anadolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anadolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2016 Perşembe

Anadolu Üşüyor




Hava oldukça ağır... 

Hava oldukça soğuk...

Binlerce yıllık kültürüyle medeniyetlere ev sahipliği yapmış,

"Dörtnala gelip Uzak Asya'dan, Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan" Türk vatanı, ne yazık ki yine karalar içinde yaslı. Ve bu ayazda biz, sıcak odalarımızda otururken cephede 14 canımız,

Hain saldırıda;

Binbaşı Bülent Albayrak, 

Astsubay Çavuş Furkan Yavaş, 

Topçu Astsubay Kıdemli Çavuş Önder Pınar, 

Astsubay Çavuş  Göktan Özüpek, 

Uzman Çavuş Burak Boz, 

Uzman Çavuş Ali Yılmaz, 

Piyade Uzman Çavuş Oktay Durak,  

Uzman Çavuş Akın Acar, 

Uzman Çavuş Ferhat Demir, 

Uzman Çavuş Hasan Kavuz, 

Uzman Çavuş Mehmet Kökkaya, 

Uzman Çavuş  Osman Çelik, 

Uzman Çavuş Ali Sezai Yalçın

Şehit düştü.

Ve asıl yakıcı acımız; bizler için, vatan için  can veren şehitlerimize rağmen,

"Haydi eller havaya" vur patlasın, çal oynasın ihanetleriyle Anadolu'mun her köşesine aralıksız ekranları aracılığıyla  yayın yapan...

Anadolu, tıpkı 1919'da olduğu gibi...

-35 dereceyle buz kesmiş

 Anadolu'm üşüyor!



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

5 Mayıs 2015 Salı

Hıdrellez'i Unutmadık...




















* Hıdrellez Hakkında bilgi verir misiniz?

Anadolu'da yeniden doğuş Hıdrellez Bayramı

Anadolu'da halk, 6 Mayıs'ta yiyecekleriyle kırlara giderek Hıdrellez bayramını kutlar. Bu konuda çeşitli söylentiler var. Hıdrellez, Hızır ve İlyas adlarının birleşmesinden türetilmiş. Hızır-Hıdır hayat suyu içerek ebedi hayatı bulmuş bir kimse. Tanrı tarafından Müslümanlığı korumakla görevlendirilmiş. o istedi zaman, beklenmeyen bir zamanda insanlara yardım eden bir varlık. o geldiği yere bolluk ve bereket getiriyor. Etraf yeşilleniyor, ürün bol oluyor, hayvanlar çoğalıyor, cinsellik güçleniyor. İlyas onun kardeşi veya yakın arkadaşı. Her ikisi de ölümsüzlük kazanmış peygamberler. Hızır karaların, İlyas denizlerin koruyucusu.

İnanışa göre onlar senede yalnızca bir kez, 6 Mayıs'ta birleşiyorlar. Bu birleşme ile ortalığa büyük bolluk, bereket geliyor. Halk da bu birleşmenin sevincini, kırlarda çeşitli eğlencelerle kutluyorlar. Bazı yörelerde bu eğlenceler bir yatır, bir türbe civarında veya mezarlık yakınında yapılıyor. Bazı yörelerde o gece insanlar, gül dibine, gelecek yıl için istediklerini bildiren simgeler koyuyorlar. Evlenmek isteyen kızlar bir çömlek içine yüzüklerini koyarak gül dibine bırakıyorlar...





 08.11.2013, İstanbul / Sumerolog Muazzez İlmiye ÇIĞ ile söyleşimden...


http://www.tulaygurdal.com/2013/11/son-sumer-kralicemiz-muazzez-ilmiye-cig_20.html     -2-


Dolayısıyla...

5 mayıs akşamı  başlayarak 6 mayısa kadar devam eden ve Türk dünyasında kutlanan Hıdrellez Bayramı,  

Büyük halkımıza huzur, mutluluk, güzel ve yalnız ülkeme de bolluk ve bereket getirmesi dileğimle...

:)


Sevgi ve saygılarımla!




"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

3 Mart 2015 Salı

Bir Atlı Adam Olarak Kalmıştı Hafızamda...



Rahmetli babacığımın elinden düşürmediği  kitap...

Henüz daha "kitap nedir?" bilmezken, mavi kapak üzerinde bir atlı adam olarak kalmıştı hafızamda...

Kitaba olan ilgisi nedeniyle sevgili babacığımı  kıskandığım "İnce Memed"i, yıllar sonra özenle okudum...

"Demek Abdi padişahlık davasında? Kul etmiş beş köyü ha?"..

Evet zulmeden zorba  "Abdi Ağa"...

"İnce Memed"

Dün televizyon ekranlarından büyük usta'nın cenaze namazını izliyorum..

İmam soruyor:

"Hakkınızı helâl ediyor musunuz?"

Kürt'üyle, Türk'üyle, Ermeni'siyle, Rum'uyla...

Biz Anadolular hep bir ağızdan "helâl olsun..."

İnce Memed'iyle Yaşar Kemal,

Çukurova'nın, Anadolu'nun bağrından çıkmış güzel insan

O güzel atlara binip giden iyi insan

Ruhun şad olsun...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)


30 Eylül 2014 Salı

Neredesin Sen...















Bize Anadolu kültürünü, geleneğini
Sazınla sözünle sevdirdin...
Çalarken bizi hem ağlattın, hem eğlendirdin, hem de düşündürdün

Sensiz bir yıl daha geçti
Büyük Usta
Gönlümüz hep seni anıyor,
Neredesin sen...


Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

18 Aralık 2013 Çarşamba

Tadında Anadolu...















12-18 Aralık Yerli Malı Haftası...

Üretmeden tüketen bir toplum olduk!

Tarım ülkesiydik; kendi yağımızla kavrulan ender ülkelerden birisiyken... tarımı bırakıp turizme koştuk...

E dolayısıyla... ziraat mühendislerimizin işsiz, aşçılığın yükselişe geçmesidir bizi zora sokan...

Hâl böyleyken...

Türkçeyi "unutalım"...

AtaTürk'ü "anmayalım"...

7 bin yıllık Türk toprağı olan Anadolu'yu kültürel, zihinsel ve ahlâki bozulmaya terk edelim...

Türk Bayrağını "tartışalım"...

Türkiye Cumhuriyeti'nin adını "konuşalım"

İstiklâl Marşı'nı "değiştirelim"...

"Türk değilim" demek moda...

Türk'üm demek "ırkçılık"...


Hani... uzaydan bile görünen koskoca Çin Seddi kime karşı yapılmıştı?

Bir "bilen" Sayın Hoca'ya göre;



"Türk yok"...

Hülasa...

"Yerli malı Türk'ün malı

Her Türk onu kullanmalı!"

Cümleten "Yerli Malı" Haftamız kutlu ve mutlu olsun...



Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)


10 Temmuz 2013 Çarşamba

Halk Bilimci Araştırmacı Yazar Halûk TARCAN ile Tatlı Şok Edici, Ezber Bozan Söyleşi'm...





Türkler Anadolu'ya "1071"de geldi..

Tarih'in babası "Herodot"

Yazıyı ilk bulan "Sümerler"

Orhun Yazıtları "732" tarihinin kabulü,

Ve dahalarıyla "bilinen"in  aksine,  ezber bozan pek çok tarihi gerçekleri bulgularıyla birlikte,

Roma’nın kökeninde Etrüskler var, Etrüsklerin kökeninde de Ön-Türkler var.

ANADOLU'nun esas ve tarihsel sahipleri ÖN-ATALARIMIZDIR ve biz onların mirasçı torunlarıyız. iddialarını belgeleriyle ortaya koyan,  Kâzım MİRŞAN

Ve

Bilimsel araştırmacı(Centre National de la Recherche Scientifique, Paris / Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi) ve Yazar Halûk TARCAN

İşte bu şok iddiaları sahibindan araştırmak ve anlamak için,

İstanbul, Mecidiyeköy'deki evinde söyleşimizi gerçekleştirmek üzere, Halk Bilimci Araştırmacı Yazar Halûk TARCAN'la buluşuyoruz...

Zira...

Televizyon ve "televole" kültürüyle evrilip çevrildiğimiz  ve onların etkisiyle artist, futbolcu ve mankenlerin tutkularıyla, hayâlleriyle ülkülerimizi oluşturduğumuz bir süreçte,

Futbolculara ve mankenlere milyon milyon dolarları bastırıp transferlerin havada uçuştuğu bir Türkiye'de yaşıyoruz.

O sebeple  ülkemizde bilimsel faaliyetlere ne yazık ki yer verilmediği gibi, kendi çabaları ve gayretleriyle bilimsel iş yapanların da adını sanını bilen, duyan yok! Hattâ duyulmasına ve bilinmesine dahi, neredeyse izin verilmiyor...

İşte böyle bir ortamda...

Türkleri aşağılayan, Türkçe'den utanan, Türk kültürüne burun kıvıran ve bu ezikliği ruhumuza kadar nüfuz ettiren  duyguların aksine, geçmişteki söylemleri  alt üst eden hakikatleri duymak, herhalde millet olarak en çok ihtiyaç duyacağımız ve de gururumuzun oldukça okşanacağı unsurlar arasında olsa gerek.

Tatlı şok eden, ezber bozan bu belgeli iddiaların

Şüphesiz ki takdiri ve yorumu sizlere ait olacaktır..





* Bize kendinizi tanıtabilir misiniz?

Babam, Mektebi şahaneyi tıbbiye'den mezun doktor idi. Babamın arkadaşı Dr. Refik SAYDAM. Beraber Almanya'da bulunmuşlar, sonra Ankara'da birlikte olmuşlar.. Refik Saydam  Samsun'a Atatürk'le birlikte gitmiş. Atatürk'ün doktoruydu, sonra başbakan kadar oldu biliyorsunuz...

Cumhuriyet kurulduktan sonra Atatürk çok güzel bir şey yapmış. Meslek sahibi olanlara diyor ki;  "şehirlerde toplanmayın.", geri kalmış şehirlere, Anadolu'ya dağılın...  Türkiye'nin seviyesini yükseltin, memleket kalkınsın  diye. Babamı Urfa'ya gönderiyor, O zamanlar Urfa Türkiye'nin en berbat yeri. Mevcut bütün sârî hastalıklar var. Cüzzam, trahom, frengi, sıtma bütün bunlar var. Babam bütün bunlarla uğraşmak mecburiyetinde...  Ben de Urfa'da doğuyorum. Fevzi Paşa hazretlerinin  Urfa'yı ilk ziyaretleri.... o gün ben doğuyorum...

Babam Almanya'da bulunduğu için, klasik müzikle teması olmuş... Urfa'da bulunduğumuz zaman, Suriye'de Fransızlar var. Onlardan  gramofon almış. Plâklar almış. Benim ilk müzikle temasım bunlarla oluyor... Sonra Urfa'dan İzmir'e geliyoruz. İzmir'de, sevdiğim bir eser var, Bethoven'ın 5. senfonisi... İzmir'de "bit pazarı"ndan 62 Tl. piyano almışız...  12 yaşında başlıyorum piyanoya... Rosati diye bir İtalyandan ders aldım.




1938'de İstanbul'a geliyoruz, orada konservatuara gittim... Konservatuarı bitirdikten sonra da hoca oldum. Savaş da yeni bitti; ben Avrupa Avrupa diye tutturdum... Mütemadiyen piyano tekniğiyle uğraştım. Hiçbir zaman kabul etmedim elde ettiğim seviyeyi.. Durmadan konser veriyordum, ama ben kendimden hiç memnun değildim.. İstediğim seviyeyi bulamadım.. Sonra burs buldum ve İtalya'ya gittim. Agosti isimli piyanistten ders aldım... ama bir türlü istediğimi elde edemedim. Sonra bir imkanını buldum ve Paris'e gittim. 4 aylık burs aldım ve 30 yıl Paris'te kaldım.. Sonra yine istediğim tekniği  bulamadım... İleri seviyeye geldim, Artık konserler vermeye başlasam da istediğim gibi değildi. Avrupa'da 20-30 konser verdim. Uğraştım uğraştım... Beni alkışlıyorlar ama ben kendimi alkışlamıyorum. Aradığım tekniği bir türlü bulamazken, bu defa kolum sakatlandı...




10 sene müddetle piyano çalmadım. Fakat o sıralar, hattâ daha önce  Ön-Türklere başladım...

Paris'te oturuyordum, Cumhuriyet gazetesinde arasıra yazı yazıyordum. Üniversitede okurken daha, farkına varmıştım ki bizim tarihimiz doğru olamaz... Çünkü Oğuzlar geldi falan diye... Ondan önce  Mengüceklerin geldiğini öğrendim. Mengücekler, Oğuzlardan çok daha evvel gelmişler. Düşündüm ki, Anadolu köprü gibi, yani medeniyet beşiği.. 1071'i çivilemişler bize. Mengücek deyince 200 sene geriye gitti... sadece 6. hisle söylüyorum, arkeologlar ne yapıyor.. Arkeologların meslekleriyle âlâkaları yok...

Yine böyle bir makale yazıyorum. Bana paket dolusu kitap geldi. Üzerinde Kâzım Mirşan kişioğlu yazmışım. Ve ben Paris'e gittiğimde piyano tekniğini gösterir bir alfabe bulmuştum. Çünkü düşünüyorum ki bir hoca ancak 30-40 öğrenci yetiştirebilir. Binlerce piyano öğrencisi var... Benim göstermiş olduğum alfabeyle üstadlar, hocalar  tekniklerini yazarlarsa, bir çok kişi öğrenecek. Alfabenin değerinin anlaşılması için Sorbonn'a yazdım. Ankara'ya da yazdım.  Ankara'dan cevap gelmedi. Sorbonn'dan bir hafta içerisinde bana cevap geldi... Paris bilim akademisi ikiye ayrılır... "Bilimsel araştırma kabiliyetiniz var, bizimle çalışmak ister misiniz?"

Sorbonn'da etno müzikolog olarak çalışmaya başladım...Sakatlanıp ve piyanodan vazgeçmem gerektiği sırada bununla kendime teselli buldum.  10 sene  sürdü... bu süre içerisinde Ön-Türklerle uğraştım.
 

* "Tarihten Türkler çıkarılırsa ortada tarih kalmaz" sözüyle başlayalım mı?

Tarih Türklerle başlıyor. Milattan Önce milyon yılda bugünkü Tacikistan'da Karatav mağarasında başlıyor. Karatav mağarasının tarihi milyon yıl evvel  başlıyor. Sovyet eski Bilim Akademisinden  Vadim. A. Ranov’un  yapmış olduğu araştırmalarla bunu ortaya koyar. Marmara üniversitesinde bir tartışmada bulunduk, Ankara'dan gelen hocalarla... "Kim miş bu Ranov?",  öyle bir konuşuyorlar ki efendim.. yeryüzündeki bütün araştırmacıları biliyorlar, Ranov'un orda ismi yok, öyleyse olmaz falan gibilerinden.. Çünkü  onlar, sadece Amerika, Amerika diye tutturmuşlar... Amerika'nın da alçaklığı Türkleri yeryüzünden silmektir. Batılılar bunu istiyor; ve Orta Asya'yı yok etmek için Afrika'dan başlatıyor tarihi. Buna çok dikkat etmek gerekir. Afrika'da başlatıyor. Milyon yılda orada başlıyor. Sene sene  artarak milyon yılda, ki Orta Asya kişisi, milyon yılda zamanın örsünde dövülüyor dövülüyor dövülüyor, yavaş yavaş ilerlemeye başlıyor, homo sapiens meydana geliyor. bilen adam, ortaya çıkıyor. Bilen adam 35 bin tarihlidir. Kâzım Mirşan, homo sapiens için, "ÖGÜL-UQUS" der. Ögül uqus. Bence her ikisi de aynıdır. Çünkü o da 35 bindir.  Ögül uqus'dan itibaren kaya resimleri yapılmaya başlandı. ög: Felsefe demektir. Ögül; felsefeye ait. Uq: Algılamak demektir. Us: Yüce. Düşüncenin kutsal algılanması, kutsal düşünceyi algılayan kişi falan gibilerden... Kaya resimleri yapılıyor, ama 35 binden 14 bine kadar adamın kafası kaç sene geçiyor işliyor işliyor...

