Bodrum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bodrum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Eylül 2015 Perşembe

Timsah Gözyaşı...




"BODRUM’dan yasa dışı yollarla Yunanistan’a geçmek için iki saat arayla denize açılan  iki ayrı lastik bot battı. 5’i çocuk  toplam 12 kişi öldü.
3 yaşındaki Aylan ve 5 yaşındaki Galip kardeşlerin kıyıya vuran minik bedenler.." 2 Eylül 2015



İki gün önce "Dünya Barış Günü" kutlandı... 

Vay be... "Dünya Barış Günü"ymüş... Ne barış'ı... 

"Dünya Cinayet Günü" demek daha uygun...

Ve de cinayetlere ortak Suç'lu Milletler (BM)...


"Eyyy Birleşmiş Milletler!.. Siz şimdi "durum tespiti"ni filan bırakın da asli görevinizi yapın... Sorunların temeline inerek "bu insanlar niye koloniler halinde göçüyorlar?" sorularıyla bağlı olduğunuz güçlerin suçlarını bir bir  sayın dökün... Dolayısıyla asıl durum tespiti böyle olur!!!" 26 Ağustos 2015
http://www.tulaygurdal.com/2015/08/hallac-pamugu-gibi-attnz-be.html


Dolayısıyla, Bodrum'da kıyıya vuran Minik Aylan'ın ölümünden sorumlu olanlar ortada...

Bu cinayeti işleyen katilleri hepimiz çok iyi biliyoruz!









Eyyy... Angelina JOLİE!

 Suriye’deki savaş nedeniyle öksüz ve yetim kalan çocuklar için hani  "gözyaşlarına boğulduğu"n iddia ediliyor ya...

Hani oraya buraya "iyilik meleği" olarak zıplıyorsun ya...

Hani Vietnam, Kamboçya ve Etiyopya’dan evlat edindin ya...

Hani "gözü yaşlı", yüreği çocuk "seven" bir anne "şefkat"ine büründün ya...

Dahası... hani BM'nin "Barış elçisi"ydin ya...

N'oldu?

Neredesin?

Ve... 

Eyyy... Vatikan!

Sesi soluğu çıkmayan PAPA!

Neredesiniz?!

Dolayısıyla...

Hepiniz timsah gözyaşı döküyorsunuz!!!

Hepinizin eli kanlı, hepiniz sahtekarsınız be...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

31 Temmuz 2012 Salı

Bodrum













"Bodrum sizin için ne ifade ediyor?" diye sorulduğunda, alınan cevap kimilerine göre,


"Bodrum sıcak hava, parmak arası terlik ve deniz..." Zeynep Ilıcalı


İşte bu anlamda görülen Bodrum...


Okulların kapanmasıyla birlikte tatil yapma isteğini herkes gibi ben de derinden hissettim. Zira bir ders yılını daha, büyük bir heyecan ve koşuşturmayla tamamladım... Öğrencilerimle birlikte ben de yoruldum diyebilirim. E bu arada, blog sayfamı da aynı coşkuyla sürdürmeyi ihmal etmemeye çalıştım. Sayfamı takip edenlerin bildiği üzere, ayda 10 yazı yazma disiplinimi bozmadan, kesintisiz olarak makalelerimi yazmayı sürdürdüm. Her iki işimi de büyük keyifle ve heyecanla yaptığıma inanıyorum... :)


Dolayısıyla değişik mekanda, değişik yerlerde gezmek dinlenmek amacıyla bir değişiklik yapmak istedim. Bu sebeple Turgutreis ve kıyı çevresini tatil yeri olarak seçtim. Turgutreis'e gitmemi teşvik eden en yakın arkadaşımla birlikte yola koyulduk...


Keyifli yolculuğumuza Bodrum'da mola verdik.. Zira Bodrum girişinde neredeyse "e 5 Karayolu"nu aratmayacak kadar yoğun trafik yaşanıyor olması insanın şevkini kırıyor... Tabii arkadaşımın uyarısıyla gördüğüm motosikletli sürücülerin gözükaralığını da üzerine koyarsak...

Neyse...


Harika bir doğaya sahip olan Bodrum ve kıyı beldelerinin doyumsuz güzelliklerini ne yazık ki sadece ve sadece "parmak arası terlik ve deniz" olarak nitelendirenlerin aksine yaşanmaya değer eşsiz doğasıyla beraber iyi görmek ve okumak gerekiyor.

