25 Haziran 2012 Pazartesi

Prova'kasyon






















Yıllarca İran, Irak savaştırılarak, iki kardeş ülkenin insanları birbirine kırdırıldı, ekonomileri zayıflatıldı...


11 Eylül plânıyla birlikte, müslüman coğrafyası adım adım işgal edildi...


Diktatörleştirilen Irak...



Saddam eliyle halkına önce katliam yaptırıldı, ardından Saddam'ın yaptıkları koz olarak kullanılıp, Irak işgal edildi...



Şimdi etnik köken ve inanç kimliklerine ayırıştırılan Irak'la birlikte bölge patlamaya hazır BOMBA gibi...

Bölgemiz alev alev...


Birileri ne yapıp yapıp bu coğrafyanın zenginliklerini ele geçirmek istiyor...

Aslında bu birileri için, "demokrasi", "özgürlük", "insan hakları"... umurlarında bile değil!!!


Tek istedikleri; bölge zenginliklerine el koymak!


O halde bırakın ayırımcılığı kayırımcılığı...


Yaşamak hakkımız, elimizden alınmak isteniyor...




"Kavgacı Aslanla Yaban Domuzu...


Bir yaz günüymüş. Aslan serinlemek ve su içmek için bir su başına gelmiş. Tam o sırada yabandomuzu da suya eğiliyormuş. Aslan:

- Çekil bakalım, suyumuzdan içelim, demiş.

- Çekilde ne demek? demiş Yaban domuzu. Biz hayvan değil miyiz, biz de su içmez miyiz? Amma laf, asıl sen çekil!

Sen çekil, hayır sen çekil… diye itişip kakışma, sonunda kavgaya çevrilmiş.

Nasıl bir kavga!

Kıyasıya, kırasıya, öldürüp ölmecesine! Kan ter içinde kalmışlar. Ayrılmışlar sonunda.

Bir soluk alırlarken, bir de ne görsünler?

Tepelerindeki ağaçlara akbabalarla, kara kargalar konmuş:

Aman birbirlerini hemen öldürseler de leşleri bize kalsa… diye bekleşmişler.

Hem aslan, hem yaban domuzu anlaşmış:

-Aman, kavgayı dövüşü boş verelim! Yine eskisi gibi dost olalım.

Bu akbabalarla kara kargalara yem olmayalım, iyisi budur... demişler, yollarına gitmişler." Ezop Masalları


Diyeceğim...


Dövüşüp, boğazlaşmak iyi mi?


Barış içinde yaşamak varken...


Kavganın sonu her iki taraf için de kötü sonuç vereceği kesin... Yani kazanan olmayacaktır.


Zira içinde yaşadığımız bölgenin halkları, öyle ya da böyle yıllardır dövüştürülüyor....

Ve...

Şu anda, emperyalist ülkeler, ülkemiz ve milletimiz üzerinde de,


Acilen her şekilde prova'kasyon hazırlıkları içerisinde...


Ki, aynı zamanda dünya bir savaş hazırlığına çoktan girdi bile...


O vakit aklımızı başımıza alma zamanı gelmedi mi?!


Herkese acilen


SAĞDUYU, İTİDAL...



Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

23 Haziran 2012 Cumartesi

Sayın Genel Kurmay Başkanı "ÖZEL"e




















Yazılı ve görsel basından edindiğimiz bilgiye göre;


Sayın Genel Kurmay Başkanı'mız en son 8 şehit verdiğimiz elim olaydan sonra hainlerin inlerine yönelik yapılacak sınır ötesi, savunma amaçlı harekata karşın; "kamuoyu desteği" ifadelerinde bulunmuşlar...


Şüphesiz ki Türkiye Cumhuriyeti Genel Kurmay Başkanı 'nın her söylemi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarınca yakından dikkatle izlenip, gururla önemsenecektir!

Zira Türk ordusu, Türk milletinin şerefi ve namusudur! Onun içindir ki, her evden en az bir kişi de olsa mutlaka ama mutlak bu şerefli kurumun asil üyesidir... Doğal olarak TSK demek, Türk halkı demektir!


Babamız, oğlumuz, kardeşimiz, ağabeyimiz, kocamız, nişanlımız, sevdalımız...


Türk ordusu hepimizi ifade ediyor...


