20 Eylül 2011 Salı

Alo 155...














"Derin düşünen bilge kişinin tek bir günlük yaşamı, bilgisiz ve kontrolsüz kişinin bütün bir yaşamından daha değerlidir." Gautama Buddha



"POLİS AMCA BABAM BENİ OKULA GÖNDERMİYOR.." 11 yaşındaki Aykut Polat, okulların açıldığı gün "Babam beni iki yıldır okula göndermiyor. Bende bugün 155'i arayarak "Ailem beni okula göndermiyor" diye ihbar ettim. Polis amcalar geldi. Tek isteğim okula gitmek" dedi. Anne Gülizar Polat, "Eşim inşaatlarda geçiçi olarak çalışıyor. Çocuğumuzu okutmak istiyoruz. Ama durumumuz iyi değil, bu nedenle okula gönderemiyoruz" dedi." 19.09.2011, Hüriyet


Öte yandan

Şanlıurfa’nın ileri gelen aileleri, çiftin salona girişiyle birlikte "Dolar atma yarışını" başlattı.

"Orkestra görevlileri sürekli yerlere atılan dolarları avuçlayarak topladı. Yerlerden toplanan paralar orkestra ekibinin yanında getirdiği çantalarda sayılarak destelendi. Doları biten atılan dolarları toplayan orkestraya TL vererek yeniden satın aldı." 18.09.2011, Vatan


Bu çelişkili haberleri birer gün arayla okuyoruz...

Hazır konumuz eğitim olunca Emile ZOLA'nın "Gerçek" adlı eserinden kısa bir bölümü izninizle paylaşmak istierim:


"Kuşaklar, kuşakları izliyor, gittikçe daha eğitilmiş daha bir özgür olarak çocuklar, çocukların ardından dalga dalga yükseliyordu. Bir zaman iki Fransa vardı. Aynı ülkenin insanıymış gibi aynı eğitimler uygulanıyor, bu yüzden de aynı ülkenin çocukları birbirlerini yiyor, birbirleriyle didişiyordu. Köy çocukları yalnızca ilköğrenimden yararlanabiliyordu, bütün bildikleri biraz okuma yazma, biraz hesaptı. Kısaca görebilecekleri kadar bir eğitim veriliyordu onlara.

Ama öte yandan burjuvazi, paranın ve iktidarın sahibi mutlu azınlık orta öğretimi ve yüksek öğretimin bütün imkanlarından bol bol yararlanıyordu. Bilginin ve iktidarın bütün ürünleri onlara sunulmuştu. Korkunç bir toplumsal eşitsizlik saltanat sürüyordu. Yoksullar, dar gelirliler bilgisizliğin karanlık odalarına kapatılmışlardı. Öğrenmek, dünyayı tanımak, bilgin olmak, güçlü efendi olmak, yönetmek yasaklanmıştı onlara.

Bazen tek bir kişi bu karanlık odadan kurtulup, tırmana tırmana mutlu azınlıkların bulunduğu yere varabilyordu. Burjuvazi, hemen bu ender örneği genelleştirerek, "eşitlik var, herkese fırsat eşitliği veriyoruz, yetenekleri olan yükselebiliyor" diye yaygara koparıyordu. Ve böylece yığınlar, ülkenin çocukları eğitimden yoksun bırakılıyordu.

Burjuvazi, halk çocuklarının gerçeği ve sosyal adaleti öğrenmesinden korkuyordu, halk çocukları eğitilirse, burjuvazi ülkenin zenginliklerini dilediği gibi çalıp çırpmayacak ve yığınlar, burjuvazinin canavarca hazırlıklarını süpürüp atacak, emeğin alın teriyle, dayanışma ve barış içinde kendisini kurtaracaktı.



Ama şimdi Fransa, tek bir Fransa haline getiriliyordu, bundan böyle yoksul, zengin ayırımı yapılmayacak, bilenler, bilmeyenleri ezip, sömüremeyeceklerdi. Eğitim alanında eşitsizlikten daha tehlikeli bir şey yoktur. Bu eşitsizlik kardeşi kardeşe düşürür, iç savaşlara yol açar, bazen bu savaşlar öyle çılgın bir hâl alır ki, kaldırımları kızıl kanlara bular. Fransa'da, herkese eğitimde fırsat eşitliği verilmeye başlanmıştı.

Ülkenin bütün çocukları laik, ücretsiz ve zorunlu ilköğretimden geçiyordu. İlköğretimin temeli eskisi gibi okuma, yazma kuralına değil, yaparak öğrenme temeline dayanıyordu. Soyut öğretimin yerini sevdirerek öğretim almıştı, çünkü gerçeğe ancak öğrenmek aşkıyla, tutkusuyla sahip olunabilir.

Öğrencilerin izleyeceği eğitim rastlantıya bırakılmamıştı, ilkokulu bitiren öğrenci, arzusuna, yeteneklerine uygun eğitim seçiyordu. Yasalar insanlar arasındaki ayrıcalıkları kaldırmıştı. Her doğan çocuğun, ülkenin aradığı kültür gücüne, yeteneğine sahip olduğu kabul ediliyordu. Toplumun her bireyine eşitlik tanımakla yetinilmemiş, ülke kaynaklarının, zenginliklerinin bölgece kullanılma biçimine de büyük önem veriliyordu.

Güçlü bir ülke yaratmak için bütün imkanlardan yararlanmak gerekiyordu, hiçbir kaynak boşa tükenmemeliydi. Köylülerin ve sanayi kentlerinin sonsuz kaynakları içinde nice insan gücünün uyuyup kaldığı ortaya çıkmıştı. Akıl köyde, kentte uyanıp çiçekleniyordu. Düşünce ve eylem âleminde yetenekli yepyeni bir kuşak, eski yönetici sınıfın sömüre sömüre kurduğu ağaca özsuyu ve canlılık aşılıyordu. Bu verimli topraktan her gün yeni bir gül fışkırıyor, insanlığın yeniden doğuşu gibi, yeni bir çağ doğuyordu.

Burjuvazinin, korkulu düzeninin, bozuk düzeninin yıkılmasından korktuğu için, kitleleri yoksun bıraktığı eğitimde fırsat eşitliği gerçekten de bozuk düzeni yıkmaya başlamıştı. Ama onun yerine daha iyi, ulusun bütün güçlerinin yer aldığı üstün bir düzen kuruluyordu.

Birbirine düşman, birbiriyle sürekli savaş halinde, birbiriyle bir daha hiç karşılaşamayacak, hiç anlaşamayacak gibi iki ayrı gezegende yetişmiş iki sınıfın, iki soyun yer aldığı bir Fransa böylece tarihe karışıyordu."Emile ZOLA GERÇEK Cilt:2 sf: 392/394


Diyeceğim...

Bütün yurtta aynı anda yeni ders yılının zilleri çalarken umut ederiz ki; ülkemizde Okula gidemeyen ya da okula zorla gönderilmeyen başka Aykutlar olmasın!

Ve yine umut ederiz ki; bütün çocuklarımız Aykut gibi azim ve şevkle okula gitsinler... :)

İnsanın "toplum içinde ona uyumlu yer edinmesi ancak ve ancak "bilimsel" akla dayalı eğitimle" mümkün olabileceğinin altını önemle bir kez daha çizerken, mutlu ve aydınlık dolu yarınların tüm ulusumuzun üzerinde olması dileklerimle,

2011-2012 Eğitim Öğretim Yılı hayırlı olsun... :)

Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme