Libya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Libya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2015 Çarşamba

BAŞARAMAYACAKSINIZ...


Avrupa Birliği, koloniler halinde akın eden ve tarihin en büyük göç olaylarına yukarıdan bomba, içeriden fitne atarak en büyük katkıyı sağlayıp onları vatansız bıraktı!

Dolayısıyla bu insanları, sersefil biçimde yüzüstü bırakan koooskoca sözde "medeniyetin beşiği", özgürlüklerin baş savunucuları ama gerçekte tek dişi kalmış canavar Avrupa Devletleri, bugün ENDİŞE ve TELAŞ içerisinde birbirlerine düşmüş durumdalar...




Vatansız, aç-susuz perperişan vaziyette ölümle burun buruna kalarak umuda yolculuğa çıkan bu insanlara, hani bundan önce "sen şucusun", "ben bucuyum" diyerek ayrışmalara sebebiyet olan bu ilkel kavganın ilkel sorgulamaları birden unutuldu, iyi mi? Zira bu insanlar için artık bu sorgulamaların hiçbir değeri kalmadığı gibi insanlar dımdızlak ortada kaldılar.. Peki neden artık bir önemi yok bu sorgulamaların?

Hadi yine devam etsenize.. 

Ayrışın ayrıştırın...

Hani insanlar işlerini güçlerini bırakıp, bir uçtan öbür uca koşup duranlar, yağmalayanlar, birbirini boğazlayanlar, "zafer" kazandıklarını zannedenler, etrafa umutsuzluk tatdıranlar...

Neredesiniz? 

Hadi... bu insanlara verdiğiniz zararları nasıl anlatacaksınız?

Anlatınız!!!

Acılarını dindiriniz!!!

Bırakınız daha iyi yaşam koşullarını da, insanın temel yaşam haklarını bile ellerinden aldınız!!!

Artık yüz binlerin, milyonların sığınacak bir  vatanı yok! Aldınız ellerinden...

Görüldüğü üzere  ilkel ayrımcılık yapmak, toplumların felaketini hazırlamak demektir. Bu bir hükümdür. Tarih buna her zaman tanıklık yapmıştır, yapmaya da devam ediyor!

Vatan savunması yapamayanlar, ilkel sorgulamaların esiri olanlar, bugün, Suriye'ye, Libya'ya, Afganistan'a, Irak'a, Yemen'e, Mısır'a.. dönüp bir baksınlar! Gördükleri manzara, yarın bizim de başımıza geleceklerin bir aynası olarak  zihinlerine not etsinler!!!



Sahi... 

Antalya’nın Gündoğmuş İlçe Belediye Başkanı,  kent merkezindeki ışıklı panoya "Camide namaz kılıp sandıkta HDP’ye oy veren Kürt benim kardeşim olamaz. Kardeşlik yüce bir makamdır. Alçaktan kardeş olmaz. HDP’ye gönülsüz oy veren korkaktır. Gönüllü oy veren alçaktır" diye yazdırmış, iyi mi?




Bu ne kepazelik?!..

Bu nasıl bir aymazlıktır?!

Kökü dışarıda olan bu tür girişimlerin sonucu ancak ve ancak emperyalizmin elini ovuşturarak beklediği neticeleri doğurur!


Dolayısıyla Türk'ün kardeşi Kürt, Kürt'ün kardeşi Türk'tür! 

Dün aynı tahrikler Yugoslavya'da, Bosna'da yapıldı..

Bugün Libya'da, Suriye'de, Irak'ta...

Sıra geldi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, Türk Milleti'ne öyle mi?

Türk Milleti bu oyuna gelmeyecek!!!

BAŞARAMAYACAKSINIZ...




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 

5 Eylül 2013 Perşembe

Efelenme'n Nereye Kadar?




Tam da "Dünya Barış Günü" kutlanırken...