Sayın Genel Kurmay Başkanı'mızın "kamuoyu"na yönelik ve hepimizi çok yakında ilgilendiren bu hayati açıklamayı,


Türkiye Cumhuriyeti kamuoyunun bir ferdi olarak,


Vatan topraklarımıza yönelik en ufak bir saldırının kuşku duyulmaksızın hepimize yönelik olacağıdır!


Bu sebeple İstiklâl Marşı'mızın dizelerinde vurgulandığı gibi,


"Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım"



Ve yine; Arif Nihat ASYALI'nın "Bayrak" şiirindeki,


"Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selamlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım. "


İfadeleri, Türk milletinin vatan, bayrak, bağımsızlık kavramlarına kısaca bakışı ve net tavrı demektir!!!



"Terör örgütünün saldırısında yaralandıktan sonra Ankara GATA’da tedavi gören ve dün taburcu edilen 21 yaşındaki Ömür Arslan,

'Saat 03.30’da taciz ateşi başladı. Mevzilere geçtik. Roketler, havan topları gelmeye başladı. Sabah 09.00’a kadar sürdü. Kahramanca savaştık, şehitlerimiz oldu. Arkadaşlarımın mekanları cennet olsun. Kurşun ve şarapnel parçaları geliyordu, her yer kan içinde kalmıştı. Kanları gördüğümüz halde yılmadık, savaştık. Başarılı olamadılar'..." 23 Haziran 2012, Vatan


Demek ki...


Dün,

Bugün,

Yarın...


Vatanımıza göz dikenlere yönelik verdiğimiz her şehit (ki her acı kayıbımız "VATAN SAĞOLSUN!" karşılığıyla cevap bulmuştur.) kanı, Türk milletinin Türk ordusuna verdiği desteğin açık göstergesidir!!!


Öte yandan;


Atatürk'ün, "Zorunlu olmadıkça savaş bir cinayettir!" ifadesi Türk halkının gerçek anlamda insan haklarına olan saygısını ortaya koyuyor. Zira Atatürk'ün işaret ettiği temel felsefe; "Yurtta sulh, cihanda sulh"ilkesinden geçmektedir.


Diyeceğim...


Sayın Genel Kurmay Başkanımız eminim ki Türk milletinin ordusuna ve askerine bu anlamda sahip çıkacağına tereddütsüz inanıyordur!


Ve yine kendilerinin, büyük Türk milletinin yeri geldiğinde Şerife Bacı, Nene Hatun... gibi pekçok millî kahramanlarımızın evlatlarına yakışır hareket edeceğinden de en ufak kuşku duymayacağı inancındayım.


Yüce TÜRK milletinin şerefli TÜRK ordusuna güveni ve desteği sonuna kadar samimiyet ve içtenlikle devam edeceği kesindir!


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

21 Haziran 2012 Perşembe

Ne "Şeyh"miş Ama!!!
















"Köylüler için aşiret dışında bir yaşam düşünülemez bile. Herkes gücünü ve cesaretini bağlı bulunduğu aşiretten alır. Aşiret bu bakımdan bir övünç kaynağıdır ama aynı zamanda köylüyü doğumundan ölümüne bir cendere içinde tutan ilişkiler ağıdır.

... Aşireti, şeyhlik ekseninde gelişmiş ve bölgede ağırlığı olan bir aşiret. Şeyh... dini etkisi ağalığından daha derin basıyor. Şeyhin gelişi ile tüm köylüler, onun evinin önünde toplanıp ziyeret saatini bekliyorlar. "Şeyhin elini öpmek" onların dilinde, "şeyhin elini görmek"...Aşiret üyeleri, şeyhe öyle bir kutsallık atfetmişler ki onun arabasının tekerleklerinden fırlayan taşları alıp öpmek için yarışıyorlar." Atlas, sayı 125, sf:101


"Şeyh:1- Tarikat kurucusuna bir tarikatta en yüksek dereceye ulaşmış olan kimseye, tarikat büyüklerine veya tarikat kollarından birinin başında bulunan kimseye verilen ad.

2- Arap kabile ve aşiret başkanı."


Böyle tanımlıyor -TDK Türkçe sözlük- Şeyhi.



