31 Aralık 2012 Pazartesi

2013 Birliğimiz Olsun...


















http://www.youtube.com/watch?v=92ZeIvhLB-w




2013 Yılı ülkeme ve dünyamıza barış, aydınlık, sağlık ve bereket dolu günler getirmesini dilerken,  yüzünüzden gülümseme, yüreğinizden umut ve sevgi hiç eksik olmasın.


Yeni yılınız kutlu olsun...

Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

29 Aralık 2012 Cumartesi

2012'nin "EN"leri...






Çocuğum canlılar kaça ayrılır?

Öğrenci yanıtlar: 4'e ayrılır öğretmenim.

Öğretmenin aklı yatmaz, "peki say bakalım" der.

1- Bitkiler 2- Hayvanlar 3- İnsanlar 4- Çocuklar.

Öğretmen sorar:

Çocuklar insan değil mi?

Çocuk duraklar.

Öğretmen "Ona göre yeniden say bakalım" der.

Öğrenci sayar: 1- Bitkiler 2- Hayvanlar 3- Çocuklar.

Öğretmen şaşırır: "Çocuğum insanlara ne oldu?"

Öğrenci yanıtlar:

"Kalplerinde sevgiyi yeşertip düşünebilenler hep çocuk kaldılar, diğerleri de hayvanlaştılar öğretmenim!..."




Best of 2012...

İşte 2012'nin "EN"leri:

Gelirin nasıl?

Maaşın, evin  var mı?

Bu ölçülerle ancak birbirlerinden elektrik alabilen "eş" adayları, 2012'de de yerini korudu.

"Bugün ne giysem?" pogramının "gözde" sunucusu İvana Sert yılın son haftasında oryantal dans yaparak kendisine "muhteşem" dedirtti...


"Bugün ne pişireyim?" diyenlerle doyanlar...

Yıllar önce göğsüne yaptırdığı silikonları ve yaşadığı aşklarla hep gündemde kalan ünlü eski model Sevda Demirel, artık kendini dine verip kapandığını söyledi.

Türk kadınları vücutlarını yeterince tanımadığından neresini açacağını bilemiyor diyen İvana Sert, "Namaz kılıyorum, Kur'an okuyorum" dedi...

İslam'da cinsellik dersleri...

Diyanet'e sıkça sorulan "Oruçluyken sakız çiğnesem olur mu?",

"Yıkanmak orucu bozar mı?" soruları...

Siirt Valisi  açıklama yaptı:

Fiziksel olarak açıklamak mümkün değil. Müftülükten hocalar ise cin olabileceğini söylüyor. Çaresiziz... Çözümü "hoca"da...


Muhteşem Yüzyıl'da yine nefesler tutuldu! Hürrem, Sultan Süleyman'ın yeni gözdesinin Firuze olduğunu öğrendi...


Televizyon dizileri evlere şenlik...

Çocuklara verilen en "güzel" örnek: "hizmetkar ol, ayak işine bak" bol bahşiş...

Ayrıca gençler için en geçerli meslek de bolca işlendi.

Kafe işletin veya oralarda garsonluk yapın!

Özellikle diplomalı iseniz...


Bred Pit "abimiz" şanslıydı, Ancelina Coli gibi güzel bir eşi olduğu için ana haber bültenlerinde yer edindi; bin defa şükrettik!

Cenifır Lopez kalça şovuyla İstanbul'u yıktı geçti.

Fransa Cumhurbaşkanı  Hollande, "132 yıl Cezayir'e zulüm ettik ama, özür dilemeyiz!" dedi...

Öte yandan Türkler, "1 milyon Ermeni'yi kesti" diyen Orhan Pamuk'a, Fransız Bakan Legion D'honneur nişanı taktı.

İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden Independent’ın bu yıl düzenleyeceği "Yabancı Roman Ödülü"nde, jüri üyesi olarak -Türk milletine hakaretleriyle "ün" yapan- Elif Şafak'ın da yer alacağı öğrenildi..


Suudi Arabistan’da şeriat kurallarına göre sadece kadınların girebileceği, erkek sineğin dahi giremeyeceği yeni bir şehrin yapılmasının planlandığını da çok şükür öğrendik...


ABD Başkanı'nın Oval Ofiste çektirdiği fotoğraflar...

Avrupa'nın ilk "gey" camii açıldı.

Ve dahalarıyla 2012 yılı, aklımızı alarak geçti.


2013 mü?

Allah kerim...

Toplum olarak üretmeden, okumadan, düşünmeden şuursuzca televizon karşısında vakit geçirmeye devaam...

Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

26 Aralık 2012 Çarşamba

Seymenler...


















Sivas ve Erzurum Kongresinde seçilen temsil kurulu üyeleriyle birlikte ATATÜRK, 27 Aralık 1919’da saat 14.00’de Dikmen sırtlarından Ankara'ya geldi.  Ankaralılar Atatürk’ü Dikmen sırtlarında coşkuyla karşıladılar. Seğmenler Atatürk'ü  ulusal giysiyle oyunlar oynayarak bağırlarına bastılar.


Seymenlik geleneği Oğuz Türklerine dayanır. Oğuzlarda kendiliğinden oluşmuş,insanların hiçbir lider veya askeri otorite olmaksızın düşmana karşı bir araya gelmeleri ve kıyafetleri, kılıcı, atıyla Seymen Alayı (Seymen düzülmesi)  oluşması ile başlamıştır.


"Seymen alayı daima "Kızılca Gün"lerde kurulur, ulusal felaket günlerinde, bir beyliğin ve bir devletin yıkılış sıralarında, halk yeni bir devlet kurmak ve başlarına yeni bir reis seçmek için "Seymen Alayı" kurulur."

Bu gelenek Oğuzlardan, Selçuklulardan, Osmanlıdan günümüze kadar gelmiştir.


Selçuklu İmparatorluğu yıkılırken, yine böyle bir galeyan olmuş, Osman Beyi aynı şekilde Kayı Aşireti'nin başına "Bey" seçmiştir.


Seymen kurulacağı zaman, Efeler kahvesi önünde sancak dikilir. Bu bayrak Seymen alayının kurulmasına işarettir. Eski Türkler de otağ önünde tuğ ve sancak dikerlerdi.

Mustafa Kemal'in Ankara'ya geleceği günün sabahı da sancak dikildi.

"Seymenler Cumartesi öğle üstü Ulucanlar'daki Sarı Ahmet'in Kahvesi önünden kalktılar. Hacıbayram Camiine gelerek Kayyum Dede duayı yaptı ve kurban kesildi."


Atatürk’ün Ankara’ya gelişi, Kurtuluş Savaşı dönemindeki en önemli olaylardan biridir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşu, Türk ordusunun kurulup hazırlanması çalışmaları Ankara’da yapıldı. Ankara Milli Mücadele'nin merkezi haline geldi.


Sevgi ve saygılarımla!


Kaynak:  sevradyo.com

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

24 Aralık 2012 Pazartesi

Bu Haber Doğru Olamaz!!!





"Şırnak Ilıca'da önceki gün arazi taramasına çıkan Meteler Jandarma Özel Harekat timleri çıkan çatışmada iki teröristi ölü ele geçirdi. Teröristlerin üzerinden ise ABD ordusunun kullandığı FGM-148 roketatarı ve mermisi çıktı... ASKERHABER" 23 Aralık 2012, turkiyehaberajansı (Türkiye Haber Ajansı)



Aynı haber kaynağının devamında ise;

Olay sonrasında ABD'li subayların Mehmetçiği saatlerce "sorguya çektiği", akabinde Türk üsteğmen ile ABD'li görevli arasında "sert tartışma yaşandı"ğı ve sonrasında da "üsteğmenin ABD'li askerin üzerine yürümesi"yle hakkında "komutanı tarafından soruşturma başlatıldı"ğı  "iddia" ediliyor...

Yüreğim ince ince sızlıyor...

Zihnim ise, Turgut ÖZAKMAN'ın kitabından okuduğum tarihi not'u canlandırıyor...



"İSTANBUL HÜKÜMETİNİN Harbiye Nazırı Ziya paşa her zamanki yumuşaklığı ile, "Beyler.." dedi, ".. İngilizlere kafa tutamayız. Adamların hiç şakası yok. Daha geçen gün, bir bahane icat ederek İzmit’i tekrar işgal ediverdiler.”

Sarı atlas döşeli büyük oda, nezaretin ileri gelen subayları ile doluydu. Hürriyet ve itilaf partisi yanlısı olan birkaç gerici subay dışında hepsi, Anadolu’ya geçmeye çoktan hazır, Ankara’nın İstanbul’da kalmalarını gerekli gördüğü namuslu askerlerdi.Kapı açıldı, kapının boşluğu içinde yaver göründü :

"Emrettiğiniz yüzbaşı geldi efendim."

"İçeri al."

Nazır subaylara bilgi verdi :

"Az önce sözünü ettiğim talihsiz olayın faili."

Yüzbaşı bekletmeden içeri girdi, kaygılı bakışlarla kendisini izleyen subayların arasında hızla ilerleyerek nazırın masası önünde durdu, selam verdi :

"Yüzbaşı Faruk, İstanbul. Beni emretmişsiniz."

Uzun boylu, kumral, yakışıklı, biraz bıçkın havalı bir subaydı. Nazır önündeki bir yazıya bakarak, yumuşak bir sesle, "Oğlum.." dedi, "..dün akşam Beyoğlu’nda, İngiliz inzibat subayı Teğmen Miller’i, emre rağmen selamlamamışsın. Doğru mu?”

"Evet efendim, doğru."

Nazır, dürüst subaya babacanca yol gösterdi :

"Herhalde görmediğin için selamlamadın, değil mi çocuğum?"

"Hayır efendim, gördüm."

Nazırın canı sıkıldı :

"Niye selamlamadın öyleyse? Selamlamanız için emir verilmişti."

"Rütbesi benden küçük olduğu için selamlamadım paşam. Askerlik töresince, önce onun beni selamlaması gerekmez miydi?"

Ziya paşa derin bir kederle ellerini açtı :

"Askerlik töresi mi kaldı a yavrum? Adamlar galibiyet haklarını kullanıyorlar. İngiliz komutanlığı bu sabah olayı protesto etti. Mesele çıkarılacak zaman değil.Hemen şu müzevir teğmeni bul da özür dile. Olayı kapatalım."

Başıyla çıkması için izin verdi.Ama yüzbaşı yerinden kıpırdamadı :

"Paşam, bir de beni dinlemenizi rica ediyorum."

Nazır bıkkınlıkla, "Söyle bakalım" dedi.

"Balkan savaşı’nda teğmendim, Çanakkale’de üsteğmen , Suriye cephesinde yüzbaşı oldum. Ben bu rütbeleri tek başıma savaşarak almadım. Her rütbemde binlerce şehidin ve gazinin hakkı var. Onların hakkını korumak namus borcumdur. Beni affedin, özür dileyemem."
Harbiye nazırı bozuldu :

"Anlamadın galiba. Harbiye nazırı olarak emrediyorum."

Yüzbaşı sükunetle, "Anladım efendim" dedi, apoletlerini (Rütbelerini) bir hamlede söküp nazırın masasına bıraktı :

"Artık emrinizi dinlemek zorunda değilim!"

Selam vermeden dönüp kapıya yürüdü. Oturan subayların, İstanbul’u tutan birkaçı dışında, hepsi saygıyla ayağa fırladı. Hepsinin rütbesi yüzbaşıdan daha büyüktü.
Gözleri dolarak, Faruk yüzbaşıya selam durdular…" Turgut ÖZAKMAN / Şu Çılgın Türkler, sf: 57-58

Diyeceğim...

"Ekilir ekin geliriz. Ezilir un geliriz. Bir gider bin geliriz."


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

23 Aralık 2012 Pazar

Kör Testere... "Allahu Ekber"













Cumhuriyet düşmanı yobazlar tarafından kafası kesilerek katledilen Şehit Asteğmen Öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay'ın ebediyete intikalinin bugün 82. yıl dönümü...



23 Aralık 1930; hilafet yanlısı gerici akımların bir uzantısı olan ve kendisini mehdi sanan tarikat mensubu Derviş Merhmet'in hunharca katlettiği devrim şehidimiz Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay...


Olayın elebaşısı Derviş Mehmet ve arkadaşları olay günü, zikrederek şeriat naraları ve tekbirlerle genç Asteğmen Kubilay'ın testereyle önce başını kesmiş, sonra da kesik başı sopaya dikerek, Menemen sokaklarında gezdirmiştir. Olay yerine koşan Cumhuriyet'in Bekçi'si Hasan ve Cumhuriyet'in Bekçi'si Şevki de gözü dönmüş canilerce açılan ateş sonucu ŞEHİT edilmişlerdir.


Tekbir getirerek, Allah diyerek adam boğazlamak...

Benzer olaylara günümüzde de maalesef fazlasıyla tanık olmuyor muyuz?


"İnsan sürekli olarak kutsallar kullanılarak aldatılmaya açık bir varlıktır. Bu bağlamda, ortaçağ feodalizm en yakın örnektir ki, kilise vahşeti "haçlı Emperyalizmini üretmiştir."

Emperyalizm, bu pratikte görmüştür ki, din olgusu "kitleler üzerinde egemenleşecek sömürü odaklarının" en önemli silahıdır. Eren ERDEM, Abdestli Kapitalizm


İnsanlar kör bıçaklarla boğazlanıp öldürülürken, etrafında toplanmış dincilerin Allahu Ekber korosu, insanın tüylerini dün olduğu gibi bugün de diken diken ediyor...


Ve kendilerini İslam adına "vazifeli" sayanların vahşet'leriyle işlenen cinayetlere eşlik eden "Allahu Ekber" nidalarını görmek vicdan sahibi insanları gerçekten rahatsız ediyor, içini sızlatıyor...


Diyeceğim o ki...

Aradan geçen bunca zaman sonra geldiğimiz nokta dünden farklı değil! Zira aklın kullanılması yolunda daha alınacak çok yol var... Aklını köleleştirmiş toplumların payına ise;

Yoksulluk ve savaşlar vasıtasıyla daha çok ölümler ve vahşetler çıkacaktır... Ve bu durumu da insanlara kaçınılmaz bir "kader" olarak göstermek de yine yaşanılan coğrafyaya, "inanç" yoluyla fatura edilecektir.


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

20 Aralık 2012 Perşembe

Kıyamet'in "ŞİRİNCE"si











"Şirince'ye gidiş var dönüş yok!

21 Aralık’ta dünyanın sonunun geleceğine ve Şirince Köyü’nün zarar görmeyeceğine inananlar köye sadece gidiş bileti alıyor." internethaber.com


Eveet; geldik yolun sonuna!

21 Aralık 2012 tarihi için beklenen kıyamete sadece saatler kaldı... :)

İyi de kıyamet kopacak da Şirince nasıl ayakta kalacak?

Ha; bir de Fransa’nın Bugarach köylerinin zarar görmeyeceğine yönelik iddia var ortada.

Valla bilemem: buralara gittiniz gittiniz...

Gitmedinizse...

E geçmiş olsun!

Kıyamette görüşürüz gari...

Şunun şurasında sayılı saatlerimiz kaldı...

Peki kıyameti nasıl karşılayalım?

Tabii ki de..

Kestanelerimizi yiyerek...

Zira 21 Aralık, yılın en uzun gecesi ve en kısa gününü içeren  özelliğe sahip...

Ki...

"Kış gündönümü olarak adlandırılan ve yılın en uzun gecesinin yaşandığı 21 Aralık’ta Güneş ışınları Oğlak dönencesine dik olarak gelir.

Aynı gün Kuzey yarım kürede:
Kış mevsimi başlar.
Kuzey kutup dairesinde geceler 24 saatten daha uzun sürer.
En kısa gündüz ve en uzun gece yaşanır.
Saat 12’de Türkiye’de yıl içindeki en uzun gölgeler oluşur.
Geceler kısalmaya, gündüzler uzamaya başlar."

İşte asıl tek gerçek bu!

O sebeple...

Bence yılın en uzun gecesi için eğlenilecek tek "ŞİRİNCE" mekan:

Sıcacık evlerimiz!..

Kıyamete kadar, kalın sağlıcakla...

:)

Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

16 Aralık 2012 Pazar

Ordu İli'nin İlk "AHİ"si...






http://www.youtube.com/watch?v=Fu531JTYFWY




"El sanatlarının bir kentin tanıtıcı özellikleri arasında yer aldığını tekrarlamak gerekir mi?

Ordu fındığıyla meşhur, Almi İhsan Gürdal'da fındık simgesinde odaklanan, Ordu'yu tanıtan el işlerini gördüm." 15 Ekim 2012, Doğan HIZLAN, Hürriyet


Evet Ahi, "Almi" İhsan GÜRDAL... http://www.ihsangurdal.com/?page_id=2

Sevgili eşimin babası aynı zamanda. Kendisi mahalli sanatçı. Sazını ve sözünü sanatçıya yakışır biçimde kullanan İhsan GÜRDAL'ın pek çok değerli yönü de var...