Dünyada savaşmadık yer bırakmayan en büyük saldırgan, yine kendine yakışır bir şekilde dünyaya gözdağı "veren" fotoğrafıyla basında "şanlı" yerini aldı...

Malûm yakın bir geçmişte dünya diplomasisinde bir ilk'e şahit olmuştuk... beyzbol sopalı fotoğrafla "diplomasi"... Hani dünyanın kanını içen ve bol bol nutuklarla milletlerin tepesine çullanıp ortalığı kana bulayan haçlı çete var ya, işte ondan bahsediyorum. Zira "Dünya Barış Günü"nünde  yeni bir resim daha ortaya çıktı...

Bu defa sopa yerine "silah"...

Tam bir kovboy alimallah...

Önce sopa, sonra silah...

Bundan sonra mı?

E valla "atom bombası" filan olur herhalde :)

Tehditler, efelenmeler gırla gide dursun...

Ortada olan asıl gerçek şu ki:

Afganistan, Irak, Libya... derken, sürdürülen bunca savaşlardan yorgun ve bitkin düşenler arasına katılan Amerikalı askerler de, sonunda bu savaşa isyan etti...

Yok  "sınırlı saldırı" yapacağız... yok karadan hiçbir Amerikan askeri oraya adım atmayacak... desen de

Halkınla birlikte senin askerin de bu savaşı istemiyor!!!



İşte o isyanın sesleri:


"Suriye'de El Kaide için savaşmayacağım"

"Ben orduya diğer ülkelerin iç savaşlarına karışmak için katılmadım. Suriye'den uzak durun"

"Ben zenginler için fakirleri öldürmek amacıyla asker olmadım. Suriye'yle savaşa hayır." 

"Obama, Suriye'de senin El Kaide isyancıların için savaşmak amacıyla cepheye gitmeyeceğim. Uyanın millet"

"Ben deniz piyadelerine Suriye'nin iç savaşında El Kaide için savaşmak amacıyla katılmadım." 

"Ben donanmaya Suriye'nin iç savaşında El Kaide için savaşmak amacıyla katılmadım." 2 Eylül 2013

Demem o ki...

Bu efelenmeler nereye kadar?!

Oraya buraya "demokrasi", "özgürlük" diye, saldıra saldıra dünyayı kana buladın be...

En yakın işbirlikçin bile... "İngiltere'de Avam Kamarası, Suriye'ye yapılacak olası bir askeri müdahaleye katılma önergesini reddetti."

Sana gelince...

Ne halkını dinliyorsun, ne askerini...

Tek başına sen mi savaşacaksın?

Yoksa Kerry'nin dediği üzere,

Savaş masraflarını Araplara, kanını da müslümanlara mı yıkacaksın?!

Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 

21 Kasım 2012 Çarşamba

Ne Mutlu Çocuklara!..





















"Uluslararası Çocuk Günü fikri, 1925 yılında Cenevre’de yapılan Çocukların Refahı için Dünya Konferansı'ndan sonra doğmuştur."


2012...


Irak, Afganistan, Libya, Suriye, Filistin ve güç'lü olmayan pek çok ülkenin çocukları ne yazık ki "bomba"rdıman altında ya can veriyor, ya sakat kalıyor, ya ortada kalıyor, ya da belirli amaca hizmet eden odakların eline düşüyorlar.


"Dünya Çocuk Günü çocuklar arasında ortak duygular oluşmasını, ulusların barış içinde yaşama özlemlerinin pekişmesini amaçlar."

Uluslararası güçler, aslında ne yapacaklarını çok iyi bildikleri için olsa gerek ki...


Alınan kararların aksine;


Güm güm güm!


"Konferanstan sonra pek çok ülke, çocukların sorunlarına ilişkin olarak kamuoyunun dikkatini çekmek, çocuklara mutluluk getirmek ve çocuk konusunda teşvik etmek üzere bir günü Çocuk günü olarak belirlemiştir."


Valla tam bir komedi sahneleniyor...


Yaşasın çocuklar!..


Her şey sizler için!


Hadi bakalım; cümleten "Dünya Çocuk Hakları Günü" çocuklarımıza havai fişekler yerine, canlı-kanlı bombalar eşliğinde kutlu ve mutlu olsun...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

23 Ekim 2011 Pazar

+18 Yaş...











"Ettiklerine sevinen ve yapmadıkları şeylerle övülmeyi seven kimselerin, sakın azaptan kurtulacaklarını sanma. Onlar için elem dolu bir azap vardır." Âl-i İmran Sûresi, 188. Ayet


"Kasapta sergileniyor!

Kaddafi ve oğlu Mutassım’ın cesedi Sirte’de bir kasap tarafından kullanılan soğuk hava deposuna konuldu. Devrik lider ve oğlunu görmek için çoluk çocuk tüm Libyalı muhalifler sıraya girdi.

Muhalif güçler tarafından cesedine otopsi yapılan Kaddafi’nin İslami kurallar gereği 24 saat içinde gömüleceği açıklandı. Ancak Yeni Libya hükümeti cenazeyi erteleyerek cesedi halka açtı. Kaddafi ve oğlu Mutassım’ın cesedi Sirte’de bir kasap tarafından kullanılan soğuk hava deposuna götürüldü. Kaddafi’yi görmek ve hatıra fotoğrafı çektirmek isteyenler buraya gelerek maske takıp sıraya girdi. Çoğu çocuk olan ziyaretçiler soğuk hava deposunun önünde uzun kuyruklar oluşturdu." 23 Ekim 2011, Vatan



Libya'nın Devrik Lideri Albay Muammer Kaddafi...

Emperyalistlerin güdümündeki muhaliflerce iğrenç bir şekilde ve hunharca öldürüldü. Üstelik de şu anda dünya, basın aracılığıyla Kaddafi'nin boy boy afişe edilerek nasıl öldürüldüğü, nasıl "yalvartıldı"ğı, nasıl tekmelendiği ve nasıllarla dolu insanlık dışı ilkel, Orta Çağ karanlığının "ibret-i alem"i temsil eden; etrafa "korku" salan, sindirmeye yönelik planlı bir şekilde görüntülerin ifşa edilmesiyle çalkalanıyor...

Bu tüyler ürperten canice görüntüler hergün ısrarla "Flaş... Flaş... Flaş!" üst manşetiyle insanların gözüne sokarak beynine işlemeyi... "Haberci"lik sayıyorlar iyi mi?!


Dünyada bu görüntüler infial yarattı mı, orası bilinmez ama... Bir eğitimci olarak diyeceğim; bu görüntülerin, özellikle çocuklarımızın ruh sağlığına zarar verdiği kesin! Toplum üzerinde ise "ilkel toplum"u çağrıştıran ve hukuk devletini ezip geçen bir izlenim yarattığı açık... Üstelik de insanlık değerlerini "özenle" taşıyan modern dünyamızın da bir ayıbı olduğunu unutanlara buradan hatırlatmak isteriz...


Öte yandan, Muammer KADDAFİ'yi övmemekle birlikte gerçek şu ki.. Kaddafi, kaçmak yerine halkı adına onurluca mücadele edeceğini ve vatanı için şehit olmayı her şeyin üzerinde görerek canhıraş savaşmıştır! Zira Libya geçmişte de emperyal güçlerce ele geçirilmek istenmişti... Ömer Muhtar ilkel silahlarıyla İtalya'ya direndi ve savaşarak öldü! Bugün Kaddafi'de öyle savaşarak ölmüştür...


Emperyalisler Saddam Hüseyin'i de bir çukurda, aşağılayarak "yakaladığı"nı "ibret alem" olsun diye kendi ülkesinde dahi, dev televizyonlarla kamuoyuna afişe ettikleri gibi... Şimdi de Kaddafi'yi de aynı şekilde bir çukurda, alçakça ve iğrençce görüntüler eşliğinde dünya kamuoyuna afişe ediyorlar...

"Medeni" olduklarını iddia edenlerin, zalim ve ilkel yöntemleri bugün ne yazık ki, "modern" dünyanın Orta Çağ görüntülerini ortaya koyuyor...


Ve sözde "Müslüman" Libyalı olduğunu söyleyen bir kesim, Kaddafi'nin cesedini görmeye kuyruğa girmişler!!! Ve bu güruh, ölen bir kişinin cesedini bir an evvel gömmek yerine, teşhire geçiyor...


Bu görüntüler ne insanlığa, ne de Müslümanlığa yakışıyor!!! Bunlar olsa olsa cani düşüncenin, cehaletin ve ilkelliğin görüntüleri olsa gerek...


Bir sözümüz de "basınımız"a olacak:


Geçtiğimiz günlerde "Haber Turk" gazetesine düşen bir görüntü için günlerce üzerinde "haklı" bir sorgulama yapılmıştı...


Neydi o gürüntü; vahşice öldürülen bir kadının resmi...

E o zaman...

KADDAFİ'nin görüntüleri "o" resimden daha mı hafifki, kimseden tepki yok?!.. Yazıklar olsun!!!


Demem o ki...

Irak'da Saddam Hüseyin'in heykeli de alkışlarla yıkılmıştı...

Ardından milyonlarca kişi öldü! Ve hâlâ da ölmeye devam ediyor... Sözde "demokrasi" tıkır tıkır işliyor...

Kaddafi'nin cesedi de şimdi muhalifleri tarafından sevinçle görücüye çıktı...

Bundan sonrası mı?..

Libya halkına cümleten geçmiş olsun!!!

Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

26 Mart 2011 Cumartesi

Çöl Aslanı Ömer Muhtar


















"Biz asla teslim olmayız. Ya kazanırız, ya ölürüz. Bizden sonraki nesillerle de savaşacaksınız. Bana gelince. Ben, cellatlarımdan daha uzun yaşayacağım." Ömer Muhtar


Ömer Muhtar, sömürgeci güçlere karşı Afrika Müslümanların soluğunu daima diri ve taze tutmuş ve libya'daki direnişin öncü lideri konumundadır. Bu anlamda Ömer Muhtar, sömürgeci güçlere karşı gösterdiği direnç, azim ve kararlığıyla da libya'nın aynı zamanda sembolü olarak da tanınıyor...

İtalya'nın Libya üzerindeki emelleri ile başlayan ve 1922 yılında İtalya'da Faşist'lerin Benito Mussolini liderliğinde iktidara gelmeleri ile Büyük Roma İmparatorluğu'nu yeniden kurma hayalleri tekrar gündeme gelir...

Ancak Ömer Muhtar, "emrindeki güçler ile İtalyan kuvvetleri arasında, 1923’ten 1932’ye kadar her yıl en az elliden fazla muharebe, ikiyüzden fazla küçük ölçekli çatışma" ile direniş gösteriyordu.

"İtalyanlar bir halk hareketi karşısında olduklarının farkındaydılar. General Mezzetti bir raporunda buna şöyle değiniyor:

Direniş buralarda tarihe mal olmuştur ve kural tanımayan bu insanlara tarih boyunca silahlı kuvvet zoruyla kanun ve nizam empoze edilebilmişti. Cihad ruhuna sahip bu göçer insanları çiftlik sahalarına ve şehirlere çekmeden pek fazla bir şeyin değişmeyeceğini söyleyebiliriz."


"1931 Ocak ayında çöl aşıldı ve Kufra düştü. İtalyanların burada yaptığı katliam, işkence ve tecavüzler dillere destandır. Graziani, teslim olan halkın gözleri önünde Kur’an-ı Kerim’i paramparça edip, ayaklarının altında çiğneyerek "Haydi, çağırın da (hâşâ) bedevi peygamberiniz yardımınıza gelsin" demiş, ertesi günü şehrin ileri gelen uleması uçaklardan atılmış, vahadaki bütün hurma ağaçları kesilmiş, kuyular yakılmış, Mehdi Senusi’ye ait tarihi kütüphane alevlere teslim edilmiş ve insanların namusları kirletilmişti."