"Şeyh'in kızı korku içinde
Nizamettin Burak'ın üvey kızı polise başvurarak yardım istedi


Diyarbakır’ın Sur ilçesinde şeyh olarak bilinen ve yaptığı 7 evlilikten 40 çocuğu bulunan 85 yaşındaki Nizamettin Burak, geçen nisan ayında vefat edince çocukları arasında geride bıraktığı mirası için anlaşmazlık çıktı. Babalarının taziyesinde bir araya gelen 27’si kız 13’ü erkek toplam 40 çocuğu, babaları Nizamettin Burak’tan miras kalan Diyarbakır ve Mardin’deki 30 evi, Kızıltepe’deki arsaları, altın ve paraları paylaşmak için..." 10 Haziran 2012, Vatan




Pekii, şeyh efendi bunca malı mülkü ve 7 evliliği şeyhliğine mi borçlu?


Yoksa, toprak ağalığı ile şeyhliğin harmanlanarak birlikte yürütüldüğü, adına da "FEODAL" denilen sistemin vazgeçilmez koşullarına mı?

Yok aslında birbirlerinden farkı...

Ha toprak ağalığı,

Ha şeyhlik-şıhlık...

Bu sistemin temel besin kaynağı cehaletle gelişen din tüccarlığı, yani din sömürüsü...


Başka türlü bu ŞAŞKINLIK yaratan tablo ortya çıkabilir mi?


Ayrıca...


85 yaşındaki şeyh efendi, tam 7"eş" alarak sözde "evlilik"ler yapmış. Ve toplam 40 çocuk sahibi...


Bu arada Şeyh efendi, "eş"lerini alırken acaba bu hanımların ya da daha vahimi çocukların (çocuk gelin) yaşları kaçtı acaba?!


Diyeceğim o ki...


Kötü kaderinin, yanlış davranışlarının neticesinde, kötü yola sapan insanlar, durumlarını iyi, saygı görecekleri bir ortam yaratırlar kendilerine.

Ardından da bu düşünceyi yaşatabilmek için de, aynı düşüncelerin paylaşıldığı bir çevre oluşturulur.

Zenginlikleriyle, yani fakirlerin sırtından geçinerek övünen zenginleri; güçleriyle yani güçsüzleri ezmekle övünen hükmedicileri görünce ŞAŞKINLIK yaşıyoruz...

Yaşadığımız bu şaşkınlığın asıl sebebi; bizim bu insanların kendilerine özgü oluşturdukları bu çevrenin dışında olmamızdandır.


Yine bu insanların durumlarını haklı göstermek için benimsedikleri dünya görüşünü, iyilikle kötülük üzerine düşüncelerini çirkin görmemizin tek nedeni ise,

Bu şekilde cahil insanların ne yazık ki, çoğunlukta olmaları ve bizim de onların arasında olmamızdan kaynaklanıyor olmasıdır.


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

19 Haziran 2012 Salı

Yiğitlerimize Allah'tan Rahmet Diliyorum...


















Sabah işe gitmek üzere hazırlanıyorum...

Bir yandan da gözümü açar açmaz ilk yaptığım...

Gazeteleri karıştırıyorum...

Hatay'da 1 ŞEHİT...

İçeri girip çıkyorum...

Derken kocaman bir üst başlık...

Dağlıca'da çatışma.... 7 ŞEHİT! Ayrıntılar geliyor...

Ayrıntılar geldikçe Şehit sayısı artar endişesi ile yüreğim daraldı...

Nihayet,

Şehit sayısı 8, 16 Yaralı...

Üstelik çatışmalar "ağır silah"larla...


İyi de bu silahları, eli kanlı eşkıyalara kim sağlıyor?!


Senaryo bildik,

Düşman bildik aslında...


Şehitlerimizin adları açıklandı.


Allah bu yiğitlerin yakınlarına sabır versin!!!


Kıdemli Çavuş Ali Gümüş,

Piyade Onbaşı Cahit Kılıç,

Piyade Onbaşı İsa Sayın,

Piyade Er Umut Bulut,

Piyade Er Ali Yasin Erosmanoğlu,

Piyade Er Mustafa Türkmen,

Piyade Er Yaşar Doymuş,

Ulaştırma Er Samet Bütün.



Bu evlatlar can taşıyordu...


Vatan savunurken...


Ama inanılması güç, kabullenilmesi acı olan televizyon kanalları eğlencelerine devam ediyor...


Bu kadarına dayanmak çok güç...


O annelere...

Allah sabır güç, kuvvet versin!!!


Hain düşman, 1919'da yapamadığını bugün tüm hızıyla kaldığı yerden devam ederek, hayata geçirmeye çalışyor..


Öte yandan;


Büyük Atatürk'ün Sevr'i yırtarak tanımaması, başta İngiliz'in, Yunan'ın, Fransız'ın, Ermeni'nin... hayallerini altüst etti...