14 binde ortaya yazı çıkıyor, düşünceyi resimlerden ayırıyorlar. Bazı resimler şematik hale geliyor.

At resmi yapmaya başlarken, adamcağız doğrudan doğruya "haç" resmi yapıyor... Ok ucu "haç" haline gelmiş...

Doğu Anadolu’da Van’ın güneyindeki Tir-i şin Bölgesinde Çilgiri köyünde 45 cm çapında bir taş üzerinde bir yazıt bulunuyor. Bu yazıt çözüldü:

Yazıtın ortasında HAÇ işareti var. Yazı 7-8 bin yıllık yani Isa’nin doğumundan 7 bin yıl öncesi ve o yazıtın üzerinde “Haç” işareti var, (Hıristiyanlığın doğuşundan 7 bin yıl öncesi) bu haçın doğal olarak Hıristiyanlıkla ilgisi yok. Kâzım MİRŞAN’a göre, "Haç" bir Türk sembolüdür, "OQ" demektir. Türkler kendilerine iki isim vermişlerdir. Bu insanlar kendilerine Türk denmeden önce "OQ" sonra da "ON" demişlerdir. Bu ifadeler o dönem dini simge olarak yorumlanıyordu.



*  Etrüskler kimdir?

Etrüskler halis mulis Türklerdir. Baykal civarından gitmişlerdir. Ön-Türk kültürünü Asya'yı İtalya'ya getirmişlerdir. Etrüskler Avrupa kültürünün kökeninde yer almışlardır. Etrüsklerin yazısı bugünkü Latince olarak karşımıza çıkar. Türk Latin alfabesi doğrudan doğruya Etrüsk alfabesidir. Marsiliana Yazı tahtası adıyla  tanınan ders tahtasının üstündeki,  sağdan sol’a yazılmış olan ve Latin alfabesi sanılan alfabenin Etrüsk,  yani, Ön-Türk alfabesi olduğunun ortaya çıkmasıyla, Anadolu’nun dört bucağında  bulunan,bilinmeyen bir halka ait okunamayan denen ya da denmek istenen yazıtların Ön-Türkçe olduğu tasdik edilmiş bulunmaktadır...

Atatürk Etrüsklerle uğraşmış...

Atatürk’ün kendi el yazısı ile yazdıklarına bakalım şimdi de.

“Bu memleket dünyanın beklediği, asla unutamadığı bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin yıllık bir Türk beşiğidir. Beşiği rüzgarlar salladı beşikteki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın yıldırımlarından, şimşeklerinden, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu, sonra onlara alıştı, onları tabiatın babası olarak tanıdı. Onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu şimşek, yıldırım, güneş oldu, Türk oldu. Türk budur, yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”

Atatürk ne demişse, biz arayarak aynı noktalara varıyoruz. Öyle bir deha bu kadar olur...


1970 senesinde Kâzım MİRŞAN, Etrüsklerin Türk olduğunu söylemiş ve ispat etmiş... 100 tane yazı okumuş, Türk Tarih Kurumuna vermiş. Türk Tarih Kurumu raflara atmış.  Ey şaşkınlar, 1970 senesinde bunu ortaya çıkarsak, Türkiye bu hâle gelmeyecek! Eski bir Türkiye eski bir kültürün sahibi olduğumuz ortaya çıkacak ve Anadolu'yu  parçalayamayacaklar. Çünkü biz,  Anadolu'ya 1071'de değil, M.Ö. 13 bin'de gelmişiz. Türklerin tarihe sahip oluşu 16 bin yıl,  Anadolu'ya sahip olmamız, 13 bin yıl oluyor.

1071, doğrudan doğruya SEVR şartlarının başlangıcıdır. "1071'de çoban sürüsü olarak geldiniz"  ikinci olarak üzerinde ısrarla durduğum, Türkler "göçebe" değildirler, göçmen'dirler! Göçebe, kışın bir yerde oturur, kışlakta; yazın da hayvanları otlatmak üzere yazlıka çıkar. Göçmen, yeni bir yurt arayan demektir.


* "Ataürk'le birlikte kendi öz kökümüze döndük" diyorsunuz, bunu bize açabilir misiniz?

Osmanlıcayı temizlemeye başladık. Türkçesi varken ne lüzumu var.. Karşılığı olan , Türkçesi varken ne münasebet...