Ve nihayet bir şekilde pusuya düşürülerek Ömer Muhtar İtlayan kuvvetlerince esir alınır...

Bundan sonra "İtalyan birliklerinin genel kumandanı Graziani’nin karşısına çıkartıldı. Bu görüşmedeki tavırlarından etkilenen general onun hakkında şunları yazacaktır:

"Odama girdiği andan çıkıp gittiği ana kadar onun vakar ve haysiyetine son derece hayranlıkla bakıp durdum. Onun tavır ve davranışlarını çok beğendim ve hayran kaldım."


Graziani, hatıralarında Ömer Muhtar hakkında şunları demekten kendini alamaz. "Ömer Muhtar inancına, akidesine son derece bağlı bir adamdı. Onun bu inancına saldırmaya kalkışana kim olursa olsun büyük bir heyecan ve azimle karşı koyardı. O, vatanına saldıranlara karşı da korkusuzca savaşıyordu. Vatanına yapılacak herhangi bir saldırıyı karşılıksız bırakmayı kabullenecek bir şahsiyet değildi."

" O karşısındakine anında cevap verecek üstün bir zekaya sahipti. Aynı zamanda Ömer Muhtar ileri seviyede dini kültüre sahipti. Onun kesin tavırlı bir huyu vardı. O, dinine ait hiçbir şeyi ihmal etmeyecek ve dinini herhangi bir maddi menfaat karşılığında satmayacak üstün bir kişiliğe sahipti. Dünyevi hiçbir çıkar peşinde olmayan bir kişiydi. Üstelik hayli fakir bir adamdı. Din ve vatan sevgisinden başka hiçbir dünyevi şeye de malik değildi."

"Ona canlı ve hazır bir zeka bahşedilmişti. Dini konularda iyi bir eğitim görmüş, hareketli,mütevazı ama tavizsiz..."


Yine Muhammed Esed’in 1932’de Medine’de onun şehadetini haber aldığında, "Ömer el Muhtar öldü ha... Şu Sireneyka aslanı, yetmiş şu kadar yaşına rağmen halkının özgürlüğü için yılmadan sonuna kadar savaşan Ömer el Muhtar öldü demek... On uzun yıl boyunca, on uzun ve çileli yıl boyunca en modern silahlarla donatılmış mekanize birliklerle, uçaklarla, topçu bataryalarıyla takviye edilmiş düşman ordularına, kendinden en az on kat daha kalabalık İtalyan kuvvetlerine karşı halkın umutsuz direnişine bayrak olan Ömer el Muhtar... Piyade tüfeklerinden ve birkaç attan başka bir şeyleri olmayan, yarı aç mücahidlerinin başında kocaman bir esir kampına dönüştürülen bir ülkede son kurşununu sıkıncaya kadar umutsuz bir gerilla savaşı sürdüren koca Ömer el Muhtar... " İnternetten Alıntı


Son olarak, Libya'nın öncü savunucusu Ömer Muhtar'ı ve direnişini konu alan "Çöl Aslanı Ömer Muhtar -Lion of the Desert-" adlı bir savaş filmi 1981 yılında çekilmiştir... Öyleki bu filmden rahatsızlık duyan dönemin İtalya Başbakanı Giulio Andreotti, "İtalyan ordusuna zarar verme"sini bahane ederek ülkesinde filmin gösterilmesini yasaklamıştır.


Demem o ki...

Libya, tarih boyu emperyalist güçlerin hep ilgi ve saldırı odağı olmuştur.

Ve Libaya dün ne ise, bugün de aynı...


Sevgi ve saygılarımla!


Image "HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (s.a.v.)