Atatürk'ü asla unutamayan bu alçak haçlıların tek isteği Atatürk'ten intikam almak...

Ki bugün verdiğimiz 9 ŞEHİT bunun en âlâ göstergesi...



İyi de birkaç gün önce "çöpe atılan" Atatürk resimleri neyin nesi?


Bunu hangi alçak yapabiliyor?!


Elin gâvurunu anladık; onların kuyruk acıları belli de...




Diyeceğim o ki...


"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir"


Hepimiz bu vatan toprakları üzerinde yaşamıyor muyuz?!..


Mevlanaların, Hacı Bektaşı Velilerin çocukları olarak,


Kıssadan hisse:



Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır.

Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli’nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister.

O zamanlar dergâhlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordur.

Durumu Hacı Bektaş Veli’ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli,

"Helal değildir" diye bu kurbanı geri çevirir.

Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve aynı durumu Mevlana’ya anlatır.

Mevlana ise; bu hediyeyi kabul eder.

Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli’ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana’ya bunun sebebini sorar.

Mevlana şöyle der:

"Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir."

Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergâhı’na gider ve Hacı Bektaş Veli’ye,

Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli’ye sorar.

Hacı Bektaş da şöyle der:

"Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir."



Böylesi incelik ve tevazu ile, birbirimizi boğazlamak, kin gütmek yerine,


Yüceltebilmeyi başarabilenlerden olmamız dileğiyle...


Şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum...

Yüce Türk milletinin başı sağolsun...

Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

15 Haziran 2012 Cuma

Videolu Konferans...















Oldukça yoğun ve stresli bir haftayı geride bırakırken...



Okulların kapanmasıyla birlikte videolu konferans sistemiyle, hizmetiçi eğitime alındık...

"Hizmetiçi eğitim sayesinde öğretmenler, okulda yaptıkları çalışmalar hakkında konuşma, sorgulama ve değerlendirme imkanı da bulacak." internet haber

Valla ben bu "imkan"dan yararlandırıl(a)madım!

Zira bu "imkan" ne yazık ki katıldığım yerde geçerli değildi...

Osmangazi/Bursa katılımcısı olarak beş günlük süre içerisinde defalarca sayın konuşmacılara iletmek istediğim görüş ve değerlendirme ile birlikte soru sorma girişimim olmasına rağmen, maalesef bunu başaramadım. Zira bir türlü iletişim kurul(a)madı...


Hâl böyleyken...


Öncelikle Doğan CÜCELOĞLU hocamıza iletmek istediğim ve bu vesileyle sayın bakanlık yetkililerinin de duymasını önemsediğim, eğitimci olarak hayati derecede önemli saydığım hususu, buradan paylaşmak isterim:

Hani hep şikayet ettiğimiz, toplum kurallarına saygıdan uzak yaklaşan bencil bireyler var ya...

İşte çocuklarımıza karşı yapmamızı istedikleri davranış yöntemleri ve bize önerilen tavsiyeler:


*Benimle işbirliği yap!

*Hoşgörülü ol!

*Bana saygı duy!

*Beni yargılama!

*Bana zaman ayır!

*Beni anla!

*Beni dinle!

*Bana dön!

*Beni duy!

*Beni sev!

** Emir verme!

** Tehdit etme!

** Eleştirme!

** Başkalarıyla kıyaslama!

** Alay etme!

** Gözdağı verme!



Bu "eğitim" anlayışı unicef destekli...


Şimdi düşünebiliyor musunuz ki bu öğelerle beslenen bir insanın ruh hali nasıl olur?!..



"Sen özelsin! Sen çok değerlisin! Sen inanılmazsın! Sen harikasın!.."

"Kraliçem", prensesim, aşkım" sıfatlarıyla beslenerek okula adım atan çocuklarımız...

İşte bu iddialı ve tumturaklı söylemler, anne babalar, eğitimciler ve ilgili uzmanlar aracılığıyla çocukların beyinlerine kazınıyor...


Yetmiyor, reklamlar, diziler, sinemalar ve çizgi filmler aracılığıyla pekiştirme son sürat devam ediyor. Dolayısıyla bu zihniyetle çocuklarımız "ben merkezli" yetiştiriliyor...

Yani hat safhada bencillik, kıskançlık, yalnızlık beraberinde kendiliğinden gelişiyor. Tabii aynı zamanda bu durum bir "hastalık" şeklinde küresel bir sorun olarak önümüzde duruyor.