708'de Kuteybe denilen  o adam, Orta Asya'nın zenginliği dolayısıyla, Orta Asya'ya gitmiştir.  9 sene katliam yapmıştır, kadınları satmışlardır, erkekleri ya öldürmüştür ya da ordu kurmuşlardır. Zorla kamçıyla Osmanlıcayı öğretmişlerdir.

Ve hâlen bizim tarihçiler, akademisyenler Orhun Yazıtlarının 732 olduğunu söylerler. Ey muhterem şaşkınlar, 708'de Kuteybe Orta Asya'ya girmiş Arapçayı öğretmiş. Demek ki 732'de biz, Arapçadan vazgeçmişiz.. Çıldırırsınız! hâlâ 732.. Hâlâ bizim tarihçiler, akademisyenler.. çıldırıyorsunuz efendim!

Kardeşim adam 708'de oraya girmiş seni mecbur etmiş Arapçaya falan! Öyle yapıyorlar...Çıldırırsınız!

Çünkü hepsi cahil! Okumuşlar, mezun olmuşlar okuldan, diplomalarını almışlar, bir daha katiyen  okumamışlar! Ayrıca  edebiyat fakültesi öğrencileri , genellikle askerlikten kaçmak üzere Arkeoloji bölümüne girerler,  bütün kış bulunmazlardı, sene sonunda 400 sayfalık bir kitabı ezberlerler imtihana girerler, arkeolog olarak çıkarlar, ondan sonra bunlar müzelerde müze müdürü olarak şurda burda.. Ondan sonra karşılaşıyoruz.. Yok "kûfi" yazısıdır, kardeşim yok, o ön-Türkçe..



* Bize öğretilen tarihte ilk tarihçi Herodot olduğu bilgisiydi, bu doğru mu?

Hayır değildir. Herodot,  yarı doğru, yarı masal vari yazılar yazmıştır.


Ruslar Ön Türklüğü yavaş yavaş Ruslar kabul etmeye başladılar.  Çok güzel çalışıyorlar, çok güzel şeyler  Avrupalılar da yavaş yavaş kabul ediyorlar. Çünkü çıkmazdalar. Hint-Avrupa diye tutturdular. Hint-Avrupa dili yok!
Kürtlerin dillerinin Hint Avrupa dili olduğunu iddia ediyorlar.  Bizimkiler de bilmediği için kabul ediyorlar. Amerikalılar da Kürtlerin Türk olmadığını ispat etmeye çalışırken, Türk olduğu ortaya çıktı. Şöyleki orada Doğu Aandolu'da  Kürtlerin yoğun yaşadığı bir yerden  DNA'sını  alıyorlar,, Etrüskte de Murlu  kasabası var. Onlarda biz Etrüsklülerin devamıyız. O zamanlar Etrüsklülerin Türk olmadığı iddia ediliyordu. Murlu'dan bir parça aldılar, bakın hepsi birbirine uyuyor. Murlu kasabasındakiler  Etrüsklüler Türk olmadıklarına göre Kürtler Türk değildir, diyorlardı. 3 ay sonra Etrüsklülerin %97 Türk oldukları açığa çıknca hemen üstünü örttüler. Benim yazmadığım yer kalmadı.. Hürriyet gazetesinde çıkınca (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/7544610.asp ) oradan aldım, madde madde gösterdim. Onlarla birlikte Doğu Anadoludaki üniversitelerle birlikte çalıştılar. Sonra Kürt kelimesi Kürtçede yok. "Öküert" sıkışmış "kürt" olmuş. "aşiretin idare etme yetkisi" demektir. Etnik bir kelime değil, yönetime ait bir kelime "öküert". Alperungu han'dan bir bey aşireti "öküert"  idare etme yetkisi alıyor. Alparunga han'ı,  Alper TUNGA diye okumuşlar. Asya'da 39 tane Türkçe var. Türk tarihini bilmek için  bulunduğu yerde ve kendi orijinal dilinde çalışmak lâzım. Bizimkiler, Türk tarihini İngiltere'de Fransa'da Almanya'da arıyor. İngilizler İngilizceyi Ankara'da mı öğreniyorlar?

Amerika'nın söylediği şu; "kısa sürede Türkiye'de Amerikan kültüründen geçmemiş kimse kalmayacaktır.". Prensip bu!

Yani Türk kültürünü yok edeceksin!

Orta Asya'yı yok etmek için söylediğim gibi, Afrika'dan başlatıyor adam, utanmadan! Milyarlar harcıyor... Bizimkiler de, hocalarımız,  Afrika'dan başlattığını kabul ediyorlar. Biz bahsettiğimiz zaman Türklerden:

"Biz onu kabul etmiyoruz. Bizim için makbûl değil."
"Neden kabul etmiyorsunz?" "Neden makbûl değil?" dediğimde,

"Bakın benimle alay ediyorsunuz, madem bu yanlış; okuyun bunu ve bana söyleyin"...

Ses seda yok!

