şeytan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şeytan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haziran 2018 Pazar

İçim Acıyor...



Çocuk istismarcıları pedofililer,

Kadına tecavüz edenler,

Ağaçları kesenler,

Hayvanları katledenler...

Ne yazık ki tüm bu canilerle birlikte aynı toplumda yaşarken,

İnsanların görünmeyen bir şeytan aramasına hiç gerek yok.

Dolayısıyla, o kara gözleriyle etrafa şirinlik yaptığından hiç şüphe duymadığım, dört patisi birden kesilmiş ve kuyruğu koparılmış halde ormanda bulunan bu iki aylık yavru köpeğin vahşice katledilmesi, insanoğlunun zalimliğinin ne boyutlara ulaşabildiğinin en son örneğidir.

O sebeple...

Allah'ım iyilik karşısında sevinen, kötülük karşısında da üzülerek  acı çeken birisi olarak, kendimi hiç olmadığım kadar mutsuz hissetmeme neden olan bu canileri lütfen affetme!.. 


Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

29 Aralık 2017 Cuma

Şeytan Üflemesi






"Darağacına mahkum edilen Esmeralda'yı, hiç şüphesiz kaçmasından korktukları için La Tournelles'in ahlâksız suçluların kapatıldığı yeraltı zindanlarında, tepesinde dev ölçüdeki Adliye Sarayı ile bu türden fıçı dibine bırakmışlardı.

"Gözlerini yeniden açtığında (...)

Bir adam karşısında, ayakta duruyor, kara bir başlık da yüzünü gizliyordu (...)

-Siz kimsiniz?

-Bir rahip.

-Ah sefil! Kimsin sen? Ben sana ne yaptım? Benden bu kadar çok mu nefret ediyorsun? Ah! Bana karşı hıncının nedeni ne?

Rahip bağırdı:

-Seni seviyorum!

(...)

-Bir gün,

Kitap okuyordum. Pencere bir meydana bakıyordu. Bir tef, bir çalgı sesi duydum. Düşüncelerim arasında böyle rahatsız edildiğime kızarak, meydana baktım. Orada, sokağın ortasında, pırıl pırıl güneşin altında, bir yaratık dans ediyordu. Öyle güzel bir yaratık ki İsa onu Meryem'e tercih ederdi. (...) Gözleri kapkara, parlaktı. Kapkara saçlarının arasında güneşin içine işlediği birkaç tel saç, altın telleri gibi sarı sarı görünüyordu. Başının çevresinde, o kapkara saç örgülerinin içinde, güneşte ışıldayan, alnında bir yıldız taç meydana getiren madeni parçacıklar vardı... Kıvrak, esmer kolları birer çevre gibi beline bağlanıp çözülüyordu. Vücudunun biçimi şaşılacak güzellikteydi. Ah! Güneş ışığında bile aydınlık bir şey gibi beliren parlak yüz! Ne yazık ki bu sendin kız.

(...)

Şeytan kanatlarıma bağladığı ipin öbür ucuna da senin ayağına bağlamıştı. Ben de senin gibi kararsız, gezginci oldum. Seni kapı altlarında bekliyordum, sokak köşelerinde gözlüyordum, kulenin tepesinden gözetliyordum. Her akşam daha büyülenmiş, daha üzgün, daha umutsuz, daha tutkun, daha perişan, kendi içime dönüyordum.

(...)

En sonunda, artık ne yapacağımı, ne olacağımı bilmediğimden seni, kilise mahkemesine ihbar ettim. İnsan kötülük edince, her kötülüğü yapmalı. Canavarlıkta bir ortada duruvermek çılgınlıktır. Suçun sonunda sevinç heyecanları vardır." Victor Hugo, Notre-Dame'ın Kamburu sf:237-243


Notre-Dame'ın Kamburu adlı romanla HUGO, "Kişinin dinle çatışmasını ele almıştır." 

Victor Hugo, "Bundan birkaç yıl önce Notre-Dame'ı gezerken, kulelerden birinin karanlık bir köşesinde duvara derince elle kazılmış ANARKH (KADER) kelimesini buldu." 

Ve, "Bu dünyadan eski kilisenin alnına, bu suç ya da felâket damgasını vurmadan ayrılmak istemeyen acı içindeki ruh acaba kimdi?" diye düşündü, bunu keşfetmeye çalıştı.

"Notre-Dame'ın Kamburu o sözcük üzerine yazıldı. Şubat 1831, Victor HUGO"

Demem o ki...

Yıl 2017... 

İslam dinine, "felaket damgasını vurmadan ayrılmak istemeyen acı içindeki hastalıklı bir ruh" da, bizde çıkıtı!

Ülkemde Ortaçağ'ı aratmayacak zihniyetlerin yeniden yeşermesini sağlayacak sözde eğitimciler sayesinde, akıl ve bilimden hızla uzaklaştığımız  bir yılı daha geride bırakıyoruz...

Dolayısıyla...

"Okuldaki beden eğitimi dersine çıkarak kız öğrencileri görünce tahrik" olan varmış ya...

Hani, "Ya benim çok sapık duygularım var ya da şeytan onlara uğramıyor... Bir genç kızın vücut hatlarını gördükten sonra şeytan size üflemiyorsa ya erkekliğinizi ya da imanınızı kaybetmişsiniz demektir..." denilmiş ya...

Galiba o bahsedilen  "üfleme", 

Esmeralda'nın "vücut hatlarını" gördükten sonra şeytanın, Rahip Claude Frollo'yu üflemesi gibi bir şey olsa gerek



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

28 Ağustos 2013 Çarşamba

"Kadın Bedeni Süstür"!!!




"Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdâr olandır." Hucurat Sûresi, 13. Ayet

"Şüphe yok ki, kadınlar erkeklerin dengi, benzeri ve tam bir eşidir." Hadis


Diyanet'in müstesna bir yeri var.. Zira diğer laik devletlerde olmayan ve bu konumu itibariyle dünyada ayrıcalıklı bir ülkeyiz...

Din'i devlet ve halkla buluşturan, üstelik naif bir konumda olması gereken tutumu ve çizgisi  itibariyle Diyanet İşleri Başkanlığı Kurumu'nu, büyük bir özen ve sevgi ile takip eden bir vatandaşım. 

"Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dini konularda en yüksek karar ve danışma organı olan Din İşleri Yüksek Kurulu’nun üyesi Prof. Dr. Halil İbrahim Karslı, Kur'an’ın kadınlara örtünmeyi emrettiğini belirterek "Çünkü kadının bedeni bir süstür. Dolayısıyla değerlidir ve korunması gerekir" dedi." 27 Ağustos 2013


Pek sayın hocamız ne yazık ki kadına bedensel bakıyormuş ki, onu "süs" olarak görmüş... Zira beyinsel olarak görseydi, durum şimdi bambaşka bir vaziyette olurdu.

Sayın Hocamıza... 

"Biz beyin olarak varız" anlayışıyla üzülerek okuduğum demeçlerini tek tek ele alarak, duygularımı ve tepkimi, "süs" görülen kadın olarak değil de, aklını kullanan beyinsel bir kadın olarak iletmek istiyorum; dikkatlerinize!!!


"Cennette şeytan, insanın elbiselerini soymakta ve mahrem yerlerini açığa vurmayı başarmaktadır." diyorsunuz.


Bir defa Adem ile Havva var olduğunda, onlardan  başka insan yoktu değil mi? O vakit hangi elbise, hangi örtünmeden bahsediyorsunuz? İkisi de tek değil miydi? Kim kime görünmekten sakınacaktı?! Ortada insan topluluğu mu vardı ki, vücutlarını örtsünler.. Ayrıca elbise olacak kadar ortada nasıl bir obje vardı sayın hocam? Nasıl bu kadar konu üzerinde bol bol yazabiliyorsunuz, vallahi çok şaşırdım. Zira bir kadın olarak, bakın aklımı kullanıyorum! Ve o günün şartlarını, koşullarını değerlendirirken söylediklerinizin akıl dışı olduğunu, net olarak görebiliyorum çok şükür! Ki bunu da Kur'an ayetinin emriyle yapıyorum.. Ne diyor Alak Sûresi; "Oku!"... Yani bunu, sizin ayırdığınız gibi,  kadın erkek ayırt etmeden, Kur'an vasıtasıyla insanlara buyuruyor, Yüce Allah...


"Aydınlanma süreci insanın dini değerlerden kopması, kendi kendisini kutsaması sonucunu doğurdu. Her alanda özgürlük, insana verilen değerin bir yansıması olarak görüldü. Dolayısıyla örtünme, kadının örgütlülüğünün önünde bir engel kabul edildi. Geleneksel uygulamaları terk ettiği ölçüde insanın özgürleşeceği düşünüldü. Belki de insanlık tarihinde ilk defa müstehcenlik bu denli sosyal bir görünüm kazandı ve dünyanın hâkim kültürü haline geldi. Bütün bunlar, kadının bedeni üzerinden yapıldı. Onun kişiliği değil, dişiliği öne çıkarıldı." diyorsunuz.


Allah, Havva ile Adem'i yeryüzüne gönderdiğinde insanları kendi iradesine teslim etti, sayın hocam. Ki bundan sonra da insanların yaptıklarına ve yapacaklarına tedbiren ve onlara yön vermek amacıyla rehber olarak, kutsal kitaplar gönderdi. En son olarak da İslam'ı ve onun kutsal kitabı olan Kur'an-ı Kerim, bizlere, toplumsal yaşamımızda baş vurulacak, insan ilişkilerine yardımcı olacak bir kılavuz olarak elimize verildi. Bunun neticesinde "haram" "sevap" kavramlarıyla yolumuza devam ettik ve edeceğiz..

Dolayısıyla, hayatı bir tek kadının örtünmesi ile mi idame ettireceğiz? Şayet kadının kapanması ise tüm sorunumuz, bugün Arap ülkelerinin hali ortada.. Her türlü kirlilik, bunun yanında kan ve gözyaşı gırla gidiyor. Bırakın kadının mutluluğunu, toplumsal bir ızdırap var oralarda... Savaş, mezhepsel ayrılıklar... nedeniyle İslam toplumları huzur bulamıyor. Kadınlar mutsuz!!!


Ne oldu? Kadın kapandı da mutlu mu oldu? 

Bilâkis kadının kapanmasıyla toplum, o hale geldi... Demek ki önemli olan eğitim; ve eğitimle insanlara ahlâkın güzelliklerini öğretip, yaşatmakmış temel esas. Zaten Kur'an de bunun için var!

Kadınlar için takıların "ziynet" olarak adlandırılmasını, nasıl oluyor da "kadının bedeni" olarak görebiliyorsunuz, doğrusu hayretler içerisinde kaldım... Vallahi pes!!!

Bugün Arap toplumuna yaşam tarzı olarak kabul ettirilen, baskıcı kapalı düzeni dayatan Batılı Haçlı güçlerin, aynı dayatmayı bizlere de kabul ettirme çabası, tamamen bizlerin cahil bırakılması için. Ki o sayede zenginliklerimizi gasp edebilirler ancak!!!

O halde Yüce Allah bizlere bunu mu "reva görüyor"? Hiç böyle bir şey olabilir mi, sayın hocam?

Kadın sosyal olmadığı müddetçe toplumlar geri kalır, cehalet baki olur!!!

"Geleneksel uygulamaları terk ettiği ölçüde insanın özgürleşeceği düşünüldü." diyorsunuz.

Demek ki neymiş, "geleneksel uygulama"...

Evet "gelenek"leri dinin gerekleriyle karıştırmamak gerekiyor... Geleneksel yaşam farklı, dinin emirleri farklı. O halde Arap toplumunun geleneklerini, İslâm dininin farzlarıyla örtüştürmek tamamen Arap kültürünü İslam dinine egemen kılmak ve de  Arap kültürü emperyalizmine hizmet etmek anlamı taşımaktadır.


"Bütün bunlar, kadının bedeni üzerinden yapıldı. Onun kişiliği değil, dişiliği öne çıkarıldı." diyorsunuz.


Siz daha da ileri gidip, direk bu duygu ve düşüncelerinizi "din" adı altında baskıcı bir metodla ele almıyor musunuz? Yani kadını bir "süs" obje gibi görüp, dahası erkek için bir "süs" eşyasından öteye götüremeyecek kadar, kadını aşağılamıyor musunuz? Lütfen sayın hocam.. Ben bir kadınım ve bakın inancımın da gereğini yerine getirerek aklımı kullanıyor, okuyor ve sizin bu yazdıklarınıza karşı çıkacak kadar da kendime güvenip, öyle "süs eşyası" gibi falan durmayarak beynimle hareket ediyorum.

Yani benim bir beynim var! O halde öyle korunmaya falan da hiç ihtiyacım yok! Korunacak kadar da kendimi aşağılatacak kişiliğe hiç sahip değilim! Hani sizin dediğiniz gibi "kadının kişiliği" ön plâna çıkarılmalı... bak bu sözünüzde çok haklısınız, lütfen buna riayet ediniz! En azından Diyanet'e yakışan bu.. Ha, tabii kendinizin, sayın hanımefendi eşlerinize "süs" olarak bakabilir, onu kem gözlerden "koruyabilirsiniz".. Tercih "sizin"

İzninizle devam etmek istiyorum...


Peki sayın hocam, bu durumda siz ne yapıyorsunuz? Kadının bedeni üzerinden hareketle, onun "dişiliği"ni ön plânda tutmuyor musunuz? Onun "vücudu değerlidir" demek ne anlama geliyor? Kadını "erkek için" yaratılmış bir obje olarak görmekten başka bir şey değil...


"Bu anlamda erkeğin nazarında kadının konumu ayette ziynet/süs olarak nitelendirilir. Ancak Kuran, bunun açığa vurulmamasını, aksine yine ziynet olarak isimlendirilen elbiseye büründürülmesini emreder. Çünkü kadının bedeni bir süstür. Dolayısıyla değerlidir ve korunması gerekir." diyorsunuz.


Kur'an neden "açığa vurulmamasını" istesin ki? Varsa bir yasak ya da ne bileyim yapılmamasını istediği şey; bunu net olarak ortaya koyar. Yani sizin değerlendirmenizle, Kur'an üstü kapalı  bir emir mi veriyor... Olur mu öyle şey.. O vakit tüm evrene ve tüm zamanlara gönderilmiş bu koskoca yüce kitabımız, kişilerin yorumlarına mı bırakılmış olacak.. Ki o vakit siz bu "ziynet" kelimesinden inanılmaz  yorumlar çıkarıyorsunuz... O halde Kur'an bizden mi çekiniyor da, kadını "ziynet" olarak gizli kapaklı işaret ediyor? Açıkça "kadın" neden demesin ki...


"İlahi uyarılar, kadının doğasının bastırılması anlamında yorumlanmamalıdır. Aksine Kuran, burada bir yönlendirme yapmakta ve onun bedensel çekiciliğini ortaya koyma arzusunu toplumsal hayatta değil, eşine karşı sergilemesini hedeflemektedir." diyorsunuz.


Evet sayın Hocam, kadının "bedensel çekiciliği"nden söz ediyorsunuz ya.. İşte sorun burada zaten. Zira Allah "nefis terbiyesi" diyor. Ki bu durum insanlar için hayatın her alanında söz konusu. Zaten din'de burada başlamıyor mu?

Sizin deyiminizle erkek, nefsine hakim olamıyor, hatta kadının bedenini kendine bir tahrik olarak algıladığı için, onu kaptmakta çareyi arıyor öyle mi? O vakit nefis terbiyesi nerede kalıyor? Oh ne âlâ.. dikensiz gül bahçesi!!! O vakit hayatımızdaki bütün tahrik unsuru olan tüm etkenleri ya kaldıralım, ya da kapatalım, ki biz insanoğlu yoldan çıkmayalım... Çok yazık.. İslam'ı şayet  böyle algılıyorsanız...


Demem o ki,

Daha dün acı bir olayı haber olarak okuduk.. Bu acı haber, bence sayın  hocamızı da yakından etkilemeliydi. Zira kadının bedenini çok "değerli" olarak görüyor ya, o bakımdan.

Bakınız zihinsel engelli bir genç kıza tecavüz eden ve onu hamile bırakanlar için, "başlatılan soruşturmada, genç kızın rızası ile birlikte olduğu kişilerden şikayetçi olmadığı belirlenirken, kendisini hamile bırakan ve fezlekede, 'Meçhul sanık' olarak geçen kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi."

Acaba sayın hocamız bu karar için de bir "fetva" çıkarır mı diye, merak ediyorum...

Öte yandan... Müslüman müslümanı boğazlıyor, ve kadınlar tecavüz altında... Haçlılar da "ahlâk" masasına oturmuş, kim haklı kim haksız diye, utanmadan müdahil oluyorlar...

Yine doğanın bize "süs" olarak sunulduğunu düşünebiliriz mesela.. Asıl doğayı -dünyaya hükmeden akıllı varlıklar olarak, kadın-erkek biz insanların hayvanlar ve bitkiler üzerinde kurduğumuz hakimiyet münasebetiyle- onları özenle koruyup, kollamamız gerekmez mi, sayın hocam? Baksanıza... harıl harıl Allah'ın yarattığı o güzelim nadide bitkiler ve hayvanlar yok ediliyor. Hem de doymak bilmez aç gözlüler yüzünden...

Evet tüm bu olaylar, "kadın bedeninin değerli" olmasından çok daha vahim ve önemli gelişmeler. Zira birileri kadını ve onun örtünmesini bizlere tartıştırırken, dünyada İslam'ı kaybetmek üzereyiz...

Sevgi ve saygılarımla!

Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

14 Eylül 2012 Cuma

Hem Allah Kur'an Diyeceğiz...



















"ABD'de çekilip internetten yayınlan 'Müslümanların Masumiyeti' isimli, peygambere hakaret edilen filme tepki dinmiyor. Müslümanların yaşadığı çok sayıda ülkede insanlar Cuma namazı sonrası sokaklara döküldü. Sokaklara dökülen halk, ABD, İsrail ve Almanya elçiliklerine saldırdı. Yemen ve Lübnan'daki gösterilerde altı kişi hayatını kaybederken onlarca kişi de yaralandı.


Clinton, ABD'nin bu tür ''iğrenç'' videoların gün ışığına çıkmasına neden engel olmadığının bazılarınca sorulabileceğine işaret ederek, şöyle devam etti: ''Bugünün teknolojisinde, bu mümkün değil. Ancak mümkün olsaydı bile ülkemiz kökü uzun geçmişe dayanan ifade özgürlüğü geleneğine sahip. Bireylere, ne kadar iğrenç olursa olsun kendi görüşlerini ifade etmelerinde engel olmayız." 14 Eylül 2012, Haber Türk



Ne "ifade özgürlüğü"ymüş ama...

Vallahi bu "özgürlüğe" şapka çıkarmak lâzım gelir...

Zira "ifade özgürlüğü"ne dayandırılarak, neredeyse sistemli bir şekilde sahnelenen iğrenç saldırılara bir yenisi daha eklendi...

Her yer yanıyor, yıkılıyor...

Ortalık yine kan gölü...

Hanımefendi çıkmış bağırıyor;

"İfade özgürlüğü"


Oh ne âlâ...

Ya, inanılır gibi değil...

Bu şeytani düzen ve fitne...


Sahi; ŞEYTAN dedim de aklıma bir hikaye geldi.

Şimdi bu hikayeyi sizinle paylaşalım:


"Günlerden bir gün şeytanın yolu bir köye düşmüş. Keyfi yerinde olan şeytan, sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineği sağan genç bir kadını uzaktan izlemeye başlamış. Şeytan, kadını epeyce izledikten sonra yerinden kalkıp kazığa bağlı buzağının ipini biraz gevşetmiş.


Buzağı bu, az ötede annesinin sütünün kovaya sağılmasını aç karnına izlemeye daha fazla dayanamamış. Buzağı yerinde debelendikçe boynundaki ip biraz daha gevşemiş ve sonunda yular hepten çözülmüş. Koşarak annesini emmeye giden buzağı, süt kovasına çarpmış ve bütün süt yere dökülmüş. Sağdığı sütün heba olduğunu gören genç kadın, sinirlenerek eline geçirdiği odunu buzağının kafasına vurmasıyla yavru, kan içinde yere yığılmış. Yavrusuna saldırılmasına kayıtsız kalmayan inek bir tekmede kadını yere serip öldürmüş.

Uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi, ineğin gelinini öldürdüğünü görüp, elindeki tüfekle ateş ederek ineği öldürmüş.

Silah sesini duyan koca koşup gelmiş. Karısını yerde cansız yatarken, babasını da elinde tüfekle görünce, belinden silahını çekip, tek atışta babasını öldürmüş.

Kısa bir süre sonra gerçeği öğrenen genç adam bu kadar acıya dayanamayacağını düşünüp, bir kurşun da kendi kafasına sıkarak canına kıymış.

Bütün bu olayları bir kenardan izleyen şeytan, "Bu felaketi de bana yüklerler. Buzağının ipini gevşetmekten başka ben ne yaptım şimdi?" demiş."



Sakın yanlış anlaşılmasın..

Sadece ifade özgürlüğümü kullanmak istedim...

Yoksa Kılinton Hanım'a sözümüz yok valla...

Hem o,

Olsa olsa bir melek olabilir...

Kadıncağız tam bir "MELEK"!..

Ne yalan söyleyelim, gittiği her yerde gül bitiyor...

O güller birden "kana dönüşüyor" derseniz,

Eee... olacak o kadar!

Gül bu...

İnsanın canını yakacak ve kanını akıtacak kadar dikeni bol...

Madem gül seviyoruz,

O vakit dikenine de katlanılacak...

Zira hem Allah Kur'an diyeceğiz,

Hem de Allah Kur'an kelâmı dinlemeyeceğiz...

Ne diyor, Kur'an?

"Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez." Maide Sûresi 51. Ayet



"Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir. De ki; "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) yoludur." Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva(arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı." Bakara Sûresi 120. Ayet

Diyeceğim...

Şimdi ortada Kılinton Hanım'ın "ifade özgürlüğü" dediği "şey"den başka ne var ki?..

O sebeple...

Millet'ler birbirini yiyormuş,

Yok ortalık savaş alanına dönmüş'müş,

Yok kan gölü olmuş'muş,

Falan filan...

Boş verin siz onları...

Hem ne kadar ayıp!

Altı üstü ortada bir "ifade özgürlüğü" var.

Yok artık...

Onu da biz müslümanlar anlamadıysak gari...

Yuh yani...

"Bir kenarda oturup felaketleri izleyen şeytan"ın dediği gibi...