"Ben merkezli" bu sistem, ne yazık ki içi boş ve büyük beklentileri olan bir neslin yaratılmasına olanak tanımıştır.


Öyle ki, hayatın gerçeklerinden uzak yetişen bu çocuklar, en ufak bir olayda ciddi şekilde bocalayıp, kaygıya ve bunalıma düşmekte.. Nitekim yaşadığımız olaylar bunun en tabii göstergesidir...

Öte yandan bu çocuklarımıza en ufak bir uyarı bile "aman güvenleri kırılmasın" endişesiyle verilmedi, verenlere de iyi bakılmadı...


Bir türlü iletişm kuramadığım ve bu düşüncelerimi aktaramadığım seminerde, Doğan CÜCELOĞLU hocamız şöyle diyor; "trafik ışığını ihlal eden ve bunu önemsemeyen bir..."



İyi de... bu nesli bu hale getiren yukarıdaki maddelerin hayata geçirilmesi değil midir?!!

"Ben merkezli" yetiştirilmesi yönünde onca verilen mesajlar, örnek modeller kimlerin icadı?

Kısaca zenginliği, kariyeri, şan şöhreti ve dahalarıyla birlikte, esasen hepsinin birer yıldız olarak doğduğunu kulaklarına fısıldayan, beyinlerine kazıyan bu sistem değil mi?

Diyeceğim... Hayalden beslenen, hayatın gerçeğinden uzak, içi boş, ülküsü olmayan, hak etmeden isteyen, kaygı ve öfkeyi her an hazırda tutan bir nesli kendi ellerimizle işte bu şekilde biz yetiştiriyoruz!

Ondan sonra da materyalist, narsist bir toplum var diye sızlanıp duruyoruz...

Çareler aramaya koyuluyoruz...

Peki asıl sorunu göremeyecek kadar kontrolü ele geçiren, toplum kurallarını hiçe sayan, başkalarının ne düşündüğünü, ne hissettiğini önemsemeyen, "benden başkası yok" diyen, toplumsal duyarlılığını kaybetmiş bir nesli, bu sistemle dürüst olmaya dönüştürmek mümkün olabilir mi?!..


Tabii ki de "hayır"...


Zira biz hâlâ "sen çok özelsin..!" dediğimiz sürece,


Onlar, hayal dünyasında yaşamayı hep arzulayacak...


Elde edemediği isteklerini ise...


Elde edebilmek için "Her yol mübahtır!" anlayışını izlemeye son sürat devam edecektir!!!


Sayın bakanlık yetkililerine ve ilgililere önemle duyurulur!


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

13 Haziran 2012 Çarşamba

Ağzını Açan Açana!..












"İnsanlar daima yüksek, soylu ve mukaddes hedeflere yürümelidirler. Bu tarzda yürüyenler ne kadar büyük fedakarlık yaparlarsa o kadar yükselirler. " Atatürk




Uzun süredir ele almak istediğim ancak fırsat bulamadığım bir konuyu bugün, "tamam şimdi yazabilirim" dedim.

Şu, içinde bulunduğumuz duruma bir bakar mısınız!..


Toplum olarak, bireysel olarak ağzını açan açana...


Lütfen bırakın çevrenizi, televizyon dizilerine de...

Gazetelerin üst başlıklarına şöyle bir bakınız!..

Hergün birbirlerine ağır hakaretler içeren pekçok söylemlerle karşılaşacaksınız!

Hele muhteşem büyüklerimize diyecek yok doğrusu...


Eğitimciyim...

Bırakın sınıfımı, okulda, okul çevresinde duyduklarım karşısında dehşete düşüyorum. Her fırsatta onları mümkün olduğu ölçüde uyarmayı sorumluluğumun gereği sayıyorum...


İyi de bu çocuklar, bu konuşmaları, bu inanılmaz çirkin sözleri nasıl, nereden öğrenirler?


Kimleri kendilerine örnek alırlar?


"Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, "Burada sayın Savunma Bakanı olmadığı için hayvancılık bakanına soralım. O daha iyi cevap verecektir. Uludere'de vur emrini hangi hayvan verdi" dedi."


"Spikerden Fenerli futbolculara şok küfür!"


"Eski Bakan Kürşat Tüzmen'den şok küfürler"


"Ağzını bozan Gülben Ergen..."


Tamam... çocukları uyarmak eğitimci olarak görevimiz...