İlk televizyona çıktığım da, Anayurt'u reddeden Tarihçi Sina AKŞİN konuşacaktı. "Anayurt diye bir şey yok, o destani iddialardır." diyor. Çünkü, Türk tarihini gitmiş, Smithsonian üniversitesinde California'da  öğrenmiş. Türkçe'yi berbat etti. "Yurt" kelimesini aldı. Çadır için "yurt" diyor. Bizde, Anadolu'da, Asya Türklerinde yurt, "toprak" "vatan" anlamına gelir. İngilizler "çadır" anlamında kullanır. Bizim şaşkın da yurt'u "çadır" anlamında tutturuyor. Bizimkiler de "yurt" diye kabul ediyor onu. Çıldırıyorum...


*  Ön-Türk kültürü nedir? Tanımlayabilir misiniz?

Dünya kültürünün kökenini  teşkil eden kültürdür. Yazı, yazının içeriği olan düşünce ve kültür, din ve tekerlek Türkler tarafından hediye edilmiştir.  İlk siyasal kuruluşlar; kurultaylar'larda tarihte ilk kere. Seçim ile AT-ATA'nın seçilmesi fikri uygulanmış. Türkler, demokrasiye de ilk adımlarını atmışlar. İlk kağıdı bulanlar Türklerdir. Kâzım Mirşan ortaya çıkardı.  Miran kenti vardır, onun yakınında  Ruslar "atom bombası" tecrübesi yaptılar ki bunlar kaybolsun diye...


*  Türkçe 41 dil'den meydana gelir. 39'u Asya'da bulunur. 39 tane Türkçe, muazzam  bir hazinedir. Ve ben yazarım zaten, çocuklar lise de  eğer politikayla, ticaretle uğraşacaklarsa İngilizce öğrensinler. Fakat bunun yaşındaki çocuklar, kültür dili olarak isterlerse Almancayı, Fransızcayı öğrenebilirler. Fakat asıl öğrenecekleri en aşağı bir tane esas dilimizdir. Şeyden başlarım ben, Yakutlardan.. Yakutlar en az karışmıştır. Çünkü kuzeye çıkmıştır, karışmamıştır. Yani  buzdolabındaki Türkçedir o. Sonra Kırgızlar. Kırgızlar çok mühim Çünkü, Pamir yaylasında  uygarlık doğmuştur. Pamir yaylasında ilk Kırgızlardır.  En eski Türkçe'dir. Ve ben bunu Paris'te öğrendim biliyor musunuz, Türkiye'de değil!

*  Tarihte ilk üniversiteyi açan Türklerdir, diyorsunuz...

Evet, İB-İS BOLIQ'larda, BOLIQ: Site demektir. İB: Düşünce İS: Düzenli demek.

"düzenli düşünce siteleri"nde, yani tarihteki ilk "üniversiteler"de öğretmişler.


*  Felsefenin temeli Türklerdir, İlk kurultayları kuran, seçimi yapan, demokrasiyi yaşatan, yazının doğuşu, kağıdı bulan Türklerdir, diyorsunuz. Buna göre Türk kimdir, Türk'ün kelime anlamı nedir?

Türk bütün bunlardır.


*  "Tanrıdan geliş, Tanrıya dönüş"...

Çünkü Ön-Türk kişisi önce bunu düşünmüştür. Mevsimler, jeo fizikle meşgul olmuşlar. Sormuşlar ÖGÜL UQUS  Homo sapiens, bilen adam. Bakıyor birden  hava değişiyor kar yağıyor, değişiyor çiçekler açıyor, derken ortalık kupkuru oluyor... Mevsimler, yıldırım, felaket bir şey onlar için.. gökten ateş iniyor yeryüzüne.. Sonra o ateşi yakıyor, onun ateşi de gökyüzüne çıkıyor. Bunları adam izah edemiyor. Nasıl oluyor da bu gökyüzüne çıkıyor, diye.. Ve onun için ateş kültürü var. Neden? Vücudu yakıyorlar, ateş alsın da onu Tanrı'ya götürsün diye. Başka çareleri yok. Ya kuş olacaktır...

Zaten Budizmin kökeni de Türklere aittir.


*Tek Tanrı kavramı'na sahip olarak, Tarihte din'e ayak basmışlar.

"Tanrıya erişme ruhuna sahip halkın Tanrıya aşması..."
Türklerin dinsiz olduğu iddialarına bu tek cümle kısa ve veciz bir cevaptır.

Türkler tarihe, "insan üstü bir kudretin" Allah'ın varlığını kabul ederek ayak basmışlardır.
Batı, ısrarla Türkleri Şamandırlar derler. Şamanizm bir din değil, sihir âyinleri serisi ve sihirle icra edilen her derde deva bir tür hekimliktir.


*Türklerin sanatla, müzikle olan ilgisi ne durumdadır?

Heykel ve resim sanatı başlıyor.. Adamlar yazı yazıyorlar. M.Ö. 14 bin'de

Daha önce resim yapıyor. Kayalara resimler yapıyor. Fakat resimler çok mühim. Resimler, natürist resim değil. Düşünce ifade ediyor sadece.

Avrupa'da resimleri görüyorsunuz, geyik resmi yapmış adamcağız; sakalı, bıyığı... gayet güzel işlenmiş. Bizimkilere bakıyorsunuz şema halinde. Fikri ifade ediyor sadece.