28 Şubat 2011 Pazartesi

Nişan Alan Eşek... :)













"Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız." ATATÜRK



"Mustafa Kemal, Libya'ya 20 Eylül 1908'de gitti.

Libya’da II. Meşrutiyet’e karşı isyan çıkmıştı. Aşiret şeyhleri halkı, hürriyete karşı ayaklanmaya çağırıyordu. Meşrutiyeti Hilafet’e karşı görüyorlar, Osmanlı’ya meydan okuyorlardı.

Mustafa Kemal, Trablusgarp’a gönderileceğini İttihat Terakki Genel Merkezi’nin toplantı salonundaki kara tahtada yazılı bir nottan öğrendi. Bunun parti yöneticilerinin, kendisini Selanik’ten uzaklaştırmak için bir oyunu olduğunu düşündü. Yine de gitmeye karar verdi. Aldığı 1000 altın harcırahla denizden yola çıktı.

Trablusgarp’taki manzara bugünkünden farklı değildi. Aşiretler isyan etmişti. Türkler kolları bağlı halde vapurlara bindirilerek tahliye ediliyordu. Vapurun demirlediği sahilde bir rıhtım bile yoktu. Bir Arap kayıkçı Mustafa Kemal’i bomboş bir kumsala bıraktı. Karşılamaya da kimse gelmemişti. Bir süre elinde çantayla otel arayan Mustafa Kemal, bulamayınca sahile döndü. Bavulunu yastık yapıp kumsala uzandı..." 27.02.2011


Evet, Can Dündar'ın yazısıyla Vatan'da yer alan bu haberi okuduğumda, feodal zihniyetin hakim olduğu ve diktatörlerin zulüm saçtığı bölge üzerinden yola çıkarak, aklıma gelen - uzun olmakla birlikte sıkılmadan okunacağını umduğum- ve gülümseyerek algılamanızı istediğim bir hikayeyi izninizle sizlerle paylaşmak isterim:


Nişan Alan Eşek

:)

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken, memlekette bir padişah varmış. Tanrı göstermesin, anlatılmaz bir kıtlık baş göstermiş. Bir zamanlar yediği önünde, yemediği ardında, bir eli yağda bir eli balda olan insanlar, bir dilim kuru ekmeğin yoksunu olmuşlar.

Padişah bakmış ki kıtlık halkı kırıp geçirecek, bunu önleyici bir çıkar yol aramış. Sonunda, memleketin dört biryanına, sokak sokak, köşe bucak çığırtkanlar salmış. Çığırtkanlar Padişah fermanını şöyle bağırırlarmış:

- Ey ahali!.. Duyduk duymadık demeyin!... Her kimin devlete bir hizmeti, vatana bir yararlığı olmuşsa, koşup saraya gelsin! Padişahımız efendimiz onlara nişanlar verecek!..


İnsanlar, açlığı, yokluğu, derdi, borcu, harcı unutup, Padişahtan nişan almak sevdasına düşmüşler.

Padişahta yapılan hizmetin büyüklüğüne göre çeşit çeşit nişanlar varmış. Birinci dereceden altın yaldızlı nişan, ikinci dereceden altın suyuna batmış nişan, üçüncü dereceden gümüş kaplama nişan, dördüncü dereceden demir nişan, beşinci dereceden kalaylı nişan, altıncı dereceden çinko nişan, yedinci dereceden teneke nişan...

Gelen giden nişan alıyormuş. Artık öyle olmuş, öyle olmuş ki, nişan yapmaktan Padişahın memleketinde hurda demir, çinko, teneke kalmamış. Fincancı katırının boynundaki çangur çungur sallanan cam boncuklar nasılsa, körük gibi şişirilen göğüsler üzerinde de nişanlar, işte öyle sallanmaya başlamış.

İnsanların göğüslerinde şangur şungur nişanların sallandığı, Padişahın kim gelirse nişan dağıttığını duyan bir inek de,
- "Nişan asıl benim hakkım!" diyerek bir nişan almayı aklına koymuş.