1961-1965 yılları arasında dönemin Milli Birlik Komitesi'nin emri ile Ordu Valisi Nusret BUDUNÇ tarafından "Seçkin ve seçilmiş olan; ve kırmızı çizgisi olmayan" kişi olması münasebetiyle bizzat kendilerine tebliğ edilen "Esnaf Dernekleri Birliği Başkanlığı" görevini de yürütmüştür. Bu münasebetle bundan önce de 17 yıl "Terziler Cemiyeti Başkanlığı" da yapmış olan İhsan GÜRDAL, yaşadığı bu dönemde Ordu yerel  gazetesinde "esnafın sorunları"nı dile getiren makaleleri kaleme aldığı zamanlardaki bir anısını izninizle paylaşmak isterim:


"Armoni Müzik Dershanesi"ni kurduğum zamanlarda reklam panolarında yer verdiğim bir işletmenin adını kullanmam münasebetiyle işletme sahibi "benim adımı bu panodan çıkar. İslam'da sanata yer olmadığı gibi, müzikte yoktur ve günahtır!" demek suretiyle bana "ikaz"da bulundu. Önce panodan söz konusu adresi çıkardım. Ardından  dönemin Ordu Müftüsü'nü telefonla arayarak konu üzerinde bilgilenmek istedim.

İsim vermeden vatandaş kimliğimle yaptığım telefon görüşmesi aynen şöyle:

"Beyefendi, İslam'da resim, müzik gibi sanatlara yer yok mudur?"

Aldığım cevap;

"Müzik kesinlikle yok ve günahtır!" oldu.

Bunun üzerine  bir süre  suskunluk yaşandı...

"İslam'da müzik olarak, İstiklâl Marşı ve Mevlîd-i Şerif vardır. Bunun haricinde güzel sanatlar yoktur!" dedi.

Ben de, "Kur'an bir "tecvid"le okunur, ezanlarımız makamla okunur. Musikide de 500'e yakın makam vardır. Verdiğiniz cevabın İslam'la uzaktan yakından âlâkası yok" dediğimde, Müftü efendi bana; " Zaten adını da söylemedin yahu; sen ne biçim bir adamsın?" diyerek yüzüme telefonu kapadı.


Oysa Müftü efendinin görevi gereğince, ikna edici şekilde vatandaşı aydınlatması gerekmez miydi? düşüncesiyle, kendi kendime "bir din adamı bu şekilde beni nasıl tersleyebilir diyerek hem hüzünlendim, hem de hayıflandım.


Zira Müftü Efendi'nin yaptığı bu ilk değildi... Kısa bir süre önce de, müftülüğün hayır kapsamında toplu sünnet icraatlarını kendi şahsi özelinde kullandığını çok yakından biliyordum.


Tüm bunları  şu anda kesin hatırlayamadığım, ya Ordu "Trübin" veya Ordu "Gürses" gazetesinde kaleme alarak, sert cümlelerle ifade ettiğimi düşündüğüm bir yazı yazdım. Hatta yazımda Peygamber Efendimizin "Gönüllerini ve ruhlarını güzel ses ve nağmelerle coşturmayanlarda "hayır" yoktur; gönüllerinizi güzel ses ve nağmelerle ferahlatın (Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK)" buyruğunu da yazdım.

İşte o sert cümleler:

"Müftülük makamını işgal etmiş bu zatın sormuş olduğum konu üzerinde beni aydınlatması gerekirken, İslâm Dini ile hiç de bağdaşmayan düşünceleri içeren cümleleriyle karşılaştım... Sen benim dinimi temsil edemezsin! O mevkiyi derhal bırak!"...


Akabinde ilgili yazıyı okuyan merhum Müftü efendi, sözlerimi kendisine "hakaret" sayarak, beni mahkemeye vereceğini değişik imamlar vasıtasıyla bana bildirdi... Dahası kendisinden özür dilemem koşuluyla  mahkemeden vazgeçebileceğini de iletti.


Ben de "buyursun versin. Birlikte hakim önüne çıkalım... Hatta bundan sonra o vermese dahi ben kendilerini mahkemeye vereceğim!" dedim.

Netice de araya girenler ve telkin edici sözler nedeniyle mahkemeleşme olmadı."


Diyeceğim o ki...


Ahi İhsan GÜRDAL'ın yaşam öyküsü Ordu ilinin ve Cumhuriyet kuşağının bir tarih belgesidir. Onun gibi sanat adamlarının inançları ve birikimleri bu ülkenin ve Cumhuriyet'in temel taşı olarak tarihe not düşmüştür...


Ordu Kültür ve Sanat Merkezi'nin ana damarı olarak gördüğüm İhsan GÜRDAL'a Ordu Sanat Evi ve Ordu Yazarlar, Şairler ve Sanatseverler Derneği tarafından hazırlanarak Ordu Valiliği'nin katkılarıyla düzenlenen ve  bizzat Ordu Vali'si Sn. Ali KABAN'ın  katılımlarıyla "Onur Gecesi" tertiplenmiştir...

Kendilerine uzun ömürler diliyor, Türkiye'nin değişik illerinde Dekoratif Yakma ve Dağlama Sanat (Hak-ı Binnar) sergileriyle  başarılı sanat yaşamında varlığını koruyan ve sazıyla sözüyle, kalemiyle sürdürdüğü kararlı mücadelesinde tüm kalbimizle yanında olduğumuzu gururla ifade ederim...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

13 Aralık 2012 Perşembe

Bi "Merak"ımız Bu Kalmıştı..!






"Sizler kadının kapanmasını istedikçe, herkeste onu görme isteğini kamçılamış olursunuz. Bir erkek gibi, bir kadının da yüreği iyiyse, sen hangi yasağı uygulasan da o iyilik yoluna gidecektir. Yüreği kötüyse, ne yaparsan yap, onu hiçbir şekilde etkileyemezsin.
Kıskançlık denen şeyi bilme. Cahillerdir kadından üstün olduklarını sananlar. Cahiller kabadır. Sevgi ve güleryüz nedir bilmezler. Bunlar hayvanî niteliklerdir. Seven erkek ise, kadınla eşittir." Mevlana Celaleddin-i Rumi



"Ali Rıza Demircan, İslam'da cinselliğin kurallarını anlattı.

