BM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Mart 2018 Salı
BM
BM ve NATO'nun etkisizliğiyle gemi azıya alan Ratko Mladiç, 11 Temmuz 1995, Hollanda askeri gücünün hiçbir direnişiyle karşılaşmadan büyük bir zafer kazanmış komutan edasıyla Srebrenisa'ya girer. Silahlardan arındırılmış kenti ele geçirmek Sırplar için hiç de zor olmaz. Böylece şehrin düştüğü akşam katliamlar gırla gitti...
Hollandalılar mültecileri Sırplara teslim etmekle yetinmeyip, onlara her türlü yardımı yapıp, hatta Sırp asker araçlarına yakıt bile sağlıyorlardı.
Hal böyle olunca...
Batı'nın ve NATO'nun insani yardım çığırtkanlıklarının tamamen bir senaryodan ibaret olduğunu çok değil yakın tarihte gerçekleşen Hocalı ve Srebrenisa'daki vahşetlerle görmüş olduk.
Dolayısıyla...
Hani Hollanda, sözde "Ermeni Soykırımı" yasa tasarısını geçtiğimiz günlerde kabul etti ya...
Hani şu anda da Doğu Guta'da tedhişçileri kollayan BM, "soykırım" diye bağırıyor ya...
Srebrenisa'da "Resmî kayıtlara göre 10.000, söylenenlere göre de 30.000 civarında sivil müslümanın kadın çocuk demeden camilere doldurarak katledildiği, binlerce kadına tecavüz edildiği bu korkunç gece, BM tarafından Boşnakları korumakla görevli Hollanda Tugayı'nın Sırp saldırısını görünce kaçması yüzünden gerçekleşti."
Kısaca masum insanları katleden Hollandalı askerler ve buna seyirci kalan BM,
Siz hangi Avrupa'dan, hangi insanlıktan, hangi akıldan ve vicdandan bahsediyorsunuz?
Hepiniz sahtekarsınız...
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)
Etiketler:
BM,
Hollanda,
nato,
Ratko Miladiç,
Sözde Ermeni Soykırımı,
Srebrenitsa Katliamı
3 Eylül 2015 Perşembe
Timsah Gözyaşı...
"BODRUM’dan yasa dışı yollarla Yunanistan’a geçmek için iki saat arayla denize açılan iki ayrı lastik bot battı. 5’i çocuk toplam 12 kişi öldü.
3 yaşındaki Aylan ve 5 yaşındaki Galip kardeşlerin kıyıya vuran minik bedenler.." 2 Eylül 2015
İki gün önce "Dünya Barış Günü" kutlandı...
Vay be... "Dünya Barış Günü"ymüş... Ne barış'ı...
"Dünya Cinayet Günü" demek daha uygun...
Ve de cinayetlere ortak Suç'lu Milletler (BM)...
"Eyyy Birleşmiş Milletler!.. Siz şimdi "durum tespiti"ni filan bırakın da asli görevinizi yapın... Sorunların temeline inerek "bu insanlar niye koloniler halinde göçüyorlar?" sorularıyla bağlı olduğunuz güçlerin suçlarını bir bir sayın dökün... Dolayısıyla asıl durum tespiti böyle olur!!!" 26 Ağustos 2015
http://www.tulaygurdal.com/2015/08/hallac-pamugu-gibi-attnz-be.html
Dolayısıyla, Bodrum'da kıyıya vuran Minik Aylan'ın ölümünden sorumlu olanlar ortada...
Bu cinayeti işleyen katilleri hepimiz çok iyi biliyoruz!
Eyyy... Angelina JOLİE!
Suriye’deki savaş nedeniyle öksüz ve yetim kalan çocuklar için hani "gözyaşlarına boğulduğu"n iddia ediliyor ya...
Hani oraya buraya "iyilik meleği" olarak zıplıyorsun ya...
Hani Vietnam, Kamboçya ve Etiyopya’dan evlat edindin ya...
Hani "gözü yaşlı", yüreği çocuk "seven" bir anne "şefkat"ine büründün ya...
