir parmaklıkların arasından içeri tıktı. Fakat arslan bu yeni yavruya hiç aldırış etmedi.



Kocaman pençelerini şefkatle, cesedi soğumuş küçücük arkadaşının üzerine koydu. Beş gün boyunca acılar içinde onun yanında uzanıp kaldı. Ve altıncı gün arslan da ÖLMÜŞTÜ.
*
******
*
Bilmem bu öykü biz büyüklerin ve MARDİN'in Mazıdağ İlçesi Bilge Köyü'nde sergilenen vahşetin sahiplerinde nasıl bir iz bırakır? Yüzyıl öncesinde yaşamış büyük kalem TOLSTOY acaba bugünlere mi seslendi dersiniz?..
Sevgi ve saygılarımla!

2 yorum:

  1. MERHABA.yazınız herzamanki gibi msajlar vericiydi .mardin katliamını şiddetle kınıyorum .bizler nasıl insanlar olduk kendimizi kendimiz yok ediyoruz bukadarmı düşenemiyoruz yazık onca masum insanın suçu neydi nasıl bir vahşet düşmana gerek yok bizler kendimizi yok etmeyi biliyoruz.ellerinize sağlık hocam.saygılar.dilek doğru

    YanıtlayınSil
  2. Bu olay sözün bittiği yerdir. Hiçbir şekilde aklın kabul edebileceği bir olay değildir. Hocam güzel yazılarınız için çok teşekkür ediyorum. Serkan Alpaslan

    YanıtlayınSil