Bunun yanında gözlemlediğim ve içimin "cız" ettiği olumsuzlukları ve vurdumduymazlıklara da dokunmadan geçemeyeceğim.


Hanımların el sanatlarına dayalı yapmış oldukları harika takıların teşhir edildiği mekanı geziyorum...

Satıcı iki hanımın konuşmalarına istemeden de olsa müdahil olarak, içimdeki "isyan"ı bir şekilde dile getirmek istedim:


Bodrum'da peşpeşe açılan büyük dükkanlardan bahsediyorlar; "24 saat açık"


Özür dileyerek araya girdim:


"Yani 24 saat yöre halkı sömürülüyor!"

Peki Bodrum'un küçük esnafı ne yapacak bu durumda?


Tüm alışverişler bu ihtiyaç (!) olarak görülüp açılan yerlerden yapıldığı takdirde, yerli esnaf ve çiftçinin durumu ne olacak?

Hanım, "valla bizler sinek avlıyoruz..." diye devam etti...


Bu arada Bodrum tamamen "köle dili İngilizce"nin işgali altında...

İçler acısı..


Oturdukları evlerinin adları bile İngilizce ile isimlendirilmiş...


Allah aşkına, bunun izahını yapabilecek birisi var mı?


Konutlar, "The..." ile başlayan anlamını bilemediğimiz harf dizileri ile devam ediyor...


Hanıma soruyorum,


"Bodrum işgal altında... Neden kendi dilinize ve kültürünüze sahip çıkmıyorsunuz?"

Hanım,

"E istanbul da böyle ki.."

Maaşallah...


"Sanırım suçluluk duygunuzu böyle bastırıyorsunuz! İnsan önce kendi kapısının önünü süpürmeli... Bırakın başka başka mahalle ve kapıları da... Siz ne yapıyorsunuz?"


Hanım, mahçup ve şaşkın vaziyette;

"Doğru söylüyorsunuz..."


Evet...


Doğru söylüyorum!

Bu güzel cennet gibi yere sahip çıkılmadığı o kadar belli ki...


Öte yandan,


Bodrum gerçek anlamda kültürel yozlaşmaya tamamen teslim edilmiş...

Zira insanlar bilinçli ya da bilinçsiz bir gösterişin, "desinler"in içersinde yuvarlanıp gidiyorlar.


Doğa hızla katlediliyor... Her taraf ev... Alabildiğine inşaat tüm hızıyla devam ediyor.. Bodrum'un tabela nüfusu 31 bin...


İyi de bu kadar ev, sadece ve sadece "yazlık" niyetiyle mi yapılıyor?


İnsanlar içlerinde oturmuyor bile... Sadece yılın bir ayını, bilemediniz 2-3 ayını bu evlerde geçiriyorlar... O vakit diğer zamanlarda bomboş...

Bu yapılan tamamen bir katliam!

Onca verimli topraklar bile bile yok ediliyor...

İnsanlar, taş üstüne taş yığarak ekim dikmden uzaklaşıp toprakları talan ediyorlar, ettiriliyorlar! Doğaya bu kadar hoyratça ve pervasızca saldırmak ve sahiplenmek de neyin nesi oluyor? Sonuç da, susuzluk ve açlıkla karşı karşıya kalacağımız kesin.. Zira bu gidişle insanlar sanırım yaptıkları binaları kemirip yemek durumunda kalacaklar!!!


Bırakınız...

Yerli halk da Bodrum'un eski güzelliğinin yok olduğunu her fırsatta dile getiriyor...


Deniz'in bile bittiğine dem vuruyorlar...


İnsanlar üretmekten uzak yaşıyorlar; tüm bildikleri gelen turistlerden edinecekleri kazanç...

Ki o da küresel sermayeye çoktan teslim edilmiş bile...


Diğer taraftan basının "eğlence" diye tanımladığı ve zihinlere yerleştirdiği "sınır tanımayan" Bodrum'un renkli hayatı...


Şüphesiz ki, insanların yaşamlarına müdahil olunmamalı! Ancak onların bilinçli, millî değerlerine sahip yaşam modelini benimsemeleri için öyle sanıyorum ki önce eğitimin ve "alın teri" dökerek kazanç edinmelerinin yolu açılması gerekiyor!