Dahası... hani BM'nin "Barış elçisi"ydin ya...
N'oldu?
Neredesin?
Ve...
Eyyy... Vatikan!
Sesi soluğu çıkmayan PAPA!
Neredesiniz?!
Dolayısıyla...
Hepiniz timsah gözyaşı döküyorsunuz!!!
Hepinizin eli kanlı, hepiniz sahtekarsınız be...
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)
Etiketler:
3 yaşındaki Aylan,
Angelina JOLİE,
BM,
Bodrum,
cinayet,
timsah gözyaşı,
vatikan
19 Haziran 2015 Cuma
Cehennem Sıcaklığı...
"Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın / Bir vatan kalbinin attığı yerdir." Necmettin Halil ONAN
Birlik-beraberlik, bütünlük, ortak ülkü... gerçekleşince topluluklar millet haline gelir. İnsanlar ait olduğu milletle ve üzerinde yaşadığı toprak parçasıyla gurur duyar, ki bunun adına vatan denir. Dolayısıyla ait olduğu milletin ortak paydası olan dil birliği, kader birliği, tarih birliği, kültür birliği, inanç birliği, ve şuur bilinci böylece kendiliğinden meydana gelir.
Bu birliktelik ırk, cinsiyet, inanç gözetmeksizin ulusu oluşturur. Bundan böyle.. kaderde, tasada ve kıvançta bir ve beraber olan bir millet, birbirlerini seven, sayan, kolayca anlaşabilen, birlikte hareket edip başarabilen ulus millet olarak varlığını sürdürür.
İşte Türkiye Cumhuriyeti Devletini yoktan var eden büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, Türk ulusunu bu anlayışla var etti..
Dolayısıyla...
Hani vatan diyoruz ya...
Hani gözümüzden sakındığımız, hani hiçbir şeyimiz olmasa da varlığıyla bile, sımsıcak duygularımızı rahatça yaşamaya el veren; kitleleri, yığınları kalabalık olmaktan çıkarıp millet yapan; ve bugün, kurucu önderimiz sayesinde bölge coğrafyasında huzur içinde yaşarken, diğer taraftan komşu devletlerin cehennem yangınına çevrilmiş ülkelerinden can havliyle milyonların oraya buraya kaçıştığı bir ortamda; yine Büyük Önder Atatürk'ün sayesinde bilgisayarın karşısında "özgür"ce küstahlık etme fütursuzluğunu gösterenlerin, kıymet nedir bilmeyenlerin de ne yazık ki içinde barındığı topraktır, bu şehit kanıyla sulanmış aziz vatan...
Ve...
"Birleşmiş Milletler raporuna göre 2014’te savaş ve çatışmalar nedeniyle yerinden, yurdundan edilenlerin sayısı rekor seviyede arttı. Yaklaşık 14 milyon insan göç etmek zorunda kaldı. Zorunlu göçten en çok nasibi alan Türkiye ise misafir ettiği mülteci sayısı ile birinci oldu" 18 Haziran 2015
Bugün bölgemizde yaşanan acı senaryonun bire bir aynısı olan, 1919 Kurtuluş savaşı yıllarındaki cehenneme çevrilmiş, yanmış kül olmuş teslim alınmış topraklarımızı özgürlüğüne kavuşturarak Anadolu insanını kulluktan vatandaşlığa, Büyük Türk milletini de tebaadan millet olmaya yükselten ve yücelten Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ü "cehennemdeymiş gibi gösteren"ler,
BM raporuna göre; cehenneme çevrilmiş ülkelerinden kaçan milyonlar,
Fütursuzca söylenen ve "cehennem" benzetmesi yapılan, yani Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne kendilerini zor atıyorlar, iyi mi?
Dolayısıyla...
Siz hangi cehennem sıcaklığından bahsediyorsunuz!!!
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)
Etiketler:
atatürk,
BM,
Cehennem sıcaklığı,
Necmettin Halil ONAN
2 Şubat 2015 Pazartesi
Marlon BRANDO'nun Kemiklerini Sızlattın...