İlahiyat profesörü Ali Rıza Demircan Hoca, İslam'da cinsel hayatla ilgili soruları cevapladı. Hangi birliktelikler ve davranışların helal, hangilerinin haram olduğunu anlatan Demircan, Takvim Gazetesi'ndeki köşesinde en çok merak edilen sorulara cevap verdi."12 Aralık 2012, Vatan



Bugün dünya üzerinde bilimsel çalışmalarla birlikte teknolojik üstünlüğü ele geçiren Batılı güçlerce geri bırakılmış toplumları zapturapt altına almanın yöntemini -Afrikalılar tarafından- ifade edilen bir söylemi izninizle hatırlatmak isterim:


"Avrupalılar geldiklerinde onların elinde İncil, bizim elimizde ise topraklarımız vardı. Bize gözlerimizi kapatıp dua etmeyi öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda baktık ki İncil bizim elimizdeydi. Topraklarımız ise beyazların olmuştu."


Yıl 2012... Uzay çağını yaşadığımız bu dönemde, ne yazık ki "Aklını kullan" diyen son hak din olan İslam dini hangi amaçlara alet ediliyor, utanarak ve üzülerek görüyor ve okuyoruz... Üstelik bu söylemler, "ilahiyat profesörleri" tarafından dillendiriliyor; ve insanın en mahrem ve özel sayılacak durumları ele alınarak evire çevire öğütler veriliyor...

Ne adına? "Din" adına...

Merak edilecek onca konu varken, ele alınan konulara bakar mısınız?

Bu "merak" konusu soruları soranlara ve onu ince ince cevaplayanlara...

"Ey iman edenler! "Râina" demeyin, "Unzurna" deyin "Bizi davar gibi güt!" diye konuşmayın, "Bize bak!" diye konuşun ve dinleyin. Kafirler için korkunç bir azap vardır." Bakara Sûresi 104. Ayet


Diyeceğim...

Bu millet "sürü" falan değil!!!

Ne saçma'lıyorsunuz?..

Allah’ın biz insanlardan istediği en önemli özelliklerden biri hayata eleştirel ve sorgulayıcı bakmak ve bu yönde aklı'mızı kullanma'mızdır. O halde gerçek anlamda insanlığın, dindeki evrensel bilgileri ve kuralları  hakkıyla anlayıp dolayısıyla net bir bilince ulaşması için  o kadar çok merak edilecek sorular dururken...


"(Allah) görüyormuşcasına kesin iman eden mü'minler için yeryüzünde birçok ayetler vardır.Sizin kendi nefislerinizde de (birçok ayetler vardır). Siz (bunları) görmüyor musunuz?" Zariyat Sûresi 20-21. Ayet


Bu ne rezalet Hoca Efendi?!


Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

9 Aralık 2012 Pazar

AMİN!






Hilal KAPLAN, "Twitter üzerinden hakkındaki haberlere yanıt veren Kaplan "Yurtdisindayken bir grupla beraber kiliseye de gitmistik. Mescid yokluğundan kilisede namaz kılmışlığım var ama mum yakmıslıgım yok. Bu iftirayı yayanlar kadar inanıp suizan edenler de hesap verecektir. Müslüman ahlâkına bu müfterileri örnek olarak görmeyin lütfen" dedi. 6 Aralık 2012, Vatan


Bu şahıs, özellikle Atatürk düşmanlığı ile biliniyor.. Zira kanal kanal gezerek Atatürk'e dil uzatmayı kendine görev edinen, ayrıca da diğer taraftan başını kapartarak İslam "savunucu"su kılığına girmesi... Ve akabinde kilisede namaz kılarak olay yaratan resim üzerine basında haber olması, Hilal KAPLAN'ın gerçek yüzünü ortaya çıkardığını düşünüyorum.


Tepkilere verdiği cevap daha da enteresan... "Yurt dışındayken bir grupla gittiği kilisede mescid yokluğundan" namaz "kılmış"mış...

Öyle diyor hanım!

Biz de yuttuk valla...


Peki ya o elin duruş şekli ne öyle?

Hıristiyanların dua şekli değil mi, iki eli birleştirip çene altına yerleştirmek?

Ne zamandan beri müslümanlar bu şekilde dua eder oldu?

Bizler ellerimizi gökyüzne doğru açarak dua etmez miyiz?!


Aslında bu resimle beraber verilmek istenen mesaj şu:


İslam'ı "Hıristiyanlaştırma" çabası!... Mü'min insanlarımızın zihinlerini  bu şekilde yavaş yavaş alıştırma gayretleri...


Zira, "Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abûhü ve resûlûhu"
Türkçe anlamı: "Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka hiçbir İlâh yoktur, ve yine şahitlik ederim ki Hz. Muhammed, O'nun kulu ve elçisidir."


Pekii; sözde dinler arası diyalog adı altında bizden ne isteniyor? "Eşhedü en lâ ilâhe illallah" Yani sadece Allah'ın birliği  "kabul edilecek"..! Yani kilisede de "namaz kılınabilir", dua edilebilir falan...


Kısaca yepyeni bir "İslam"..! Öyle mi?!


Ha, bu arada İslam'ın sözde hızlı "savunucu"su Hilal hanımın, bir televizyon kanalında Anıtkabir için şöyle bir söylemi olmuştu:

"Yunan tanrılarını andıran Anıtkabir" focushaber.com.

Sorum Hilal Hanım'a;

Sizin bu fotoğrafınız da "hıristiyan"ın ta kendisini andırmıyor mu?