Bakın diyorlar, Avrupalılar ne kadar ileride ne güzel resim yapmışlar. Onlar kopyalamış doğrudan doğruya. Bu kendi kafasından, onu yapmış. Çünkü  geyiğin her tarafını kullanmış. Derisi, boynuzunu, gözünü, bağırsağını... kullanmadığı hiçbir şey yok.

Düşünceler öyle başlıyor. Konuştuğunu resime döküyor, sonra yazıya...

*"Göktürk imparatorluğu''nu Batı uydurdu" diyor,  Kâzım MİRŞAN hocamız. Bu konuda ne diyorsunuz?

Gök kelimesi yok! Yanlış okuyorlar. iki tane "k" harfi vardır. İki tane "k" harfini görünce "kök" diye okuyorlar. "ök" diyorlar "gök" diyorlar... Gök değil, iki "k" "ökök"diye okunur; ve böyle bir kelime yok Türkçede, "ökük" var. "ök", yönetim anlamına gelir. "ük", şuurunda olmak demektir,  algılamak...

"ökük" tanrısal demektir. Ökük türük, Tanrısal insan, rabbani Türk demektir.

Onu kalkmışlar, ökük'ü "gök" yapmışlar.

Bir televizyon programında konuşurken Asya Türklerinden gelen belge geçerle,"biz bilmiyoruz, böyle bir imparatorluk diye bir şey yok bizim tarihimizde, bilmiyoruz" diyorlar. Bizimkiler hâlâ var diyorlar!

Göktürk tarihi Batılılar tarafından uydurulmuş. Jean Paul Roux’nun "Türklerin Tarihi" adlı kitabında Göktürk İmparatorluğunun 525’de Bumin Han tarafından kurulduğu iddia edilir. Orta Asya Türkçelerini bilmediği için de hocalarımız bu kitabin içeriğini Fransızca ’dan çevirip hap gibi Türk Tarihi diye bize sunmuşlar. Oysa kitabin yazarı J.P.Roux "Bumin" sözcüğünün anlamından haberi yok. Doğrusu "Bumin" "halklarım" anlamındadır. Bumin Han diye biri yoktur, "Bumin Kaan İstemi" cümlesi vardır. "Halka istemi han" anlamına gelir.

Bumin Kaan İstemi Milattan Önce  879’da Türükbil egemenliğini, Türük Egemenliğini, Türük Konfederasyonunu kurmuştur. Batılılar M.Ö. 879’da mevcut olabilecek bir Türk devletini kabul edemeyeceği için Bumin Kaan İstemi adını yok saymayı tercih etmiştir.

Öte yandan Göktürk İmparatorluğunun kuruluş ve var oluş bilgileri diye hiçbir belge ve yazıt yoktur. Verilen bilgilerde Türükbil Tarihinin bilgileridir.



Devamı var...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

27 Nisan 2013 Cumartesi

İki Gözüm Bu İşin Yok Kürt'ü Türk'ü



















Kanla kazandığımız vatan'ımız talan edilmek isteniyor... 

Emperyalist canavar güçler, dişini Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne geçirmek suretiyle saldırılarını hızlandırıyor...

Sözüm: Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye Halkı Türk Milleti'ne:


Mustafa Kemal ATATÜRK'ün yaktığı ateş

Ateş değil bir kardeşlik şerbeti...

Bu şerbeti içen Türkülerin en güzelini söyler...

Güzel ülkemin Kürdü Türkü

Birlikte söyleyelim Türkü...

Bu Türk'üde kavuşan el âlem değil, can ile canan'dır

Şimdi Türküm demenin tam zamanı

İki gözüm bu işin yok Kürt'ü Türk'ü

Bin bir nakışla işlediğimiz kilimler...

Şimdi Türküm demenin tam zamanı

Dört nala geldiğimiz uzak Asya'dan...

Ata yurdumuz, 

İlle Anadolu


Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)


16 Mayıs 2012 Çarşamba

Dün...















16 Mayıs 1919...




"Bandırma Vapuru Kız Kulesi önüne geldiğinde İngilizler tarafından durduruldu ve bir binbaşı eşliğindeki işgalciler tarafından tepeden tırnağa arandı.

(...)

Vapur, düşman zırhlıları arasında ilerlemeye başlayınca Mustafa Kemal güvertede arkadaşlarına döndü ve "Bunlar işte böyle yalnız demire, çeliğe, silah kuvvetine dayanırlar. Bildikleri şey yalnız madde! Bunlar hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar.

Biz, Anadolu'ya ne silah, ne cephane götürüyoruz; biz ideal ve imanı götürüyoruz!" dedi." İşgal ve Direniş sf:100, Hulki Cevizoğlu




Osmanlı Devleti yıkık, harabe ve darmadağın...


Vatan toprakları paramparça...


Üzerinde yaşadığımız Anadolu toprakları,


Emperyalizmin kontrolünde Ermenistan, Kürdistan...


Sözde devletçiklere bölünme hayalleri ve planlarıyla çığlık çığlığa...


Anadolu işgal altında...


"Dün;

Hükümet âciz, haysiyetsiz ve korkaktı!...

Devlet içten ve dıştan çökertilmeye çalışılıyordu.

Yabancı memurlar ve ajanlar yurdun her yanında faaliyette idi!..

"Demiryolları bizim değildi!

Kömür, şehir ışıkları ve suları, rıhtımlar, limanlar bizim değildi!