Bu sebeple basın ve medyanın özellikle seçerek kirlettikleri sahil beldelerimizin başında Bodrum yer alıyor... Seçtikleri ne oldukları belli olmayan sözde "manken" ve sözde "sanatçı" geçinen şarlatanların örnek oldukları "sınırsız yaşam" şekilleriyle Türk halkının kültürüne ve milli değerlerine her yerde olduğu üzere Bodrum'da da çok açık bir saldırı gerçekleştiriliyor!


İnsanların mutsuz oldukları o kadar aşikar ki...


Bodrum'un en işlek yerinde ve sıcağın en yoğun yaşandığı saatte meydanın içi boş havuz kenarında güneş altında gencecik bir kızın sere serpe yattığını hayretler içerisinde gördüm. Ki bu sahne kimsenin umrunda bile değil!.. Bu uyku neyin nesi?.. Bilinmez ama, bildiğim bu çocuğun "sınır tanımayan" bir "eğlence" yorgunluğunun etkisi altında, bulduğu bir taş üzerinde dinlenmeye çekilmesidir.

Yine "sınır tanımayan" bir edayla vücutlarının hemen her yerine, adeta boş deri bırakmaksızın yapılan dövmeler...

Tüm bunları mutsuzluk olarak okuyor ve öyle görüyorum...


Zira üretmeden yaşayan insan elbette mutsuz olacaktır!

Eğitimsiz, çalışmayan ve tembelliği yaşam tarzı haline getiren, üretmeden tüketen toplumlar "çöküş"ü yaşamak zorundadır! Bu durumu şüphesiz ki bir tek Bodrum'a mâl etmek haksızlık olacaktır! Zira büyük resim ülkemizin her tarafı için geçerli... Ne diyordu hanım, "İstanbul'da böyle.." Bir de Bodrum tanımlaması "küçük İstanbul" olarak geçiyor ya...


Son bir not daha; bu yaşanılanlara çözüm olarak insanların kapatılarak, "din devleti"ne sokulması ya da ne bileyim bir şeylere yasak getirmek anlamı sakın çıkarılmasın! Zira küresel haçlı zihniyetinin istediği de bu!!!


Çünkü ancak bu şekildeki bir yönetimle, bir toplumun bilinci ve şuuru yok edilebilinir! Bakınız dünya coğrafyası üzerinde nerede bir zulüm, nerede bir katliam ve nerede kan ve gözyaşı varsa.. İşte orası müslüman halkların yaşadığı topraklar! Çünkü oralarda "din" kullanılarak insanlar baskı altına alınıp, akıllarını kullanmadan uzak "biat" toplumlar haline getirilmiş yönetimlere teslim ediliyorlar!

Hâl böyle olunca da o ülkenin yerüstü ve yeraltı zenginlikleri Batılı emperyalist güçlerin kontrolü altına çok rahat bir şekilde alınıyor!!!

Örnek mi?

Suudi Arabistan...


Siz hiç Batılı haçlı bir toplumun ve ya ülkenin başına bomba yağdığını duydunuz ya da gördünüz mü?!


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

12 Temmuz 2012 Perşembe

Bizimkiler Onassis'den Geri mi Kalsınlar?













"Bodrum sosyetesi, plajda lahmacuna ilgi gösterince fiyatlar tavan yaptı. Türkbükü'nün gözde mekanlarında lahmacun; 35- 38 TL'den satılıyor. Yanında bir de ayran içilirse; hesap 50 TL'ye ulaşıyor."



Christina Onassis (1950-1988), Yunanlı ünlü armatör Aristotle Onassis'in kızı.

Debdebeli ve hızlı sürdürdüğü yaşamı, onun 37 yaşında ölümüyle sonuçlanır.

Çılgınca sürdürdüğü eğlenceler, içki ve uyuşturucuya olan düşkünlüğü, günü birlik ilişkilerle dolu geçen bir hayat.

Haa... bağımlılıkları arasında kola'da vardı.

Kola'ya o kadar düşükündü ki,


Arkadaş ta Amerika'dan özel uçağı ile...

"Her hafta uçağını New York'a gönderip 100 şişe Coca Cola getirtirmiş. Kolaların bayatlayacağını düşünerek, bir seferinde 100 şişeden fazla getirilmesine izin vermezmiş."


Tabii her bir seferi, onun için binlerce dolara mâl oluyor, orası da işin asaleti gari...