Demem o ki...


Allah ülkemi ve mü'min insanlarımızı melek yüzlü şeytan'lardan korusun!

Amin!


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

6 Aralık 2012 Perşembe

Hayırlara Vesile











78 yıl önce... 

5 Aralık 1934’te de Türkiye Büyük Millet Meclisi kadınlara seçme ve seçilme hakkını tanıyan yasayı kabul ederek, Türk Kadınına yasalar önünde erkeklerle eşit haklar verilmiştir.

O tarihlerde henüz Avrupa ülkelerinin pek çoğunda kadınlar siyasi anlamda bu haklarını elde edememişken


Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, 1934 yılında Türk kadınına seçme ve seçilme hakkını vermiştir...


Çağdaş toplumların en belirgin göstergesi, kadın erkek eşitliği ve medeni kanunun getirdiği tek eşliliktir. Ama maalesef bugün ülkemizde  bunun tam tersi olaylara şahit oluyoruz.


Yıl 2012...


"İstanbul Üniversitesi  Kulak Burun Boğaz uzmanı Prof. Dr. Harun Cansız, rektörlük adaylığı ile 'medeni hal' tartışması da başlattı. Çünkü evli olan Prof. Dr. Cansız'ın 8 yıldır süren bir ilişkisi daha var. Resmi eş tıp doktoru G.A., imam nikahlı eş ise eski bir öğrenci. Cansız'ın her iki kadından da 2'şer çocuğu bulunuyor." 28 Kasım 2012

Bu habere konu olan şahıs, yanlış okumadınız bir bilim insanı ve tıp profesörü!


Eh Sayın hoca'mıza ve aynı şekilde bilim insanı değerli eş'leri hanımefendilere ne diyelim...


Atatürk'ün bizlere sunduğu bu kazanımı sonuna kadar korumak ve kullanmak çağdaş ve modern ülkelerin vazgeçilmez onurlu yaşamının bir parçası olarak görüyorum.

Bu anlamda da Türk kadının bunu bir yaşam mücadelesi olarak sürdürmesini diliyorum...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

2 Aralık 2012 Pazar

"Analar Ne Çocuklar Doğuruyor Görün!"
















"Sizi Lauren Bush Lauren ile tanıştırmak istiyorum.


Baba Bush'un torunu, oğul Bush'un yeğeni, Ralph Lauren'in gelini... İnsanı şaşırtıyor!

Sen bu kadar kalıplı soyadlara sahip ol, sonra da "Dünyadaki aç çocukları elimdem geldiği kadar doyuracağım" diye kendini parçala. Şapka çıkarmamak mümkün değil!  Üstelik bu kadın bir dünya güzeli. Eski bir fotomodel. Analar ne çocuklar doğuruyor görün!


Gerçekten görmek istiyorsanız, marş marş 12-13 Aralık'ta Swissotel'deki Marka Konferans'ına. Ayşegül Yürekli Şengör; artık bu konferansları bir gelenek haline getirdi. Ve her nasılsa, her sene, bizi şaşırtmayı başarıyor ve çağa, yaşadığımız zamanın ruhuna uygun yeni kavramlarla ve insanlar tanıştırıyor..." 1 Aralık 2012, Ayşe ARMAN, Hürriyet




Evet bu yazıyı kaleme alan "yazarımız"ı hayretler içerisinde  okudum. Zira ne diyor Ayşe hanım; "Analar ne çocuklar doğuruyor, görün!" Vay be!.. Biz ne "nankör" ve "boş" bir milletiz ki böyle muhteşem çocuklar doğuramamışız (!)... İşte o sebeple olsa gerek ki Ayşe Arman'da  böylesi "gıpta" ile bakılacak evlatları keşfedip gözümüze sokuyor!


Sakın yanlış anlaşılmasın bu memleketin evlatları senelerce neredeyse hergün  şehit verirken, o analar "Buş"un torunu "Loren" gibi önünde şapka çıkaracak, hem de ünlü dergilerde öyle fotomodellik yapacak kadar güzel evlatlar doğuramamış...


Evlat dediğin Loren gibi olmalı, valla...

Ne o öyle? Sen daha bıyığı terlememiş çocukları vatan millet uğruna, hatta Ayşe ARMAN gibi hatunlar, orada burada böylesi "onurlu" çocukların varlığını keşfederek bulup çıkarıp, bizim gözümüzün elifine rahat, mutlu mesut soksun diye..


Boşu boşuna canlarını vermekte neyin nesi oluyor?!


Ha, o analar ki evlatlarının mürüvetlerini göremeden, sevgilerine doyamadan anlı şanlı askere gönderiyor... Sonra da bi güzel böyle aşağılanıp otursunlar yerlerinde...


Biz o yiğitleri bırakalım da, asıl Ayşe Arman'ın hayran kaldığı Loren'e bi bakalım...

Kim miş, o Loren?

Valla "kalıplı" mı "kalıplı" bir soyadın devamı...


O "kalıplı" soyad; Amerika Devlet Başkanı Buş!!!

Hani hatırlarsınız baba Buş'u...

Irak lideri Saddam Hüseyin'i önce Kuveyt'e girmesini telkin edip, ardından Kuveyt'i işgal etmesini ve dahalarını "gerekçe" göstererek Irak'a işgal planlarını devreye sokmaya çalışmasıyla bilinir.. Sonra eski "tescilli" alkoliklerden oğul Buş'un yaptıkları bugünlerin hazırlayıcısıydı, malumu olduğu üzere...


Şimdi "bizi şaşırtmaya devam" eden o konferanslara kimler davet ediliyor muş? İşte Dünyanın neresinde zengin kaynaklar var, oraya üşüşüp milleti birbirine düşürerek, yeraltı ve yer üstü kaynakları talan eden küresel çetenin başına getirilen kovboyun torunu... Oh, ne güzel valla..