"BM Mülteciler Yüksek Komiserliği İyi Niyet Elçisi olan ünlü aktris Angelina Jolie, Irak ve Suriye'deki savaştan kaçan ve çadır kentlerde yaşayan mültecileri ziyaret etmek için Irak Kürdistan bölgesi yönetim merkezi Erbil'e gitti." 25 Ocak 2015
"Benim hayatımdaki en büyük sefalet, ünlü ve servet sahibi olmaktır. Eğer Hollywood'daysam bunun sebebi parayı geri çevirecek ahlâki cesaretimin olmaması''...deme cesaretini gösteren ve onu "baba" filmiyle hafızalarımıza kazıdığımız, efsane oyuncu Marlon BRANDO...
Angelina Jolie... BM Yükesek Komiresliği tarafından yok "iyi niyet elçisi", yok "melek" filan ilan edilsen de... geç bu işleri.. Düpedüz ajan Angelina diyelim biz sana..
Zira 2003'den bu yana Irak ve çevresinde milyonlar katledildi be.. Yüz binlerce kadına tecavüz edildi.. Çoluk çocuk, Allah ne verdiyse tarumar oldu yer gök... O zaman IŞİD mi vardı? Işid'leri yaratan da, bu vahşeti yapanlar da belli.. Yani... Kızılderilileri katledenlerin aynısı..
Eğer gerçekten "iyi niyet" taşıyorsan, Marlon BRANDO'nun gösterdiği cesareti sen de göstersene..
İşte o zaman sana sanatçı diyelim.. Hem de dünyanın kalbine yerleşecek gerçek melek olarak...
E bu durumda, haliyle adama sorarlar;
Kimi kandırıyorsun?
Gittiğin her yer, kan gölüne çevrildi...
Evet...
"Sacheen Littlefeather (Küçüktüy), asıl adı ile Maria Cruz, Apaçi kanı taşıyan Meksika kökenli oyuncu.
27 Mart 1973'te Marlon Brando'nun isteğiyle Oscar töreninde Apaçi kıyafetleriyle sahneye çıkarak kızılderili konusuna ve özellikle de Yaralı Diz Katliamı'na dikkatleri çekmek üzere kısa bir konuşma yapmıştır.
Baba filmiyle en iyi oyuncu Oscar'ını kazanan Brando törene gelmemiş, ödülü neden reddettiğini belirten, kızılderililerin karşılaştığı kötü muameleler ve genel olarak ırkçılık hakkında hazırladığı metni okuması için oyuncu arkadaşı Littlefeather'den törene gitmesini istemiştir. Sahneye, Liv Ullman ve Roger Moore'un yanına gelen Littlefeather'ın konuşmasını gösterinin sorumlusu Howard Koch engellemeye çalışmış, buna rağmen genç kızılderili söylemeyi başardığı bir iki sözle istenen ilgiyi çekmeyi başarıp, Oscar tarihine geçmiştir.
Littlefeather'ın tamamını okuyamadığı metin gazetelere dağıtılmış ve yayımlanmıştır."vikipedi
Bugün Müslüman coğrayada sürdürülen katliamı, Angelina Jolie'yi "iyi niyet elçisi" rol'leriyle dünya kamuoyu önünde paklamaya çalışan ve takdim edenler...
Dün Kızılderililere yapılan benzeri katliamı Marlon BRANDO dünya kamuoyu önünde tokat gibi yüzlerine çarptı...
Sanatçı dediğin gerektiğinde muhalif olabilen ve toplumsal gerçekleri Marlon Brando gibi aleni deşifre edecek yürekliliğe sahip olan kimselerdir..
Dolayısıyla..
Marlon BRANDO, "Hollywood Yahudilerin elinde, kimse onların emrinden dışarı çıkamıyor" dediği için hakkında karalama kampanyası başlatılarak... neredeyse "şişman ihtiyar" gibi gösterilmeye çalışılsa da, o, altın harflerle tarihe çoktan geçti bile...