Çocukların uyarılarımız karşısında utanarak hiç olmazsa yüzleri kızarıyor...


Ayrıca da özür diliyorlar.


Pekii, topluma örnek olan pek muhterem büyüklerimize ne diyelim!?..

Yuh yani!

Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

9 Haziran 2012 Cumartesi

Son Dakikaya Kadar...














ONLARI ÇOK SEVDİM...

YOLLARI AÇIK,

ÜLKÜLERİ DAİMA OLSUN...






Ve öğrencilerimden ayrılma vakti...


Onlarla karne anına kadar geçirdiğim her dakikayı dolu dolu yaşadım...

Hayatın manasını,

Bilimin gerekliliğini,

Aklın kullanılmasını,

Sorgulayan insan olmanın önemini,

Eleştirel gözle hayata bakmayı,

Kimseye "aman" denilmeyeceğini,

Yüce Yaratan'dan başka kimseye kulluk edilmeyeceğini...


Ve dahalarıyla dolu bir eğitim sürecini tamamladık.

Karne dağıtımından hemen önceki saatteyiz;

Yine hayatı heyecanla konuşuyoruz...

"Çocuklar...

Bakın size sayısız defalar kızdım, eleştiride bulundum. Ama sizi çok sevdim...


Sevgi demek karşı tarafı eleştirmemek anlamı taşımıyor...

Hele siz çocukların eğitimi söz konusu olunca, buna daha da önemle bakmak gerekir..."


Okumayı yaşıtlarından fazlasıyla severek uygulayan, hayatı sorgulayan zeka küpü çocuğum Emre GÜLEÇ, muzip bir tavırla atılarak sordu;


"Öğretmenim, siz eleştirin diyorsunuz da televizyonlarda -"Yemekteyiz Yarışması" "Bugün ne giyeyim?" gibi- eleştiri programları var. Bu programları hep eleştirdiniz, şimdi bunu nasıl açıklayacaksınız?"

Çocuğum benim... Ne kadar mutlu oldum bu soruya, bir bileniz...

Sorusunu bir kez daha net bir şekilde yüksek sesle ifade etmesini istedim.

Bildiğim şey;

Emre'nin çocuksu ama zekice sorduğu sorulardan bir tane daha...

Ve bu sorunun cevabını aslında bilinçaltı onun biliyor olmasıydı.

Olsun...


-Kuzucuğum, şüphesiz ki insan çevresine eleştirel, hayata da sorgulayıcı gözle bakması gerekir. Zira bu olgulara sahip olmayanlar "sürü" niteliğine bürünmektedir...

Gelelim sorunun cevabına:

Ben sizi,

Bir; eğitimci sıfatımla,


İki; bilinçli ve deneyimli büyüğünüz olarak, davranışlarınıza ve zihinlerinize yön vermek için eleştiriyorum.. Zaten bu benim işim; ve ben de bu iş için buradayım...


Televizyonlardaki saçma sapan "eleştirel" programlar ise...

Onlar tamamıyla toplumu yozlaştırmak, zihinleri bulandırmak, özellikle de siz çocuklara, gençlere ve ne yazık ki cahil kesime "dedikodu"yu yerleştirmek için varlar!

Böylece sözde "eleştiri" yapmış oluyorlar...

Eleştirmek insanların özel yaşamlarını ele alarak cümle aleme teşhir etmek, kültürlerini döverek onları aşağılamak değildir! Ve de toplumların değerleriyle alay ederek onlara ahlaki onursuzluk aşılamak hiç değildir.


O halde bunları aşmanın tek yolu eğitimden geçer...



Diyeceğim o ki...


Eğitim, herkese fırsat eşitliği tanıyarak genelleşir; ve "sınıf" dışına atılmış, Emre'nin de söz ettiği programlar aracılığıyla yozlaştırılmış, insanları da ortadan kaldırır...

Nitekim belli sınıflar, eğitimin genelleşmesine karşı çıkarak tekelleşmesini savunurlar. Zira bu sayede yani tekelleştirilen eğitim ile toplum ancak robotlaştırılarak sömürülebilir.


Şimdilerde ulus devletlere karşı atağa geçen küresel çetelerin de yapmak istediği bu zaten.. Zira bu zihniyetler eğitimi tekelleştirerek kendi menfaatlerini koruyabileceklerini bildikleri için, onlar hiçbir zaman eğitimin genelleşmesini asla istemezler...