Afrika'nın o zengin kaynakları, madenlerini talan edin, sonra da "Açlıkla Mücadele" eylemleri için yıllarca "Çad, Guatemala, Kamboçya, Lesotho, Sri Lanka, Tanzanya, Ruanda, Kenya, Uganda ve Honduras" gibi ülkelerin "doğdukları coğrafya itibariyle kronik açlığa ve beslenme yetersizliğine mahkum edilmelerini adil bulmuyorum" diyen Loren'e ve bunu köşesine taşıyan Ayşe ARMAN'a  diyecek söz bulamıyorum...


Vay be.. "doğdukları coğrafya itibariyle" ha?!

Sizin doymak bilmeyen eli kanlı yönetimleriniz sayesinde bu insanlar böyle oluyor demiyor ve yazmıyorsunuz da...


Yıllarca Afrika topraklarının "verimsiz"liğini, ve iklimini bahane gösterip, dünya kamuoyunu yanıltmanın gayretlerini işte bu gibi "yazar"lar aracılığıyla sinsice "melek" kılıklı gösterilen kişilerle şeytanca aklayıp paklıyorsunuz...


Son bir sözüm de, sözüm ona Konferans'a ev sahipliği yapanlara ve bu sayede bu kişlere maddi olanakların kapısını açanlara olacak;


Sizin başka işiniz yok mu?


Müslümanlar şakır şakır öldürülürken, kendi ülkenin insanları kırılırken, şehit edilirken dünya kamuoyuna bu konuyla ilgili konferanslar niye verilmez?

"İyilik meleği" Loren'de o "kalıplı" gücün kan içici politikalarına "STOP" demesi için niye çaba göstermez?


Yuh olsun, sizin gibilere...


Bu onurlu anaların ve mümtaz milletin olanaklarıyla arkasından hançerlenmesi dün olduğu gibi bugün de devam ediyor...


Sahi; ne demişti ABD Dışişleri eski Bakan'ı Kisingır?


"Biz içimizde HAİN barındırmayız, başka ülkelerin hainlerini destekler onları KAHRAMAN  ilân ederiz."


Yazıklar olsun...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

27 Kasım 2012 Salı

Bir Kitap Bundan Daha Fazla Nasıl Okunabilir?





















Birkaç gün  önce Zaur ŞÜKÜROV adlı bir okuyucumdan sayfamdaki, "Ayrıntılar "DETAY"larda Saklıdır" adlı yazıma gönderilmiş bir not aldım. Kendileri, anladığım kadarıyla Azerbaycanlı olup, aynı zamanda da Türkiye Diyanet Vakfı'dan hem burs alıyor, hem de doktorasını yapıyor iken disiplinsizlik suçlaması ile bu haklarını kaybetmiş genç bir ilahiyatçı.


Zaur ŞÜKÜROV, beni "uyaran" notunda aynen şöyle ifade de bulunuyor: " Anlaşılan Bay Altıkulaç’ın andığınız hatırat kitabını tam okumamışsınız."


Oysa ben Dr. Tayyar ALTIKULAÇ'ın 3 ciltlik "Zorlukları Aşarken" adlı eserini tam bir araştırmacı üslubuyla okuduğumu zannediyorum. Zira her bir cilt üzerine onlarca iliştirilmiş notların yanı sıra, kitabın çizilmedik, not alınmadık yerinin de neredeyse kalmadığını söyleyebilirim...

Vallahi bundan ötede başka nasıl kitap okunur, orasını bilemiyorum...


Pekii, Zaur ŞÜKÜROV'un sıkıntısı nedir, diyebilirsiniz; haklısınız ben de konu üzerine kendilerinin şahsıma tavsiye ettiği yazıları incelemeye çalıştım. Ki bu yazılardan anladığım Zaur ŞÜKÜROV hakikaten de söylenildiği gibi TDV'den,(disiplinsizlik nedeniye) aldığı bursdan ve yapmakta olduğu doktorasından atılmış; ve bu duruma da ısrarla Dr. Tayyar ALTIKULAÇ'ı "sebep" gösteriyor...


Sayın Zaur ŞÜKÜROV; ısrarla suçlamakta olduğunuz Dr. Tayyar ALTIKULAÇ'ın saygın şahsiyetini ele alarak, eserini neden ince ince okuduğum konusunda, küçük bir ayrıntıyı bilmek ister misiniz?..


Türkiye'ye damga vuran bir dönemin sürecinde önemli rol oyanayan bir şahsiyeti ve sözü edilen dönemi yakından bilmek öğrenmek isteğimin yanı sıra sizin yerden yere vurmaya çalıştığınız kişiyi, tesadüfe bakın ki dediğiniz gibi, isyan eden kişiliğimle yaşadığım bunalımlı süreçte tanıdım.


Haksızlığa boyun eğmeyen ve isyan eden ruhumla birlikte  devlet büyüklerimize sesimi duyurmaya çalışırken, sizin de çok iyi bildiğiniz gibi dönemin TBMM Millî Eğitim Komisyon Başkanlığı  görevini yürüten Dr. Sayın Tayyar ALTIKULAÇ tarafından dikkate alındım. Üstelik kendilerini, sadece yazılı bir mesajımı dikkate alacak kadar  hassas ve nazik bir tutumu devlet ciddiyeti ve terbiyesiyle beraber yürütürken tanıdım, iyi mi?..

Yazdığım isyan dolu cümlelerimi dikkate alan bu değerli şahsiyeti tanımanın ayrıcalığını taşırken, sizin bu duyguları  karşılayan "kaba" ve dahalarını buraya yazamadığım hisleri anlatan cümlelerle karşılık vermeniz, şahsımı derinden yaraladı..