Angelina JOLİE mi?
O gerçekten rol'ünü iyi yapan...
Hani "İyi niyet elçisi"miymiş neymiş ya..
O bakımdan..
Gerçek sanatçı efsane Marlon BRANDO'nun onurlu duruşunu tarihe geçiren o metni, sıkılmadan okuyacağınızı umut ederek paylaşmaktan mutluluk duyacağım...
Marlon Brando'nun o yazısı:
200 yıl boyunca toprağı, yaşamı, ailesi ve özgür olma hakkı için savaşan Yerli halka şöyle dedik: "İndir silahını arkadaş, gel beraber oturalım. İndirirsen eğer silahını arkadaş, barıştan söz ederiz senle, anlaşırız senin hayrına."
Silahlarını indirdiklerinde ise onları katlettik biz. Onlara yalan söyledik. Onları topraklarından koparmak için kandırdık. Onları açlığa mahkûm ettik, ki hiçbir zaman sadık kalmadığımız ve adına antlaşma dediğimiz o kağıtları zorla imzalasınlar. Onları, yalnızca yaşamın anımsayabileceği kadar uzun bir süredir yaşam vermiş bu kıtada dilencilere döndürdük. Ve tarihi nasıl yorumlarsanız yorumlayın, ne kadar çarpıtırsanız çarpıtın: Biz doğru davranmadık. Ne adil davrandık ne de dürüst. Onlara ne haklarını iade etmek zorundaydık ne de antlaşmalarımıza sadık kalmak.. Çünkü gücümüzün üstünlüğü bize diğerlerinin haklarına saldırma, mallarını gaspetme, yalnızca yaşamlarını ve özgürlüklerini savunmaya çalışırken yaşamlarını ellerinden alma hakkını sağlıyordu. Onların erdemleri suça dönüşürken bizim ahlâksızlıklarımız erdem oluyordu.
Fakat bu sapkınlığın ulaşamayacağı bir şey var, o da tarihin büyük hükmü. Emin olun tarih bizi yargılayacaktır. Ama umurumuzda mı? Bu nasıl bir ahlâki şizofrenidir ki, tüm dünyanın işitmesi için ulusumuzun en tepesindeki sesle ciğerlerimiz patlayana kadar taahhütlerimizi yerine getirdiğimizi haykırırız da, tarihin tüm sayfaları ve Amerikan Yerlilerinin son 100 yıl boyunca geçirdiği tüm o aç, susuz günler ve geceler bu sesin dediklerinin tam tersini söyler.
Görülen o ki, bu bizim ülkede 'komşunu sev' ilkesi ve bu ilkeye saygı artık işlemez hâle gelmiş ve tüm yaptığımız, gücümüzle yapmayı başarabildiğimiz ancak ve ancak, dost da olsa düşman da, yeni doğan ülkelerin umutlarını yok edecek şekilde onlara bizim insancıl, uygar olmadığımızı ve sözümüzü tutmadığımızı göstermek olmuştur.
Belki de şu anda kendi kendinize, "hay aksi şimdi bunun Akademi Ödülleri ile ne ilgisi var canım!" diyorsunuz. "Bu kadın burada ne arıyor, hem akşamımızı berbat etti, hem de bizi ilgilendirmeyen konularla yaşamlarımıza girdi, üstelik umurumuzda bile değil. Zamanımızı ve paramızı harcadığı gibi bir de evlerimize istemeden girdi."
Sanırım bu sorulmamış soruların cevabı, sinema dünyasının da en az diğerleri kadar Yerlileri küçük düşürmekle, onları vahşi, düşmanca ve kötü göstererek karakterleriyle alay etmekle sorumlu olmasında yatıyor. Bu dünya çocukların büyümesi için zaten yeteri kadar zor. Yerli çocuğu televizyon izlerken film de izler ve soyunu filmlerde anlatıldığı gibi görünce o zihinlerin nasıl zedelendiğini bilmemiz mümkün değildir.