"MELEK" Hilari ne yaptı ki?!


Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

21 Ekim 2010 Perşembe

Şeytanın Ne suçu var ki?!












"ABD'de 11 Eylül saldırılarını konu alan bir belgesel çeken ve tanıtım afişinde Türk bayrağı kullanan Christian Action Network (CAN - Hıristiyan Eylem Şebekesi) adlı kuruluş, Türklerden gelen yoğun tepkiler üzerine yeni bir afiş ve DVD kapağı hazırladı. Ancak ABD'li Hıristiyan grup, Türk bayrağını kaldırmak yerine afiş ve kapağa yeni bayraklar ekledi." 19.10.2010, Hürriyet


Birkaç gündür üst üste okuduğum bu haber üzerine aklıma bir öykü geldi. Hikayenin üzerinde durarak konuyu biraz da açmak isterim...

E madem ülkemize ve bayrağımıza yönelik sinsice bir saldırı planlanıyor, o vakit biz de durumdan vazife çıkararak olaya yorum getirelim...


"Günlerden bir gün şeytanın yolu bir köye düşmüş. Keyfi yerinde olan şeytan, sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineği sağan genç bir kadını uzaktan izlemeye başlamış. Şeytan, kadını epeyce izledikten sonra yerinden kalkıp kazığa bağlı buzağının ipini biraz gevşetmiş.


Buzağı bu, az ötede annesinin sütünün kovaya sağılmasını aç karnına izlemeye daha fazla dayanamamış. Buzağı yerinde debelendikçe boynundaki ip biraz daha gevşemiş ve sonunda yular hepten çözülmüş. Koşarak annesini emmeye giden buzağı, süt kovasına çarpmış ve bütün süt yere dökülmüş. Sağdığı sütün heba olduğunu gören genç kadın, sinirlenerek eline geçirdiği odunu buzağının kafasına vurmasıyla yavru, kan içinde yere yığılmış. Yavrusuna saldırılmasına kayıtsız kalmayan inek bir tekmede kadını yere serip öldürmüş.

Uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi, ineğin gelinini öldürdüğünü görüp, elindeki tüfekle ateş ederek ineği öldürmüş.

Silah sesini duyan koca koşup gelmiş. Karısını yerde cansız yatarken, babasını da elinde tüfekle görünce, belinden silahını çekip, tek atışta babasını öldürmüş.

Kısa bir süre sonra gerçeği öğrenen genç adam bu kadar acıya dayanamayacağını düşünüp, bir kurşun da kendi kafasına sıkarak canına kıymış.

Bütün bu olayları bir kenardan izleyen şeytan, "Bu felaketi de bana yüklerler. Buzağının ipini gevşetmekten başka ben ne yaptım şimdi?" demiş."


Emperyalist güçlerin hep yaptığı ve yapmakta olduğu şey, insanların etnik kökeni, dini ve mezheplerinden faydalanarak milletleri birbirine düşürüp boğazlatmasıdır. Bunun için de şüphesiz ki ince ince planları devreye sokmakta bir tereddüt yaşamıyorlar. Tıpkı "11 Eylül saldırısı"yla birlikte akabinde işgal ettikleri ülkeler gibi...


Ve bir defa buzağının ipi gevşedi mi...

Ortalık kan gölüne çoktan dönüyor bile...

Buzağı, gelin, sığır, baba, oğul zincirleme peşpeşe öldüler...

Bak Allah'ın işine ki burada herkes, şeytanı suçluyor!!!

Oysa zavallı (!) şeytanın bunda ne rolü var? O, sadece buzağının ipini, şöyle bir gevşetiverdi işte...


Diyeceğim... Emperyalist güçlere karşı, buzağının ipinin gevşetilmesine olanak tanımadan, o ipi sıkı sıkı tutmasını iyi bilelim!!!

Yoksa...

Sevgi ve saygılarımla!