Nitekim Cumhuriyetle birlikte ülke halkımızın yoksulluğuna rağmen köylüsü, kentlisi okuyarak, aklı kullanmaya ve bilgiye kavuşup, toplumda tıpkı bizler gibi gerekli yerlerini aldılar. Bu sayede ulusal gelirden hakkı olan payı almaya başlayan insanlar, belli kesimlerin baş belası olarak zihinlerde yer etti..


Aklın, bilimin, gönülün ve hayat denen tek gerçeğin peşini bırakmamak için çocuklar ve genç dimağlar tıpkı verimli birer topraklar gibidirler.. Ve bu topraklar, hergün yepyeni çiçekler vererek, insanlığın yeniden doğuşu gibi bozuk düzenin oluşmasına izin vermeyecektir.


Birbirine düşman, birbiriyle sürekli savaş halinde, birbirleriyle sanki bir daha karşılaşmayacak gibi sınıfsal ayrılık yaratmak yerine, beraberce zenginliklerini paylaşan ve yaşayan toplum olmanın tek ilacı okumak, okumak ve okumaktan geçiyor..


Bunu biz Cumhuriyet'le birlikte eğitimle sağladık,

El birliğiyle de sonsuza dek yaşatmak hepimizin yaşamsal ve asli görevidir!



Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

5 Haziran 2012 Salı

Tekbir Getire Getire...












"Bir kimse ile münasebete girmek için, kendisinin ibadetine bakmayın! Dirhem ve dinar ile olan münasebetine bakın." Hz. Muhammed



"Karısının kafasını kesip çatıdan attı

Korkunç cinayet Orhan Subay’ın sevgilisi Leyla adındaki İranlı kadın yüzünden işlendi. Berlin de cinnet geçiren 33 yaşındaki Orhan Subay, altı çocuk annesi 31 yaşındaki eşi Sema Subay'ı oturduğu evin çatısına çıkartıp, üç kez tekbir getirdikten sonra kafasını koparıp aşağı attı." 04 Hairan 2012, Milliyet




"Yaşlı başlı, sarhoş da olmayan, birbirlerini çoktandır tanıyan, dost olan iki köylü birlikte çay içmişler ve gece aynı odada kalıp yatmak istemişler. Biri ötekinde şimdiye değin görmediği son iki gündür taktığı sarı boncuk kordonlu gümüş saate göz koymuş. Bu adam hırsız değilmiş, hatta namuslu ve bir köylüye göre pek de yoksul sayılmayacak bir durumdaymış. Ama bu saat öyle hoşuna gitmiş ve öyle şaşırtmış ki, sonunda dayanamamış, bıçağını çekmiş arkadaşı duvara dönünce yavaşça arkasına yaklaşmış, nişan almış, gözlerini göğe kaldırıp haç çıkarmış ve acı acı "Tanrım İsa aşkına beni bağışla!" diyerek arkadaşını koyun keser gibi bir bıçakla öldürmüş, saatini de almış." Dostoyevski, Budala sf: 268



Valla birisi, birkaç gün önce Berlin'de yaşanmış gerçek bir olay...

Diğeri ise, dünyaca tanınmış Rus edebiyatçısı Dostoyevski'nin bir romanından alınmış hikaye...


Birisi müslüman,

Ötekisi hıristiyan...


İnanılması güç,

Şaka gibi...


Diyeceğim...


İnsanlar için dünyada önemli olan varsa yoksa zevk... Bundan ötesini görmüyorlar!

Ve yine insanların Allah'tan, iyilikten söz etmelerinin tek nedeni de birbirlerini aldatmak olsa gerek.


Zira bakar mısınız?


"İnançlı" bir koca, Allah'a öyle inanıyor öyle inanıyor ki,

TEKBİR getire getire karısını hiç tereddütsüz vahşice öldürüyor...

Sonra mı?

Cinayetin adı,

Oluyor, "CİNNET"

Pes doğrusu...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

3 Haziran 2012 Pazar

Dini Temelli Kuralların "Ehlileştirilmesi"
























"Biliyor musunuz ki, bizim dinimizin aslını bozup onu düşüren nedir?

Tefsirci ve tahlilcilerin yanlışları; riyâkar nakilcilerin yozlaştırılmış tartışmaları ve yoldan sapmış hükümdarların buyruklarıdır."


"Kadın erkeğin ikinci parçasıdır."


"İlim, unutulursa kaybolur, liyakatsizlerin elinde yok olur. Gerçek âlim odur ki, bilgisini tatbik eder."