Neyse...

Zengin hayat, çılgınca yaşam Christina Onassis'e saadet getirmedi.


Ama kim bilir,

Bakarsınız bizim kendini bilmez sosyetik arkadaşlar için durum farklı olabilir...

Her gün manşetlerde yer alan açlık ve sefaletle boğuşan insanların haberlerinden bihaber "sosyete"ye mutluluk getirebilir mesela...


Ne de olsa, ahalinin 2 liraya yediği,

Öte yandan ise, görgüsüzlüğün verdiği edayla sosyetenin burun kıvırıp alay ettikleri lahmacunları "50 tl"den yiyor olmanın asaletini fark eden, bu arkadaşlar olsa gerek!

Valla ne bileyim...

Bu haberi okuduğumda, Onassis'in binlerce dolara mâl ederek içme zevkine eriştiği herkesçe bilinen kola aklıma geldi işte.

Zira kola bu...

1TL. olunca anlamsızdı, ama binlerce dolar olunca tadından içilmiyordu, mefta için.

Hal böyle olunca da...


Lahmacun bu...

2Tl. olunca sıradan, 50 Tl. olunca tadından yenilmiyor herhalde...

Hani sosyetik arkadaşlar adına endişe duyar gibi oluyorum da,


O bakımdan yani...


Bu arada, alın teri dökmeden para harcamaya örnek...

TORUN Hacı Sabancı da konuya, "Parası olmayan yemesin" yorumunu getirmiş, iyi mi?


Biz de bu "yorum"a,


Kendilerine Christina Onassis " kapak" olsun, diyelim gari.

:)


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

21 Ekim 2011 Cuma

ABD Askerine Çuval!



dalgalan sende şafaklar gibi ey nazlı hilal


















"Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir." Necmettin Halil Onun



Yiğitlerimizin acısı yüreğimizi dağlaya dursun...


"Bodrum’a demirleyen "Ramage" adlı ABD savaş gemisinden gezmeye çıkan Amerikan askerleri, çuval gösterilerek protesto edildi, bir eylemci ABD’li bir askerin başına çuval geçirdi.

180 metre uzunluğunda 290 askeri personeli bulunan savaş gemisinin iki gün Bodrum’da kaldıktan sonra Akdeniz’e açılacağı bildirildi.

Sahil Güvenlik Komutanlığı’dan bir yetkili de Emniyet Müdürlüğü’ne gelerek bilgi aldı. Yaşanan olayın ardından kentteki güvenlik önlemleri arttırıldı. Çarşıdaki tüm ABD askerlerinin izinlerinin iptal edildiği ve gemiye dönmelerinin istendiği belirtildi" 21 Ekim 2011, Vatan


Evet, bir vatandaş olarak bu haberi okuduğumda hissettiğim şu ki... Yüreğim sımsıcak bir duyguyla kaplandı...


Amerikalı askerler... üstelikte aleni bilinen bir savaş gemisinin askerleri bunlar...


Eee, o zaman ne işiniz var, sizin yabancı bir ülkenin topraklarında?

Salına salına gezmek, karşı tarafa ne his uyandırır bilmez misiniz?

Yoksa niyetiniz bizlere "göz dağı" verip, bir hazırlığa adımsa eğer, aldınız cevabınızı!!!

Bodrum'da Amerikalı askerlerin "gezmeye çıkma"sı öyle sıradan bir olay değil... Zira o askerlerin masumane ve turistik olduğunu iddia etmek kısaca "safdil"lik olur... Ki ben öyle düşünüyorum!!! Zira bir savaş gemisinde asker olan insanın turistik gezmeye ne fırsatı olur, ne de buna izin verilir!!!

En önemlisi de hemen kıyılarımızda Amerika savaş gemisi duruyor; askerleri de Bodrum sokaklarında boy gösteriyor!!!

Yok yok...

Bizim halkımız bunu kaldıramaz!!!

Biline ki, bastıkları toprak, yedi düvele meydan okuyan mazlum milletlerin kalesi Türkiye Cumhuriyeti topraklarıdır!!!

Ve "boy gösterme"ye çalıştıkları insanlar da, Türk milletidir!!!

Hele de, daha iki gün içerisinde ard arda verdiğimiz 32 şehidimizi toprağa vermeden bu durumu kaldırmak...


Geldikleri gibi giderler!!!


Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)