Geçenlerde bu durumu düzeltecek bir kaç sendeleyen adım atıldı, ancak çok az ve çok aksak.. Öyle ki, bu mesleğin bir üyesi olarak, bir Birleşik Devletler yurttaşı olarak bu gece bu ödülü kabul etmek içimden gelsin. Öyle düşünüyorum ki bu ülkede şu anda ödül almak ya da vermek, Amerikan Yerlilerinin durumları önemli oranda düzeltilmediği sürece uygun değildir. Eğer kardeşimizden sorumlu olamıyorsak en azından celladı olmayalım. Bu gece doğrudan sizinle konuşuyor olabilirdim ancak Wounded Knee'ye gidip, ırmaklar aktıkça ve otlar büyüdükçe onursuz kalmaya devam edecek bir barışın kurulmasını engelleyebilmek için elimden gelen yardımı yapmakla daha yararlı olabileceğimi hissettim.
Ümit ederim ki şu anda dinleyenler bunu kabalık olarak addetmez de, yaşayan hafızanın ötesinden beri yaşamlarını destekleyen bu toprakların üzerinde tüm insanların özgür ve bağımsız kalma hakkı olduğuna inandığımızı söylemeye hakkımız olup olmadığı gibi önemli bir konuda dikkati çekmek için yapılmış samimi bir çaba olarak görürler.
Bayan Littlefeather'a gösterdiğiniz incelik ve nezâket için teşekkür ederim. Hepinize teşekkür ederim ve iyi geceler dilerim." tr.wikisource.org/
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)
12 Mayıs 2014 Pazartesi
Şaşırdınız Be!
Vahşi Batı...
Yugoslavya'yı paramparça ettin...
BM eliyle 8 bin müslümanı katlima maruz bırakarak Kosova'yı ayırdın...
Oh ne âlâ, geldi "özgürlük", "demokrasi"...
Irak'a saldırdın, çoluk çocuk demedin milyonlarca insanı kırdın, katlettin,
Oh ne âlâ, geldi "özgürlük", "demokrasi"...
Libya'yı haşat ettin, binlerce insanı kırdın geçirdin...
Oh ne âlâ, geldi "demokrasi", "özgürlük"...
Afganistan'a daldın TALİBAN diye yamyam kılıklı yeni bir "islam" yaratarak müslüman coğrafyasını hallaç pamuğu gibi attırdın... Müslümanı müslümana kırdırdın...
Oh ne âlâ, geldi "demokrasi", "özgürlük"...
İşine gelmeyen yerleri böldün, parçaladın, tarumar ettin...
Bunları bir kenara bırak...
Ermeni "soykırımı" filan derken...
Bismillah...
Kıbrıs'la başlandı!
"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıs Barış Harekatı ve sonrasında Ada'nın bölünmüş kalması sebebiyle Türkiye'ye verdiği tazminat cezasını karara bağladı. AİHM, Türkiye'yi 90 milyon Euro tazminat ödemeye mahkum etti."12 Mayıs 2014
40 yıl önce, meşru müdafa hakkımızı kullanarak yapılan bir savaşı tazminata "mahkum" ediyor...
1963'den 1974'e kadar Ada'yı kana bulayan EOKA'nın zulmünden kurtarılan soydaşlarımız, o gün bugündür kimsenin burnu bile kanamadan "Barış Harekatı" sayesinde huzur içinde yaşıyorlar...
Vay be...
1915 derken 1974...
Şimdi sırada tazminat ödetmek üzere, 1919 Kurtuluş Savaşı'mız mı var?
ŞAŞIRMIŞSINIZ SİZ!
Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır...
Sevgi ve saygılarımla!
Etiketler:
AİHM,
BM,
EOKA Katliamı,
Kıbrıs Barış HAREKATI,
Kosova,
Tazminat
19 Haziran 2013 Çarşamba
Gölge Etme Başka İhsan İstemem


Bild gazetesi Başbakan Erdoğan için “beton kafalı Erdoğan” dedi.
Ve de en son BM Türkiye'yi uyardı...