"Bu memleketin size ait olduğunu söylüyorsunuz. Neniz var bu topraklarda?" deseler, öz canımız ve camilerimizi gösterebilirdik!

Değil bankamız, bankalarda çalışan Türk memuru yoktu!

İtalyan, Balkan, 1. Dünya Harbi ve Kurtuluş Savaşı sırasında iç ve dış tahriklerle irili ufaklı 60 kadar isyan olmuştu!


Padişah, halife, vezirler ve paşalar millete ihanet etmişlerdi...


Nice edebiyatçılar, şairler halka sövmüşlerdi.." İşgal ve Direniş, Hulki CEVİZOĞLU


Ve...

19 Mayıs 1919 Sabahı,


Mustafa Kemal Paşa Samsun'da...



Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

11 Ekim 2010 Pazartesi

Has Sanatçı
















"Ödülü hak edip sahip olamamak, sahip olup hak edememekten iyidir."


Bir televizyon kanalında "Ey özgürlük" şarkısı çalıyor... Bu şarkıyı dinlerken, şüphesiz ki herkes gibi ruhumun derinliğinde "özgürlük" coşkusunu bekliyorum; ama ne yazık ki ben, bu duyguyu ruhumda hissetmediğim gibi bilakis zihnimde tam tersi duygular oluştu...

Nasıl mı?

Bir defa benim özgürlük anlayışımda;

Anadolu insanının özgürlüğü... Temiz ve dupduru sevginin tüm insanları kucaklaması... paylaşımcı duyguların hakim kıldığı, insan vicdanının susmadığı, sorgulayıcı ve insanın insana kulluğun yok edildiği bir anlayışın egemenliği vardır! Anadolu türkülerini, ezgilerini ve halk ozanlarmızı dinlediğim zaman işte bu duyguların ruhumu sardığını hissediyorum...

Öte yandan "Ey özgürlük" gibi "özgün" şarkıların özgürlüğü hatırlatması sadece sözde kalıyor. Mesela bir takım kendilerini "aydın" diye nitelendiren kesimin özüne inildiğinde, ortada sadece ve sadece gerçek halkın gerçek yaşamından çok uzakta, kendilerince oluşturdukları yepyeni bir zümrenin varlığı görülecektir.


Sanat, toplumların yaşamlarıyla birlikte duydukları acı ve mutlulukların ortaya çıkarılması için vardır! Zira sanat, ruh ve sezinlerle ortaya çıkar. Yani ruhun dışa vurumudur sanat. Tıpkı Anadolu insanımızın hissettiği doğruluk, hürmet, ve şükran duygularını sazıyla, sözüyle dile getirdiği gibi... Doğaldır her davranışı... Ardından bir çıkar gözetmeksizin hareket eder...


O halde sanatçılar da bu duyguları dile getirirken gerçek sorunları ve bu sorunların kaynağı olan toplumun hislerini birebir anlayarak yaşamalı; ve onların acılarına, sevinçlerine ortak olmalıdırlar. Yoksa bir eğlence ortamında ya da bir konser ortamında yazılmış bir şiiri okuyarak, söyleyerek kibirle kendilerini ayrıcalıklı zümreye dahil etmekle aydın olamazlar!


Demek ki halkın gerçek sorunlarıyla birlikte insanlığın önünde bulunan tehlikelerin önce farkına varmak ve bunu da halka bir şekilde hissettirerek onların aydınlamasına, örnek olmakla sorumludur sanatçı. Onların ruhlarını yakından tanımak, onlar gibi hissedip birlikte gülüp, ağlamaktır sanatçı ve aydın olmanın özelliği...


Demem o ki... Ben has sanatçıhissederek anlarım... Görerek bakarak değil! Beni hiç ilgilendirmiyor "entel" giyimi, "entel" yaşamı... Beni asıl ilgilendiren şey; sanatçının halka ne kadar yakın olduğuyla ilgilidir... Şöhret ve münevver sahibi insanların, mensubu olduğu toplumların belirli düşünce ve kalıplarıyla şekillenmiş ve kendilerine bu düşünce üzerinden yer edinenlerin asıl, "bilmediklerini bilen" sade vatandaşların hislerine ortak olamayışlarıdır problem olan...


Öte yandan sanat ve sanatçı üzerindeki çeşitli görüşlerinin yanında farklı bir yaklaşım noktasına dikkat çeken Rousseau'ya göre;

"eğlendirici sanatlar ve gösteriş etkinliklerinin ülkede yaygınlaşması kralları daima hoşnut etmiştir. Bu yolla vatandaşlarını köleliğe alışkın bir şekilde doyurmuş olur ve halkın bu ihtiyaçlanma biçimlerinin kendileri için bağlayıcı birer tasma olduğunu iyi bilirler. Sözgelimi Büyük İskender, geçimini balıkçılıkla sağlayan topluluklar üzerinde tahakküm sağlamak için onların balığa olan düşkünlüğünü kırmış ve öteki kesimlerin sahip olduğu beslenme alışkanlıklarını onlara da kazandırmaya çalışmıştır."

Bilmem, sanki benim de anlatmak istediğim... tam bu noktada birleşiyor sanki.

Ne dersiniz?


Sevgi ve saygılarımla!