Açlıktan bir deri bir kemik, böğrü böğrüne çökmüş, kaburgası omurgasına geçmiş inek koşa koşa sarayın kapısına gelmiş. Kapıcıbaşıya,
- Padişaha haber verin! demiş. Bir inek kendisini görmek istiyor. Başlarından savmak istemişlerse de,
- Padişahı görmeden, bu kapıdan bir adım atmam!... diye böğürmeye başlayınca, Padişaha,
- Efendimiz, kullarınızdan bir inek huzurunuza çıkmak istiyor... demişler.

Padişah,
- Gelsin bakalım, bu da nasıl bir inekmiş... diye ineği huzuruna çağırıp,
- Böğür bakalım, ne böğüreceksin?... diye sormuş,

İnek de,
- Sultanım, demiş, duyduğuma göre nişanlar dağıtıyormuşsun. Ben de nişan almak istiyorum.
Padişah,
- Hangi hakla? diye bağırmış. Sen ne yaptın? Memlekete nasıl bir yararlılığın dokundu ki sana nişan verelim?...
O zaman inek,
- Efendimiz! diye söze başlamış. bana nişan verilmesin de kimlere verilsin? Ben daha insanlara ne yapayım? Etimi yersiniz, sütümü içersiniz, derimi giyersiniz. Gübremi bile bırakmaz kullanırsınız. Teneke bir nişan için, daha ne yapayım?

Padişah, ineğin isteğini haklı bulmuş. İneğe ikinci dereceden bir nişan verilmiş. Boynunda nişanı, inek sevinçten oynaya oynaya saraydan dönerken katırla karşılaşmış.
- Selam inek kardeş!
- Selam katır kardeş!
- Nedir bu sevincin? Nereden gelirsin böyle? İnek herşeyi bir bir anlatmış. Padişahtan nişan aldığını da söyleyince katır da coşmuş.

O coşkunlukla doğru dörtnala saraya varmış.
- Padişahımız efendimizi göreceğim!.. demiş.
- Olmaz!.. demişler.

Ama, babadan kalma inatçılığı ile katır art ayaklarıyla saray kapısında direnince, Padişaha durumu iletmişler. Padişah,
- Gelsin bakalım, katır kulum da... demiş.

Katır huzura varınca, bir katır selamı verip, el etek öptükten sonra, nişan istediğini söylemiş Padişah sormuş:
- Sen ne yaptın ki nişan istiyorsun?

- A hünkarım, daha ne yapayım? Savaşta topunuzu, tüfeğinizi sırtımda taşıyan ben değil miyim? Barışta çoluğunuzu çocuğunuzu arkamda götüren ben değil miyim? Ben olmazsam, işiniz temelli bitiktir.

Katırı da haklı bulan Padişah,
- Katır kuluma da birinci dereceden bir nişan verilsin!... diye ferman eylemiş.

Katırda bir sevinç bir sevinç, dörtnala saraydan dönerken eşekle karşılaşmış. Eşek,
- Selam yeğenim!... demiş. Katır,
- Selam amcabey!.. demiş.
- Nereden gelip, nereye gidersin? Katır başından geçenleri anlatınca,
- Dur öyle ise, padişahımıza gider, bir nişan da ben alırım!.. diye dörtnala saraya koşmuş.


Saray koruyucuları, deh demişler, çüş demişler, eşeği bir türlü atlatamayınca Padişaha varıp,
- Eşek kulunuz gelmiş, huzura çıkmak ister! demişler. Eşeği kabul buyuran Padişah,

- Ne dilersin ey eşek kulum?.. deyince,

Eşek de dilediğini bildirmiş. Padişah, canı burnuna gelip kükremiş:

- İnek eti ile, derisi ile, gübresiyle bu memlekete, bu millete hizmet etti. Katır dersen savaşta, barışta yük taşıdı, bu vatana hizmet etti. A eşek, ya sen ne iş gördün ki, bir de kalkmış eşekliğine bakmadan nişan istersin?.. Utanmadan bir de karşıma gelmişsin. Söyle, ne halt ettin?