Ki bu olay, şahsi mesele olarak zaten ele alınamayacak kadar önemli bir durum tespitidir. Zira bakınız, "dik durmak", "şahsiyetli olmak" tamamıyle saygınlıktan geçer bu bir. Şahsi gördüğüm meselenizi öfkeyle birlikte adeta intikam alma noktasına getirmişsiniz bu iki. Ki bu durumda hak aramak diye çıktığınız yol, sizden yaşça büyük saygınlığını yıllarca muhafaza ederek zirveye ulaşmış bir devlet büyüğüne, üstelik "hocanız" konumunda size eğitim-öğretim verecek kariyeri, tecrübesi, birikimi olan bir kişiye bu denli bayağı saldırıda bulunmak sizi "haklı" bile olsanız gönüllerde haksız, saygısız konumuna düşürdüğünü asla unutmayınız bu üç. Kaldı ki siz bir "ilahiyatçı"sınız, öyle mi?


Öte yandan Dr. Tayyar ALTIKULAÇ'ı "Dağıstan sınırında yaşadığım macera" Cilt:3 sf. 981... bölümüyle kendilerini "Bay Altıkulaç’ın anlattıklarının içinde rüşvet var, yalan var, aldatma var, hile var, sahtekârlık var, yasakları delme var, bir ülkeye kaçak giriş-çıkış var." diyerek acımasızca suçluyorsunuz!


Oysa gözden kaçırdığınız çok önemli bir husus var; lider ruhlu insanlar toplum ve toplum çıkarları için varılmak istenen hedeflere karşı risk alan, elini taşın altına koyan kimselerdir..

"Bu ne demek oluyor?" derseniz, şahsi menfaati değil de, bir amaç uğruna böylesi tehlikeli  riskli duruma kaç kişi girer diye kendi kendinize hiç sordunuz mu acaba? Siz sormadıysanız, ki öyle görünüyor, o halde toplum adına her daim mücadele veren ruha sahip bir kişilik olarak, izninizle ben sorayım:

Sahi;  Dr. Tayyar ALTIKULAÇ kim adına, ne için bu ateşe kendini atıyor?

Ha, demek ki kitabı iyi okumayan siz oluyorsunuz bu durumda,  bu da dört!

Ayrıca böyle bir "suç"lamayı yapmak için o vakit insan kendisini önce tahlil etmesi gerekmez mi? Zira siz hangi suçlamayla  bursunuzdan oldunuz? "sahte imza atmaktan" değil mi?!

O vakit hangi İslam, hangi ahlâktan söz ediyorsunuz?!..

Sayın Zaur ŞÜKÜROV, amacım burada sizin ve Ömer SAĞLAM'ın kişisel öfke ve intikam boyutuna gelmiş bir olayınızın içerisine girmek değil şüphesiz... Ve yine Dr. Tayyar ALTIKULAÇ'ın da bu anlamda savunmaya ihtiyacı olduğunu da hiç zannetmiyorum.

Ancak bana ulaştırdığınız bir notun arkasından sizi dinleyerek gerekli incelemeyi yapmak boynumun borcu oldu! Ardından olayı görmezden gelemeyecek kadar dürüst olduğuma inanıyorum.


Dolayısıyla asla kişisel olmayan ve bir o kadar da dik ve onurlu duruşumun devamında uğradığım pek çok haksızlıklara karşı feryadıma kulak veren, hiç tanımadığı ve bilmediği bir kişiye, haklıyı haksızdan ayırmaya kararlı tutumunu bizzat yaşayarak gördüğüm ve sizin şikayet ettiğiniz, hatta şikayetten öteye hakaretlerle  "suç"lamaya çalıştığınız bu şahsiyet,  Türk toplumu nezdinde hakikaten çok saygın ve çok değerli...


Bu sebeplerle size gerçekten katılmıyor, öfkenizin şahsi menfaatlerinizden ötürü olduğunu görüyor ve inanıyorum...  Sn. ALTIKULAÇ'a yapılan kaba ve müphem saldırılarınızı da esefle reddediyorum!


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

24 Kasım 2012 Cumartesi

Öğretmenim...
















"Mektep genç dimağlara, insanlığa hürmeti, millet ve memlekete muhabbeti, istiklal şerefini öğretir. İstiklal tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için takibi lazım gelen en doğru yolu belletir. Memleket ve milleti kurmaya çalışanların aynı zamanda mesleklerinde birer namuslu mütehassis ve birer alim olmaları lazımdır. Bunu temin eden mekteptir." ATATÜRK

 Öğretmenim...

Mesleğimi büyük bir içtenlikle ve öylesine zevkle yapıyorum ki...

Çocuklara her baktığımda  masum olmalarının yanında  onların tertemiz  duygularıyla karşılaşıyorum. Onlardan birisini sevdiğimde bana bakan başka bir çift göz mutlaka oluyor... O vakit yürğim "cız" ediyor...


Hayatı anlatmak ve anlamak sevgiden geçiyor...


Yüreğinde Allah, vatan, bayrak, millet, insan sevgisi taşıyan nesiller yetiştirmek öncelikle biz öğretmenlerin birinci görevi.

Bu sorumluluğumun bilinciyle bana emanet edilen çocuklarıma karşı, görevimi ve toplumsal yükümlülüğümü keyifle ve yılmadan yürütebilmenin mutluluğuyla bizi kul'a kul'luktan birey ve tebaa'dan vatandaş konumuna getiren  Büyük Atatürk'e sonsuz minnet ve şükran duygularımla...


Bugün bu zor ve kanlı topraklar  üzerinde sürdürdüğümüz  varlığımızı borçlu olduğumuz ve kendisini "milletinin öğretmeni" olarak nitelendiren Büyük Önder Kurucu Mustafa Kemal Atatürk'e olan bağlılığımız sonsuza kadar devam edecektir!


Bütün Öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü Kutlu olsun...


Sevgi ve saygılarmla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)