"Allah Teâlâ ilmi insanların hafızalarından silip unutturmak suretiyle değil, fakat âlimleri öldürüp ortadan kaldırmak suretiyle alır. Neticede ortada hiçbir âlim bırakmaz. İnsanlar bir kısım cahilleri kendilerine lider edinirler Onlara birtakım meseleler sorulur, onlar da bilmedikleri halde fetva verirler. Neticede hem kendileri sapıklığa düşer, hem de insanları saptırırlar."


"Fazla geçmez bir zaman gelir ki, kendi dinimizin adından başka bir şey kalmayacak. Kur'an'dan, onun görüntüsünden başka bir şey kalmayacak. O zaman camilerde artık ilim ve din öğretilmeyecek. Allah'a kulluk yapılmayacaktır. Din adamları, ilim adamları, insanların en kötüsüne dönecek, münakaşa ve münazaralar onlardan çıkacak ve insanlar dinden çıkıp geri dönecekler."


"İlim öğrenmek her Müslüman'a farzdır. İlmi, ehil olmayana öğretmek, domuzların boyunlarına cevher, inci ve altın takmaya benzer."


"İlim üç şekilde olur. Bunlardan biri, şüphesiz gerçektir, onun ardınca git. Diğeri yoldan çıkarır, ondan sakın. Üçüncüsü ise, bilnmeyen konulardadır, bunun da cevabını Allah'ın indinde ara." Hz. Muhammed, Tolstoy, sf: 33-34




Bugün gelinen nokta...


İslam adı altında, cehaletin bini bir para...


"Kadın haklarına karşılar!

Endonezya'da kadın haklarına yönelik bir düzenleme kadınlardan tepki gördü. Kadınların istediği kişilerle evlenme hakkı ve miras paylaşımında kadınların erkeklerle aynı haklara sahip olduğunu da içeren yasa taslağına bazı kadın dernekleri karşı çıktı..." 20 Mart 2012


"Tahran’da ahlak polisi ava çıkıyor!

İran’da... ‘ahlak polisleri’ sokaklarda kadınların peşine düşmeye hazırlanıyor. Ülkede 70 bin çarşaflı kadın polis, ‘ahlak dışı giyinen’ hemcinslerini önce uyaracak, talimatları dinlemezlerse gözaltına alacak." 1 Mayıs 2012 Vatan


"Suudi kadının fendi din polisini yendi

Riyad’da bir alışveriş merkezinde ojeli tırnak ve gevşek başörtüsü ile dolaşan bir Suudi kadının, kendisini uyaran din polisine isyanını gösteren videoyu YouTube’da 1 milyonu aşkın kişi izledi. Kral Abdullah, din polisine ‘AVM‘lerde kadınlara karışmayın’ emri vermek zorunda kaldı." 30 Mayıs 2012, Vatan



Demem o ki...

Ortada...

Ne ilim kaldı, ne bilim!

Varsa yoksa kadın üzerinde kurulmak istenen egemenlik...


Oysa bir toplumun ileri çağdaş seviyeye ulaşması, kadınla erkeğin birlikteliğinden geçer.

Ama ne yazık ki bu çağda, namus kavramı, sadece kadının bedeni üzerinden topluma algılatılmaya çalışılıyor...

Öte yandan,

Birkaç gün önce -30 Mayıs 2012- Hürriyet'de okuduğum Ertuğrul Özkök ile Amr Şalakani'nin tartışmalarını konu eden bir yazıda; "Şeriat o kadar korkulacak bir şey değil. Dini temelli kuralların tamamı insani yorumlarla ehlileştirilir. (Amr Şalakani)" gibi tuhaf bir ifade dikkatimi çekti.


Amr Şalakani, dinin kurallarını "vahşi" olarak görüyor olmalı ki, bu kuralların "insani yorumlarla ehlileştirildiği"nden dem vuruyor.


Ancak biz bu cümleyi yazılanın aksine, yaşanılanları dikkate alarak yorumlarsak,

Birilerinin çıkarları ve menfaatleri doğrultusunda,


Dine getirdikleri "insani yorumlarla"

Hem kadın, hem toplum,

Bir güzel "ehlileştiriliyor" diyebiliriz.

Tabii... Amr Şalakani'nin dikkat çeken ifadesinden yola çıkarak,

Şu soruyu da sormadan geçemeyeceğim;

Bu "ehlileştirilme" yetkisi,

Kimden, nasıl alındı?!


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)