O zaman eşek keyfinden sırıtarak,
- Aman Padişahım efendim, demiş, size en büyük hizmeti eşek kullarınız yapmıştır. Eğer benim gibi binlerce eşek kulların olmasaydı, hiçbir taht üzerinde oturabilir miydin? Saltanat sürebilir miydin? Dua et biz eşek kullarına ki, bizim gibi eşekler var da, sen de böyle saltanat sürüyorsun.

Padişah, karşısındaki eşeğin, öyle her eşek gibi teneke nişanla gözü doymayacağını anlamış,

- Ey eşek kulum, haklısın senin sayende ben bu makamdayım demiş. Senin bu çok yüksek hizmetini karşılayabilecek bir nişanım yok. Sana ölünceye kadar beylik ahırından hergün... bağladım..
Ye, yee saltanatım için durmadan anır!.. Aziz NESİN

Sevgi ve saygılarımla!



26 Şubat 2011 Cumartesi

Tabii "Yersen!"...















"Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir." Zilzâl Sûresi, 8. Ayet



Türk milletini asılsız soykırımla suçlayan Ermeniler, arkasına aldığı emperyalist Batılı ve Rus güçlerce, Azerbaycan Hocalı'da bundan 19 yıl önce Türklere yönelik 20. yüzyılın en vahşi katliamını yaptılar.


"26 Şubat gecesi Rus Motorize Alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi. Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşice katlettiler. Ermenilerin işgal ettikleri Hocalı’da dehşet verici olaylar yaşandı. Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler. Sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar. Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler. Genç kızların önce saçlarını,sonra da kafa derilerini yüzdüler. Babanın gözü önünde evladını, evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler. Kesik kafaları sepetlere doldurdular. Bu vahşetin ortaya çıkardığı önemli bir gerçek de insanlık tarihinde ölülerin tekrar öldürülmesidir. Çünkü Hocalı'da Ermeni milisler, binbir türlü işkenceyle katlettikleri kadın ve çocukların cesetlerini bile vahşice süngülemişlerdir." Gazeteci Yazar Ali KÜLEBİ


Bugün Libya'da yapılan kırım felaketi üzerinden çıkarları doğrultusunda lobi faaliyetleri yürüten Batılı güçler; çok değil bundan 19 yıl önce sayelerinde Hocalı'da Müslüman Türklere karşı bir soykırım gerçekleştirildi! Hem de bütün dünyanın gözü önünde... Hani adına "modern dünya" diyoruz ya...

O vakit bu soykırım gerçeğini neden görmezden geliyorlar?!..

Evet; onlar Hocalı katliamını ne duyarlar, ne de görürler...

Zira bu katliamın içerisinde bizzat rol alarak sorumlu olanlar, ta kendileri de ondan!

Atalarımızı olmayan suçlamalarla lekelemeye çalışanlar, katliamların en büyüğünü bulduğu ve yarattığı her şartta barbarca gerçekleştiriyorlar.

25-26 Şubat 1992, Hocalı'da yaşanılanlar da ne yazık ki bunun en canlı örneği işte.


Ve genelde ortak çıkar ve hedefler doğrultusunda bir araya gelmiş menfaat çeteleri "lobi" oluşturarak kendi çıkarları için her yolu mübah sayan bir anlayışı ne yazık ki bu şekilde günümüz dünyasına dayatmaya çalışıyorlar...

Tabii "yersen!"...


Millet olarak bu soykırımı büyük nefret duyarak, acı ve üzüntüyle hatırlarken, dünya kamuoyu önünde LANETLE KINIYORUZ!


Bu bağlamda şehitlerimizi rahmetle anıyor, ruhları şad olsun diyorum...

Sevgi ve saygılarımla!