Siz kim oluyorsunuz da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin içişlerine karışma küstahlığını gösteriyorsunz?!
Biz BM'in kara sicilini, sabıkalarını çok iyi biliyoruz canım...
Srebrenitsa'da BM'in kontrolünde 8 bin müslümanın katliamından sorumlu BM değil mi?!
"Ban Ki-Mun: "Katliamı Seyrettik Özür Dileriz"
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun Bosna'da bulunduğu sırada Srebrenitsa katliamı için özür diledi." 29 Temmuz 2012
Gittiğiniz hangi ülke iflah olmuş ki biz de olalım? Nereye girdiyseniz orası kan, gözyaşı ve bölünmelere sahne oldu...
Evet; Birleşmiş Milletler haddini aşarak insan hakları yüksek komiseri Navi Pillay Gezi Parkı olayları nedeniyle "endişe" duyduklarını derhal ifade etmişler!
Biz bu "endişe"nin ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz! Zira o "endişe"nizin arkasından Yugoslavya, Irak, Libya, Afganistan, Suriye... ne hallere düşürüldüğü zihinlerimizde hâlâ kazılı!!!
Türk ulusu bir millet! Yani biz bir ulus devletiz! O halde millet iradesine saygıyı BM, önce çok iyi bilmesi gerekir, bu bir!
Öte yandan Alman Bild Gazetesi, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'na "beton kafalı" deme küstahlığını ve cüretini gösteriyor! Bu ifade çok bayağı ve aşağılayıcı bir "tanımlama".. Bu ancak cahil kimselerin kullanacağı bir ifadedir. Ciddi bir devletin ciddi bir yayın organına yakışmayacak şekilde, diplomatik ve devlet terbiyesinden uzak bu "tanımlama"yı şiddetle reddediyor, kınıyorum. Bu gazeteyi kullandığı ifadesinden dolayı Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne bir hakaret olarak kabul ettiğimizi derhal belirtmek isterim. O kullandığı cümle Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yapılmış bir hakarettir, bu iki!
Ve yine Alman Yeşiller Partisi Eş Genel Başkanı Claudia Roth, yaptığı açıklamanın satır arasına sığdırdığı "Yeni bir Türkiye" ifadesinin, gizli nihai hedeflerinin açığa çıkması olarak görüyorum. "Yeni bir Türkiye" demek, ülkemizin ve milletimizin parçalanması "heves"lerinin tezahürü olarak algıladığımı da ayrıca belirteyim, bu üç!
Bu anlamda görevli Claudia Hanım'ın ülkemizi çeşitli defalarda "ziyaret"i ve nedenlerini, Türk milleti çok net biliyor... Yaptığı fitneleri henüz unutmadık!
Demem o ki...
Asıl "endişe" duyanlardan biz endişelenmeye başladık, bu da dört!
Biz milletiz, kardeşiz, canız... O halde bizim içeride kavgamız olabilir.. Kendi sorunumuzu halledecek kadar da güçlü ve köklü geleneğimiz, derinliğimiz, bilgi birikimimiz, tarihimiz ve de geçmişten ders alacak kadar yaşanmış acı olaylarımız fazlasıyla var... Demokrasinin nasıl sergilendiğini de bu gençler tüm dünyaya örnek teşkil edecek kadar asil bir şekilde gösterdi!!!
Size sadece uzaktan izlemek düşer. Zira sizin o "özgürlük", "demokrasi", "barış" terimlerinin ne denli sahte ve kandırmaca olduğunu da çok iyi biliyoruz..
Kanıt mı? Valla fazla söze gerek yok!!!
Irak, Felluce ortada...
Yani,
Aman... ABD, ABD'nin uzantısı ve siyasi kanadı BM, diğer bir uzantısı da silahlı gücü olan NATO ve de AB...
Gölge etme başka ihsan istemeyiz!
Sevgi ve saygılarımla!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)























.jpg)








.jpg)








